Jeopolitik Tıkanma : Küresel Güç Dönüşümünde ''Süveyş Analojisi''

Trump’ın İran’a yönelik “Maksimum Baskı” stratejisi, tıpkı 1956 Süveyş Krizi’nde İngiltere’nin düştüğü hata gibi, karşı tarafın asimetrik direncini ve küresel ticaret hatlarının kırılganlığını yeterince hesaba katamadı. Bu nedenle Washington, İran’ı geri adım attırmak yerine bölgesel gerilimleri artırırken, ortaya çıkan tablo kapsamlı bir barıştan çok silahların gölgesinde şekillenen kırılgan bir “soğuk barış” ihtimaline işaret ediyor.

18 Haziran 2026 - 10:43
18 Haziran 2026 - 10:43
 0
Jeopolitik Tıkanma : Küresel Güç Dönüşümünde ''Süveyş Analojisi''

Maksimum Baskı Stratejisi Tam Anlamıyla Neden Başarıya Ulaşmadı:

Özet

Donald Trump yönetiminin (2017-2021) İran’a yönelik yürürlüğe koyduğu “Maksimum Baskı” stratejisi, tek taraflı ekonomik yaptırımlar ve finansal izolasyon yoluyla Tahran’ı yeni bir nükleer anlaşmaya zorlamayı ve bölgesel nüfuzunu kırmayı hedeflemiştir. Ancak bu strateji, hedef aktörün asimetrik direnç kapasitesi ve küresel ticaret hatlarının bağımlılıkları nedeniyle yapısal sınırlara çarpmıştır. Bu çalışma, Maksimum Baskı stratejisinin başarısızlık dinamiklerini, uluslararası ilişkiler literatüründeki "Süveyş Analojisi" (Suez Analogy) kavramsal çapası üzerinden incelemektedir.

1956 Süveyş Krizi’nde İngiltere’nin düştüğü rasyonalizasyon hatası ile modern dönemde Washington’ın finansal hegemonyaya dayalı zorlayıcı diplomasisi arasındaki yapısal paralellikler ele alınırken; İsrail’in bölge jeopolitiğindeki rolünün 1956’daki "taktiksel uygulayıcı" konumundan modern dönemin "doktriner mimarı" konumuna evrilmesi bütünsel bir perspektifle analiz edilmektedir.

GİRİŞ

Zorlayıcı Diplomasi ve Algısal Hatalar

Uluslararası ilişkiler teorisinde, büyük güçlerin dış politika yapım süreçlerinde ve kriz anlarında geçmiş tarihsel olayları birer algısal süzgeç olarak kullanması "tarihsel analojiler" kavramıyla açıklanır (Jervis, 1976). Karar alıcılar, karşılarındaki asimetrik tehditleri rasyonalize ederken çoğunlukla geçmişteki başarı veya başarısızlık modellerini birer şablon olarak kabul ederler.

Donald Trump yönetiminin 2018 yılında Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilerek başlattığı "Maksimum Baskı" stratejisi, ekonomik gücün tek başına siyasi netice doğurabileceğine olan sarsılmaz bir inanca dayanıyordu. Ancak stratejinin arzu edilen düzeyde başarıya ulaşamaması, rasyonalite modellemelerinde küresel deniz ticareti koridorlarının kırılganlığının ve hedef aktörün asimetrik yanıt kapasitesinin doğru hesaplanamadığını göstermiştir. Bu stratejik kör noktayı ve yapısal sınırları anlamak adına başvurulacak en işlevsel tarihsel çapa (conceptual anchor), 1956 Süveyş Kanalı Krizi’dir.

