Komünizm ve sosyalizm hakkında, yeri ve zamanı geldiğinde, gerek teorik ve gerekse pratik reel sosyalizm-komünizm hakkında sosyolojik ve felsefi olarak bu konu ile ilgili düşüncelerimizi ortaya koyarak bu sistemi eleştirdiğimizi yazılarımızı takip eden okuyucular bilir. 1917 yılında Rus Neo-Milliyetçileri (Bolşevikler) önderliğinde Çarlık Rusyasına karşı başlatılan bir ayaklanma ile iktidarı ele geçirerek adına "proletarya devleti" dedikleri rejim, özünde Rus orta sınıfının eğitimli kesimlerinin gençleri komünizm kamuflajıyla Rus orta sınıfının yeni tip Milliyetçi bürokratik ve totaliter diktatörlüğünü kurmuşlardı. Adına reel Sosyalist-Komünist adını verdikleri sistemin uygulandığı toplumlara neler getirdiği ve neleri götürdüğü konusu 70 yıllık rejim pratiğindeki uygulamalarında saklıdır. Bu makalede, adı geçen sistemin çöküş nedenini ve eleştirilere tabi tuttuğumuz sosyolojik ve felsefi detaylarına şimdilik girmeyeceğim. Üzerinde yaşadığımız topraklarda gündem çok hızlı ilerliyor. Yüz yıldır hakları gasp edilmiş ulus ve toplumlar -ki bu ulusların lokomotifini Kürtler oluşturuyor- şu an önlerine altın bir fırsat doğmuş durumda. Bu süreci iyi tahlil edemeyip dost ve düşman kavramlarını yerli yerine oturtmazlarsa, her zaman yanılmaya ve eskiden olduğu gibi çuvallanmaya mahkum olurlar. Bu hayati ve kritik tarihi süreçte sosyalizm-komünizm yanılsaması ve bu yanılsamanın Türkiye’deki kardeş bir ideoloji olan Kemalizm ileti ile uyutulmuş/ uyuşturulmuş bir kısım Kürtler hala kandırılmaya ve kullanılmaya açık durumdalar. Kürtlerin yaşadıkları bunca trajedilere bakıldığında çok şaşırtıcı bir durum ortaya çıkıyor.
Yüz yıllık tekçi ve inkârcı Cumhuriyet rejiminde, iki ezeli siyasi rakip (şimdiki Neo-Osmanlıcı ve Neo-İttihatçı ittifak ile ulusalcı ve milliyetçi Kemalistler arasındaki mücadele) arasında kızışan rant ve iktidar kavgasında Kürtleri koltuk değneği olarak kullanmaya çalışmaları ve bazı Kürtlerin bu türdeki kullanılmaya teşne olduklarını görmek çok acıtıcı bir durum. Eskisi kadar olmasa da, Kürtlerin önemli bir kesimi -özellikle laik ve seküler olarak geçinen Kürtler- hala Kemalizme olan ilgi ve aşklarının sürüyor olması ciddi bir handikaptır. Tekrar söylüyoruz, Kemalizm bayrakları altında yapılan yürüyüş ve protestoların, demokrasi ile, özgürlüklerle barış ve empati ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Konuşmalarına, açtıkları pankartlara ve attıkları sloganlara bakın bunu anlarsınız. Kürtler için ulusal onur belgesi olan bayrağa "paçavra" diyen, Kürtlerin ulusal mücadele kahramanı Şeyh Said'e "Biz demlenmeyiz asarız" diye karikatürlü dövizler taşıyan bir kitleden barış, demokrasi ve özgürlük beklenir mi? Şimdi bazı yüzsüz ve yalancılar çıkıp; "Böylesi kitlesel gösterilerde bu tür şeyler olabilir. " diyebilir külliyen yalan. Kürtlerin değerlerine hakaret edilirken alkış tufanı koparanlar, Kürtlerin kutsallarına dil uzatan bu ırkçı densizlere "Hop orda durun! Kürt halkının değerlerine hakaret edemezsiniz" diyen birileri çıktı mı? Hayır. Peki böylesi ırkçı eylem ve toplantılara CHP'nin ısrarla Kürtleri mitinglerine katılma çağrısı yaparak o meydanlarda kaçınılmaz olarak Kürtler aleyhinde atılan sloganlarda ulus olarak onları aşağılayan, değerlerine hakaret edenlerle bir arada olmayı tavsiye etme cüretini nereden alıyor? Tabi ki Kürtlerin üzerinde yıllarca vesayet kurmuş Kürt Kemalistlerden.
