ABD Senatosu’nda Suriye Oturumu: Kürtler İçin Soykırım Uyarısı, Koruma Yasası Çağrısı

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Suriye’nin geleceği ve Beşar Esad sonrası Amerikan politikasını ele almak üzere resmî ve açık bir oturum düzenledi.
Oturumda konuşan, ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun (USCIRF) eski başkanı Nadine Maenza, önümüzdeki dört yıl içinde Suriye’deki yeni yönetimlerin politikalarında temel bir değişiklik yaşanmaması halinde yeni soykırımların meydana gelebileceği uyarısında bulundu.
Maenza, ABD Kongresi’ndeki konuşmasında, son dönemde Suriye’nin resmî güvenlik yapısına entegre edilen güçlerin Kürt savaşçılara yönelik infaz ve işkence uyguladığına dair “son derece endişe verici kanıtlar” bulunduğunu söyledi.
Maenza, “Kürtleri Koruma Yasası”nın kabul edilmesi çağrısında bulunarak, ABD’nin Şam ile kuracağı her türlü temasın ya da ilişkilerin normalleştirilmesinin, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin korunmasına yönelik somut garantilere bağlanması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) tarafından inşa edilen çoğulcu yönetim modelinin ciddi bir tehdit altında olduğunu, çünkü “İslamcı” unsurların yeni Suriye devlet kurumlarında komuta pozisyonlarına getirildiğini ifade etti.
Maenza, 29 Ocak’ta DSG ile Geçiş Hükümeti arasında imzalanan anlaşmaya da değinerek, bu mutabakatın şu aşamada uygulama düzeyine bakılmadan değerlendirilemeyeceğini söyledi. Kürtlere yalnızca sembolik yetkiler verilmesinin, savaş suçlarıyla suçlanan kişilerin üst düzey görevlere atanmasının ve uluslararası yaptırımlara tabi isimlerin sistemde yer almasının, Kürtlere yönelik eşit yurttaşlık vaatlerini gerçek ve varoluşsal tehditlerle karşı karşıya bıraktığını dile getirdi.
Oturumda konuşan Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü araştırmacısı Andrew Tabler ise, Suriye’deki geçiş sürecinde Şam’daki yönetim modelinin hâlâ aşırı merkeziyetçi olduğunu belirterek, farklı bileşenlerle yürütülen sürecin gerçek bir ortaklıktan ziyade resmî bir danışma mekanizması olduğunu söyledi.
Tabler, DSG ile Şam arasındaki anlaşmaya rağmen Kürt aktörlerin ulusal diyalog sürecinden dışlanmasının, Suriye’nin kuzey ve doğusunda kurulmak istenen yeni sistemin meşruiyetini zedeleyeceğini ifade etti. Ayrıca Senato Dış İlişkiler Komitesi’ni, güvenlik kurumlarının entegrasyon sürecinin gerçek bir kurumsal reformdan çok “eski yapının makyajlanmasına” benzediği konusunda uyardı.
Tabler, Türkiye destekli gruplar da dahil olmak üzere çok sayıda silahlı milisin hâlâ bağımsız komuta alanlarına sahip olduğunu, bunun Kürt çoğunluklu bölgelerde egemenlik boşluğu ve kaos yarattığını söyledi.
Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ise ABD’nin yeni Suriye hükümetinin Kürt müttefiklerine karşı kötü uygulamalara yönelmemesi için aktif bir garanti mekanizması üstlenmesi gerektiğini belirtti. Jeffrey, 29 Ocak anlaşmasının ilerlediğini ancak Washington’un Kürt haklarının açık savunucusu olması gerektiğini vurguladı.
Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli üyelerinden Gregory Meeks, Suriye’de dini ve etnik gruplara yönelik şiddetin arttığına, ibadethanelere yönelik saldırıların ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti. Meeks, bunun Esad sonrası kapsayıcı bir Suriye inşa etme umutlarını tehlikeye attığını söyledi.
Meeks, DSG’nin hâlâ ABD’nin terörle mücadeledeki en önemli ortaklarından biri olduğunu belirterek, IŞİD’i yenen Kürtlerin ve Washington’un müttefiklerinin bugün yeni bir şiddet ve güvensizlik dalgasıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti. 29 Ocak anlaşmasını desteklediğini belirten Meeks, Şam yönetiminden somut ve bağlayıcı uygulamalar beklediklerini dile getirdi.
Senatör Brian Mast ise, Suriye’nin hâlâ ABD’nin beklentilerinden çok uzak olduğunu belirterek, Dürziler, Kürtler ve ABD müttefiklerine yönelik son uygulamaların yanlış bir yolda ilerlendiğini gösterdiğini söyledi.
Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi ve Brookings Enstitüsü misafir araştırmacısı Dr. Mara Karlin de Şam yönetiminin aşırı merkeziyetçi “tekçi Suriye” modeli oluşturmaya çalıştığını, buna karşın DSG’nin yerinden yönetimi esas alan bir modeli savunduğunu ifade etti.
Karlin, Kürtler açısından gerçek entegrasyonun ancak güvenlik garantileriyle mümkün olabileceğini vurgulayarak, bunun Kürtlerin siyasi ve kültürel geleceği için hayati önemde olduğunu söyledi. Kürtçenin ulusal dil olarak tanınmasının önemli bir adım olacağını belirten Karlin, ABD ve uluslararası topluma yeni saldırıların önlenmesi ve Kürtlerin aceleci ve yüzeysel çözümler uğruna feda edilmemesi çağrısında bulundu.
Son güncellenme: 23:20:16



































































































































































