1. 1956 Süveyş’ten Modern Döneme: İngiltere’nin Rasyonalizasyon Hatası ve Güç İllüzyonu

1956 yılında Mısır lideri Cemal Abdünnasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirme hamlesi, dönemin gerileyen sömürgeci gücü İngiltere için sömürgeci imparatorluk prestijine ve Ortadoğu’daki hegemonik varlığına vurulmuş varoluşsal bir darbe olarak algılanmıştı (Finer, 1964). Dönemin İngiltere Başbakanı Anthony Eden, bu krizi rasyonalize ederken iki ölümcül hata yapmıştır:

Asimetrik Direnci Hafife Alma: Londra, Nasır’ı "Nil’in Mussolini’si" olarak kodlayarak rasyonel olmayan bir indirgemeciliğe düşmüştür. İngiliz elitleri, konvansiyonel askeri üstünlüğün, anti-kolonyal Arap milliyetçiliğinin toplumsal meşruiyetini arkasına alan bir rejimi tek hamlede yıkabileceğini varsaymıştır .

Sistemik Dönüşümü Okuyamama: İngiltere, II. Dünya Savaşı sonrasında küresel sistemin merkezkaç kuvvetinin el değiştirdiğini; artık Washington ve Moskova’nın rızası olmadan Ortadoğu’da kalıcı bir askeri-politik statüko kurulamayacağını idrak edememiştir. İngiliz, Fransız ve İsrail ittifakı askeri olarak Sina’yı işgal edip kanala ulaşsa da, ABD Başkanı Eisenhower’ın İngiliz sterlinini devalüe etme ve IMF kredilerini dondurma tehdidini içeren finansal "maksimum baskısı" karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır (Kunz, 1991).

Stratejik Çapa Bağı: Bu tarihsel tecrübe, Trump dönemi ABD’sinin İran stratejisi için yapısal bir ayna işlevi görür. İngiltere nasıl askeri gücün otomatik olarak siyasi netice doğuracağını rasyonalize ettiyse; Trump yönetimi de ABD’nin küresel finansal hegemonya gücünün (SWIFT sisteminden dışlama, ikincil yaptırımlar, petrol ambargosu) İran’ın bölgesel ağlarını ve vekil güçler (proxy) üzerinden kurduğu asimetrik savunma doktrinini tek başına çökerteceğini varsaymıştır.

Ancak 1956’da İngiltere’nin emperyal kibri küresel ekonomik gerçekliklere nasıl çarptıysa, Trump’ın stratejisi de küresel deniz ticareti, enerji koridorlarının (Süveyş, Hürmüz ve Babülmendep boğazları) hassasiyeti ve uluslararası konsensüsün eksikliği duvarına çarparak sınırlandırılmıştır. İran, yaptırımlara boyun eğmek yerine, Süveyş’in güney kapısı olan Kızıldeniz ve Babülmendep’te asimetrik riskleri (Yemen'deki Husi kartı üzerinden) tırmandırarak küresel ekonomiyi rehine almış ve yaptırımların bumerang etkisi yaratmasını sağlamıştır (Cordesman, 2020). Washington, küresel lojistik hattın (Süveyş/Kızıldeniz) tamamen felç olması riskini göze alamadığı için, askeri tırmanma kapasitesini sınırlandırmak zorunda kalmıştır.

2. Bütünsellik içinde İsrailin Konumu:Taşaronluktan stratejik mimarlığa

Süveyş Analojisi içinde İsrail, her iki kriz döneminde de denklemin en dinamik aktörüdür. Ancak bütünsel ve diyalektik bir okuma yapıldığında, İsrail’in uluslararası sistem ve büyük güçlerle olan ilişkisindeki rolünün "taktiksel uygulayıcılıktan" "strateji belirleyiciliğe" evrildiği görülür.

A. 1956 Süveyş Krizi’nde İsrail

1956’da İsrail, gizli Sèvres Protokolü çerçevesinde İngiltere ve Fransa ile askeri bir ittifaka girdi (Shlaim, 2001). İsrail’in buradaki temel rasyoneli; Sina Yarımadası’nı silahsızlandırmak ve Akabe Körfezi’ne (Tiran Boğazı) deniz erişimini güvence altına almaktı. İsrail ordusu (IDF), Kadesh Operasyonu ile askeri açıdan kusursuz bir başarı göstererek Sina’yı hızla ele geçirdi. Ancak hamileri olan Londra ve Paris’in Amerikan baskısı karşısında siyaseten çökmesi, İsrail’i de işgal ettiği topraklardan kayıtsız şartsız çekilmeye zorladı. 1956 tecrübesi İsrail stratejik aklına şu paradigmayı kazıdı: Ortadoğu’da küresel bir süper gücün (ABD) mutlak siyasi ve diplomatik şemsiyesi olmadan tek başına elde edilen askeri kazanımlar kalıcı statüko üretemez.