Peki bu hengame neyin nesi? Bizzat CHP’li kişiler tarafından yapılan rüşvetlerle ilgili savcılıklara yapılan resmi şikayetler nedeniyle CHP’li belediyelerde yapılan yolsuzluklar ve rüşvet çarkında pay alamayanlar veya CHP’li müteahhitlerden de iş karşılığı rüşvet alan başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilçe belediyelerden ayyuka çıkan söylentiler, mal bulmuş mağribi gibi bu olayın üzerine atlayan otokrat rejim düğmeye basarak operasyonları başlattığını kaç kişi biliyor. Şimdi bazı kişiler diyor ki; "23 yıldır bu iktidar Belediyeleri ve yönetim ülkeyi soyup soğana çevirdi neden operasyonlar yapılmadı?" Doğru adı üzerinde hırsız ve otokrat bir rejim var ortada. Peki bizler, yani mağdurlar neyi savunuyoruz? savunma şöyle mi olmalı? "Eee 23 yıldır bunlar soydu. Bize yakın olanlarda biraz götürmüşse ne olmuş yani?" Kendimizi böyle mi avutacağız? Eee o zaman sizin onlardan ne farkınız var? 86 milyon insanın Cumhurbaşkanlığına soyunmuş bir insan (Ekrem İmamoğlu) samimi ve dürüst olsa idi, şunu demesi gerekirdi: "Cumhurbaşkanlığı adaylığımı erteliyorum. Bana atılan iftira ve lekeyi 86 milyon önünde silip temize çıkarıp öyle döneceğim. Peki öyle diyor mu? Hayır. Sözde Muhaliflerin mağduriyet durumlarına yatarak insanları sokağa çıkmaya teşvik ediyor. Ekrem İmamoğlu bu ülkenin yüz yıllık dağ gibi birikmiş sorunlarına çözüm getirebilecek ne bir entelektüel ne de bilgi birikimine sahip bir kişi. Zaten radikal demokratik değişikliklere hiç te niyeti de yok. Bütün kötülüklerin anası olan ırkçı askeri darbe anayasayı tümden değiştirip çağdaş, özgürlükçü ve her kesimin kendini içinde bulabileceği yeni bir anayasa vaadi var mı? Yok. Tersine tekçi ve ırkçı maddeleri “kırmızı çizgi” olarak görüyor. Yaptığı tek şey demagoji yapmak.
