Ahlaki-Vicdani Duruş Söylemleri ve Yalanlarla Bezenmiş Çifte Standartlar Üzerine Bir Kaç Söz (2)

13 Nisan 2026 - 09:27
13 Nisan 2026 - 09:27
 0
Ahlaki-Vicdani Duruş Söylemleri ve Yalanlarla Bezenmiş Çifte Standartlar Üzerine Bir Kaç Söz (2)

Çağa ve değişen şartlara ayak uyduramayan reel totaliter komünist sistemin çökmesiyle, sol ideolojileri hüsrana uğrayan ve ütopyaları yerle bir olan dünya sol ideoloji kendini değiştirme ve yenileme yerine sıtmaya yakalandı. Duygusal bir nefret metaforu ile bunun yegane sorumlusu olarak Amerika’yı gördüler. Amerika’nın, Sovyet yayılmacılığı ve tehlikesine karşı İslam coğrafyasında eğitip donattığı fundamentalist cihatçıları bu tehlike ortadan kalktığı için tasfiye kararı aldığında, bu cihadistler buna karşı direnerek Amerika’yı vurmaya başladılar. Umutları yıkılmış sol ise Amerika’ya karşı çıkan ona kafa tutan herkesi “Anti-Emperyalist” ve müttefik olarak görme hastalığına yakalanarak hata üstüne hatalar yapmaya devam etti. İnsanlığın başına bela olmuş, toplumları denetimleri altına aldıkları açık alan hapishanelere çevirmiş komünist totaliter diktatörlük rejimleri (Rusya, Çin, kuzey Kore, Küba vs.) ve cihatçı rejimler başta İran ve Yemen ile onların vekil taşeron örgütleri HAMAS, Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi yapıları desteklemeye başladılar. 21. yy ın ilk çeyreğinde, sol dünyada gerici, tutucu ve demokrasi-özgürlük karşıtı bir cephe durumuna gelmiş durumda. İçinde bulundukları toplumlarda gittikçe marjinalleştikleri için, dinci,-İslamcı hareketlerin yedek lastiği görevine soyunmaya başladılar. Son savaşta İrancı kesilen İspanya’nın solcu iktidarının özgürlükler, hak hukuk konusundaki çifte standartlı ve iki yüzlülüklerini deşifre eden birkaç anekdot sunarak konumuzu daha anlaşılır kılalım.

İspanya, çok uluslu, çok kültürlü ve çok inançlı bir ülke. Franco diktatörlüğünden bu yana, ulusal özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren Basklar ve Katalanlar var. Basklar, bu doğal haklarına kavuşmayı, şiddeti ve terör yöntemlerini kullandılar. Tıpkı PKK’nin Kürtler adına yola çıkıp Kürtlerin ulusal özgürlük mücadelelerini şiddet ve terör eylemlerine kurban etmesi gibi. İspanya gibi demokratik teamülleri seçmiş büyük bir ülkede hak savunma aracı olarak şiddet ve terör den vaz geçmeyen ETA Bask halkı tarafından da cezalandırılarak marjinal bir duruma girdi. Ama Katalanlar, bu ulusal taleplerini barışçıl ve demokratik yollardan bu mücadelelerini sürdürdüler. 2017 yılında Katalonya genelinde bir bağımsızlık referandumu yapıldı ve Katalanların büyük çoğunluğu bağımsızlık yönünde oy kullandı. Ama İspanya merkezi hükümeti tamamen demokratik yollarla yapılmış bu referandumun sonuçlarını kabul etmedi. Üstelik bu referanduma ön ayak olan liderlerini içeri attı. Katalanların bu demokratik eylemleri son derece adil ve demokratik bir adımdı.