B. Maksimum Baskı Dönemi’nde İsrail

21. yüzyıla gelindiğinde İsrail’in bölgesel ve küresel güç kapasitesinde radikal bir paradigma değişimi yaşanmıştır. Benjamin Netanyahu liderliğindeki İsrail, Trump dönemi politikasında 1956’daki gibi büyük güçlerin arkasına takılan bir "operasyonel uygulayıcı" değil, stratejinin bizzat fikir babası, entelektüel ve diplomatik mimarıdır (Nasr, 2019). İsrail, ABD iç politikasındaki karar alıcı mekanizmaları ve lobileri mobilize ederek, Washington’ı kendi imzaladığı nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmeye ve Maksimum Baskı doktrinini uygulamaya ikna eden ana katalizör olmuştur.

Modern Ortadoğu jeopolitiğinde İsrail’in bu stratejideki konumu üç ana sütuna dayanmaktadır:

1. Çevre Doktrini’nin Yapısal Dönüşümü: İsrail, İran’ı bölgesel olarak kuşatmak ve rasyonalize etmek adına David Ben-Gurion döneminden kalan geleneksel çevre ittifakı arayışını tersine çevirmiştir. Trump’ın hamiliği altında yürütülen İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) ile Arap dünyasıyla (BAE, Bahreyn, Fas) resmi normalleşme süreçlerini başlatmıştır (Indyk, 2021). Bu durum, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babülmendep lojistik hattının güvenliğini sağlama ortak paydasında, Körfez monarşileri ile İsrail arasında gayriresmi fakat operasyonel bir "anti-İran güvenlik mimarisi" doğurmuştur.

2. "Savaş Arası Dönem" (MABAM) Doktrini: ABD ekonomik ve finansal baskıyı uygularken, İsrail karasal alanda (özellikle Suriye ve Irak hattında) İran’ın lojistik geçiş koridorlarını (Şii Koridoru) sürekli olarak askeri istihbarat, siber operasyonlar ve nokta hava imha stratejileriyle vurarak yaptırımların askeri bacağını tek başına sırtlamıştır.

3. Risk Paylaşımında Asimetri :1956’da krizin yapısal riski batılı devletlerin (İngiltere/Fransa) üzerindeyken, modern dönemde risk bizzat İsrail’in üzerindedir. Washington için Maksimum Baskı’nın başarısızlığı küresel bir hegemonya ve prestij kaybıyken, İsrail için İran’ın nükleer eşiği aşması "varoluşsal bir tehdit" niteliğindedir. Bu yüzdendir ki İsrail, yaptırımların İran rejimini masaya oturtmakta yetersiz kaldığı her aşamada, ABD'den bağımsız olarak "yalnız avcı" moduna geçebilmiş; İran içindeki stratejik nükleer tesis sabotajlarını ve suikastlar zincirini devreye sokarak bölgeyi topyekün bir savaş riskine atmaktan çekinmemiştir.

3. Kürt Meselesine Jeopolitik Yansımaları ve Bütünsel Sonuç

Süveyş Analojisi’nin sunduğu bütünsellik, bölgesel statünün dışında bırakılan en büyük devlet dışı aktör olarak Kürtlerin jeopolitik konumlanışını ve kırılganlıklarını anlamak açısından da berrak bir vizyon sunar.