Kürtler de dahil toplumun hafızası zayıf olduğu için, ağızlardan farkına varmadan kaçan gerçek niyetleri ya algılayamıyor ya da çabuk unutuyorlar. Hazret göğsünü gere gere "Ben Topal Osman'ın torunuyum" demişti. Anlayan anlar. Peki Topal Osman onun biyolojik atası mı? Hayır. Aslında şu mesajı veriyor; "Şartlar o dönemi aratırsa Topal Osman'ın yolundayım" demeye getiriyor. Daha önceleri bir şey daha söylemişti. İstanbul'un fethi döneminde burçlara üç hilalli Osmanlı bayrağını diken Ulubatlı Hasan'a yaptığı güzellemeler var. Bütün bunlar bilinçaltı istilacı ve fetihçi bir ruh halini yansıtıyor. Barbarlık döneminde yapılmış fetihleri 21. yy’a taşıyarak bu yapılanları iftiharla savunmak neyin kanıtı? Siz hiç Amerikalı beyazların Kızılderili topraklarını ilhakının yıldönümünü kutlandığını veya Avrupalı sömürgecilerin sömürge ülkeleri işgal ettiklerinin yıldönümlerini kutladıklarına şahit oldunuz mu? Olamazsınız. Evet barbarlık döneminde bunları dedeleriniz yapmış, olmuş bitmiş. Bunu o dönemin katledilen Rumların torunlarının gözlerinin içine sokarak neyi anlatmaya ve ispatlamaya çalışıyorsunuz? uyduruktan "Enternasyonalist komünist şair" lakaplı Türk şovenisti Nazım Hikmet şoven karakterini şiir dizelerine şöyle yansıtmıştı; "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim." Sözüm ona bu şiirin her tarafından ırkçılık ve şovenizm kokuyor. Bu toprakların kendilerinin nasıl olduğunu da bir açıklasaydı bari. Onun bu dizelerini Irkçı parti genel başkanı Alpaslan Türkeş partisinin kongresinde coşkuyla okumuştu.
Peki Topal Osman kimdir ve ne yapmıştır? Topal'ın yediği haltlar saymakla bitmez. Bir kaç tanesiyle yetinelim.1919-1921 arası Koçgiri Alevi Kürtlerinin tekçi ve inkarcı yapılanmaya karşı başlattıkları ulusal özgürlük isyanında, Topal Osman on binlerce Kürdü katletmiş, kadınlarına tecavüz etmiş, talanlar yapmıştır. Yine Ermeni ve Pontus Rumlarına saldırarak on binlerce çocuk, kadın demeden katliamlar yapmış binlerce kadına tecavüz edilmiş ve yağmalar yapmıştır. Irkçı ve şoven TKP'liler bu konu üzerinde hiç durmasalar da, dönemin TKP genel sekreteri Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de boğdurulmasında Mustafa Kemal'in emri ve bilgisi dahilinde görevlendirdiği Topal Osman, ikna ettiği sahildeki amele başı Kahya Yahya vasıtasıyla Mustafa Suphi ve merkez komite üyelerini Karadeniz’de boğdurmuş, Suphi'nin Rus eşinin başına getirilenler sıradan her insanın yüreğini yakmıştı. TKP ne yapmıştı? 1937-38 Dersim soykırımında, Kominterne yalan dosyalar göndererek "Türkiye de vuku bulan hadise ilerici ve reformcu Kemalist yönetim ile gerici Kürt feodalleri arasında cereyan eden olaylar" olarak göstererek soykırımcı rejimi komünizm adına aklamıştı. Kürtler ise bu yaşananlardan ciddi anlamda dersler çıkaramamışlardı.
Yıllarca Türk ırkçı ve şovenleri, komünizm ve sosyalizm bahanesiyle Kürtleri kandırıp durmuşlardı. Kürtler: "Ulusal varlığımız, dilimiz ve kültürümüz yok sayılarak baskı altına alınmış, siz emek ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz, bizim sorunumuz ise öncelikle ulusal kurtuluş mücadelesidir. Onun için ayrı örgütlenmeliyiz" dediklerinde bu şovenler; "Olur mu? Siz açıkça milliyetçilik yapıyorsunuz, milliyetçilik işçi sınıfı mücadelesini böler. Birlikte mücadele edip sosyalizmi kurduktan sonra ulusal sorununuz zaten çözülür" Yani "mahşeri bekleyin" diyorlardı. şimdi ne durumdalar? Bindelik ve yüzde birlik destekleri var kendi halkından. Kürtler, bu asalak bar gevezelerini mazlum Kürtlerin sırtlarından meclise taşımaya bir an evvel son vermeli, sömürgeci düzen partilerine yapılan ziyaretlerin bir kısmını da Kürt parti ve oluşumlara ayırmalı, ulusal birlik çatısı altında kenetlenmelidirler. Çünkü zaman daralıyor.