Kürt Siyaseti ve Rota Belirsizliği

Kürt siyaseti, tarihinin en kritik ve en karmaşık geçiş dönemlerinden birini yaşıyor. Ne yazık ki bu dönemde izlenen siyasetin rotası, ne içeride ne de dışarıda güven vermiyor. İnsanın aklını ve vicdanını acıtan bu belirsizlikler yüzünden, Kürt halkı geleceğe dair umut beslemekte bile zorlanıyor.
Dört Bir Yanda Aynı Dağınıklık
Gözümüzün içine baka baka topyekun bir felaket yaklaşıyor. Etrafımıza bir bakalım:
1.Suriye’de (Rojava): Önü arkası belirsiz, Kürtleri bir meze sofrasına oturtmaya çalışan kirli küresel oyunlar var.
2.Irak’ta (Federal Kürdistan): "Ben, sen" kavgası ve hoyratlık yüzünden, bugüne kadar elde edilmiş bütün kazanımlar topun ağzına sürülüyor.
3.Türkiye’de: Başı sonu belli olmayan, neye hizmet ettiği anlaşılmayan sözde bir barış süreci yürütülüyor.
4.Diğer Kürt Partilerinde: İki kere iki dörttür mantığının ötesine geçemeyen, hiçbir iş üretmeden yerinde sayan bir işlevsizlik hakim.
Kürt Halkının Beklentisi Lütuf Değil, Özgürlüktür
Siyaset bu kadar akıl almaz bir kördüğümün içindeyken, artık açık konuşmanın tam zamanıdır. Örneğin; Kürt halkına sadece "Sen Kürtsün" lütfunda bulunmakla, bir iki yasal düzenleme yapmakla ya da birkaç tutukluyu serbest bırakmakla bu sorun çözülmez. Kürt halkının asıl ve vazgeçilmez talebi; kendi varlığın gerekcelerini, kendi iradesiyle ve özgürce yaşayabilme meselesidir.
Bizim barıştan anladığımız şey, kardeşliğin eşit hukukudur; bir ortaklığın güvencesidir. Gerçek bir barış hamlesi; geçmişin tüm yükünü arkada bırakıp, yepyeni bir gelecekte herkesin kendi hakkına kavuştuğu bir zemin yaratmalıdır. Çünkü barışmanın bir amacı ve mutlaka somut bir anlamı olmalıdır.
Bedeli Halk Ödedi, Peki Ya Karşılığı?
Bugün Türkiye’de bir barış hamlesinden söz ediliyor ama bu hamlenin nasıl bir ortaklık getireceğini bilen yok. Hangi eşitlik ilkelerini barındırdığını, hangi kardeşlik hukuku üzerine kurulduğunu duyan da yok. Oysa gerek Kürt siyasetinin yaptığı hatalar, gerekse devletin inkârcı ve statükocu yapısı yüzünden en ağır bedeli hep Kürt halkı ödedi.
On binlerce insanını toprağa gömen, binlerce köyü yakılan, cezaevlerinde dramlar yaşayan ve topraklarından sürgün edilen yüz binlerin acısıyla kavrulan bu topraklarda, elbette barış en acil insani ihtiyaçtır. Ancak barışın içi boş kalmamalıdır. Hangi eşitlikten, hangi kardeşlikten bahsedildiğini herkes net bir şekilde açıklamalıdır.
"Günah Keçisi" Bulma Devri Kapandı
Kelimelerle göz boyayarak, soyut vaatlerle somut bir barış inşa edilemez. On yıllardır süren kirli bir savaşın temel nedenlerini ortada bırakıp, sadece "Hadi barışalım" demekle barış olmaz. Böyle bir barış, yarın en ufak bir krizde "Dış güçlerin oyunu var" denilerek sil baştan bozulma riski taşır.
Kuzeyde, güneyde, doğuda ya da batıda; nerede yaşarsa yaşasın tüm Kürt aktörler, vakit kaybetmeden taktiksel saçmalıkları ve kişisel hataları bir kenara bırakmalıdır. Yepyeni, dürüst ve ahlaki bir siyaseti devreye sokmak zorundadırlar. Çünkü Kürt halkı çok ağır bedeller ödedi ve artık bedel ödeyecek takati kalmadı.
Sözün kısası; yaşanan tüm başarısızlıkları ve hataları sadece "düşman" olarak tarif edilen tarafa fatura etmenin artık bir getirisi yok. İletişimin ve teknolojinin zirve yaptığı bu çağda, kendi yetersizliklerimize günah keçisi arama devri kapandı. Kürt halkı her şeyi bütün çıplaklığıyla görüyor. "Şöyle oldu, böyle olacak" şeklindeki o eski, miadı dolmuş söylemler artık halkın aklını da vicdanını da tatmin etmiyor.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:32:18
































































































































































