1956’da büyük güçlerin (İngiltere ve Fransa) Süveyş bozgunuyla Ortadoğu sahnesinden radikal biçimde tasfiye edilmesi, bölgede radikal ve revizyonist Arap milliyetçiliğinin (Nasırizm ve Baasçılık) yükseliş dalgasını tetiklemiştir. Bu dalga ise, Irak ve Suriye’deki Kürt varlığının ve ulusal hak taleplerinin on yıllar boyunca sistematik olarak militarist devlet aygıtları tarafından baskılanması, asimilasyonu ve marjinalleştirilmesiyle sonuçlanmıştır (McDowall, 2004).

Modern Maksimum Baskı döneminde ise, Trump yönetiminin müttefikleri dışlayan, tek taraflı ve yalnızca ekonomik odaklı rasyonalite hatası, bölgesel güvenlik mimarisinde ciddi güç boşlukları yaratmıştır. ABD’nin uluslararası konsensüsü sağlayamaması İran’ı çökertmediği gibi, aksine Tahran’ın batı sınırlarına (Irak Kürdistan Bölgesi ve Suriye'nin kuzeydoğusu-Rojava hattına) asimetrik askeri tahkimat yapma hırsını ve hırçınlığını kamçılamıştır. Washington’ın deniz rotalarındaki kırılganlığı (Husiler üzerinden Kızıldeniz lojistiğinin tehdit edilmesi) ve stratejik odağının küresel deniz ticaret hatlarının güvenliğine kayması, karasal alanda Kürt aktörleri İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) doğrudan füzeli saldırıları, suikastları ve Şii vekil güçlerin (Haşdi Şabi vb.) coğrafi kuşatmasıyla baş başa bırakmıştır.

Sonuç Olarak

Tıpkı 1956’da İngiltere’nin rasyonalizasyon hatasının faturasını bölgedeki statüko dışı unsurların ödemesi gibi, modern maksimum baskı stratejisinin de kendi yapısal sınırlarına çarparak bölgeyi daha fazla güvenlikleştirme sarmalına sokması, Kürt siyasal hareketlerini bölgesel vizyonda daha kaygan, kırılgan ve riskli bir jeopolitik zemine itmiştir. Trump döneminin Maksimum Baskı stratejisi, küresel ticaretin şah damarı olan Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz jeopolitiğini, İran’ın asimetrik direnç kapasitesini ve müttefiklerin lojistik bağımlılıklarını doğru hesaplayamadığı için "ekonomik açıdan yıkıcı, fakat jeopolitik açıdan yetersiz" bir strateji olarak uluslararası ilişkiler tarihindeki yerini almıştır.

Süveyş Krizi'nde (1956) İngiltere ve Fransa tüm hedeflerine ulaştıkları için mi geri çekildiler? Hayır. ABD ve Sovyet baskısı karşısında "güçlerinin sınırını" gördükleri için geri adım attılar.

Bugün de ABD ve İran, kendi güçlerinin sınırına dayandıkları için bu masadalar. Bu yüzden, sarsıntılı da olsa, krizlerle dolu da geçse, bölgesel bir savaşı önleyecek pragmatik ve geçici bir mutabakat metninin çıkacağına inanıyorum. Ancak bu bir "bahar havası" değil, silahların gölgesinde bir "soğuk barış" olacaktır.

Kaynakça

Cordesman, A. H. (2020). The Iran-UAE-US Triangle: Maximum Pressure and Its Limits. Center for Strategic and International Studies (CSIS).

Finer, H. (1964). Dulles Over Suez: The Suez Crisis of 1956. Heinemann.

Indyk, M. (2021). The Abraham Accords and the Reshaping of the Middle East. The Washington Institute for Near East Policy.

Jervis, R. (1976). Perception and Misperception in International Politics. Princeton University Press.

Kunz, D. B. (1991). The Economic Diplomacy of the Suez Crisis. University of North Carolina Press.

McDowall, D. (2004). A Modern History of the Kurds. I.B. Tauris.

Nasr, V. (2019). "The Middle East's Next War: Iran, Israel, and the Limits of Maximum Pressure". Foreign Affairs, 98(1), 22-34.

Shlaim, A. (2001). The Iron Wall: Israel and the Arab World. W. W. Norton & Company.

 

Yaşar Bazencir

Bu haber toplam 171 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:46:21