Şimdi soruyoruz: İktidardaki Sosyalist hükümet, Katalanlara; “Bağımsızlık referandumunuzun arkasındaysanız, gelin görüşelim” Diye Biliyorlar mı? Sanmıyorum. Peki Bask’lara aynı şeyi söyleye biliyorlar mı? ETA’nın terör eylemleri de yok. Çıkıp Bask halkının ulusal demokratik talepleri hangi yönde tecelli ederse biz ona uyarız. Çünkü bizde "Ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirleme hakkına saygımız var" diye biliyorlar mı? Hiç sanmıyorum. Peki İran İdam rejiminin insanlık dışı uygulamaları ortadayken, savaşta onların galip gelmesini arzulamak ve savunmak İran katil idam rejiminin katlettiği ve idam ettiği on binlerce mağdurların anılarına bir saygısızlık değil midir? Mağdur ve mazlumlarla değil, zalim ve faşizan rejim ile duygudaş olmayı hangi kriter ve kıstaslarla izah ediyorlar? Kendi halkını çağdışı ve sapkın dinsel bir ideoloji baskısı altında inleten İran ile Venezuela'da ülke nüfusunun üçte birini mülteci durumuna getirmiş (sekiz milyon) ülkede yapılan seçimlerde muhalefetin seçimlere girmesini yasaklayarak kendisini cumhurbaşkanı ilan eden Bolivarcı milliyetçi-solcu Maduro'yu destekleyen solcu İspanyol yönetimi, Maduro'nun ABD operasyonu ile derdest edilerek alınması solculuk adına karşı çıkmak Venezuela Halkının bu diktatörden kurtuldukları için ülke içinde ve dışında sevinç gösterilerinde bulunmalarına verecekleri bir cevapları var mıdır?

Türk solcuları ve PKK/DEM çevresi de bu katil diktatör için hem söylem hem de eylem bazında bu diktatörü solculuk ve sözde demokrasi adına Amerika'yı protesto ettiler. Üstelik DEM yönetimi resmi bir açıklama ile "Kürt halkının temsilcisi" sıfatıyla sıradan onurlu Kürtleri utandıran rezalet bir açıklama yaparak "Seçilmiş bir cumhurbaşkanının ülkesinden alıp götürmek haydutluk tur" denmişti. Kürtleri, onlarca kıyım ve katliamlardan geçirmiş, onları kölelik statüsünün de altında tutmuş devletlere karşı her onurlu Kürt başkaldırıları; "Emperyalizm işbirlikçisi" "Siyonizm’in Ortadoğu halklarının sırtına saplanan bir hançer" Hatta daha da ileri giderek "Amerika ve İsrail'in mayın eşekleri" diyecek kadar küstahlaşan sol adına dile getirilen onlarca nefret söylemlilerini çekinmeden dile getiriyorlar. Kürtlerin ülkelerini aralarında bölüşmüş ve paylaşmış devletler, Amerika ve İsrail ile açık ve gizli kapaklı meşru olmayan her türden görüşmeleri istedikleri gibi yapıyorlar, kimse bunda bir sorun ve sakınca görmüyor. Fakat Kürtlerin kendi ulusal özgürlükleri adına ve karşılıklı çıkarlara dayalı görüşme ve müzakereleri bu her nedense bu kesim ahlaki ve etik bulmuyor. Kürtlerin bu savaşta tarafsız kalacaklarını yetkili kişilerin ağzından açıklamalarına rağmen, ısrarla onları İran idam rejimine karşı harekete geçmemeleri yönünde uyarıp tehdit edenler, en büyük saldırıyı Kürdistan federal bölgesine ve Kürt siyasi ve askeri yapılarına yapılan peş peşe saldırıları neye bağlıyorlar? Bu gerçek bir daha gösterdi ki, Ortadoğu gibi lanetli bir coğrafyada eğer sizi koruyacak bir devletiniz yoksa, gelen vurur, giden vurur.

Makalemizin sonunu, espri zekasına hayran kaldığım Senegalli Musti Kusti'nin stan-up komedisinde Kürtler ile ilgili anlattığı mizah dolu espri anekdotu çok anlamlı ve düşündürücüdür. Musti; "Hep düşünüp durdum. Yahu bu Türkler neden bizi bu kadar çok seviyorlar diye. Düşündüm, taşındım ve buldum. Meğerse bizim Kürt olma ihtimalimizin hiç olmadığından dolayı imiş"


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 243 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:28:52