Demirtaş-Kılıçdaroğlu Tartışmasıyla Başlayan "Niye" ve "Niçin" Tartışması
''Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş’ı cezaevine yollayan hamlelerdeki (dokunulmazlıkların kaldırılması süreci gibi) rolü ile aynı Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı yapılma süreci arasındaki mesafe, siyasi zamanlamayla ölçüldüğünde birkaç metre bile değildir. Demirtaş’ı cezaevine yollayan iradeye karşı, sanki birkaç gün önce hiçbir şey yaşanmamış gibi, Kılıçdaroğlu’nu en üst mertebeye çıkarmak için seçimin en büyük destekleyici bizzat Demirtaş olmadı mı?''

Biz Kürtlerin kendi aramızda yaptığımız sohbetlerde sıkça duyduğumuz, adeta birer kabule dönüşmüş bazı öz-eleştiriler vardır. Birçoğumuz Kürtler için "balık hafızalı" tanımlamasını yakıştırırken, dost meclislerinde de "Kürtler kadar kendini ucuza pazarlayan başka bir halk yok" serzenişi yükselir. Kuşkusuz, gerek hafıza zayıflığı gerekse siyasi kazanımları ucuza feda etme eğilimi üzerine, tarihten ve günümüzden binbir yaşanmışlığı önümüze koyup örneklendirmek mümkündür.
Alparslan ile Mervaniler, Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi döneminden bugüne kadar; Kürt halkının hep bir başkasının stratejik hedefleri için adeta bir "köprü" vazifesi gördüğünü, zamanı ne kadar hoyratça harcadığını kim inkâr edebilir? Bu tarihsel yükün hangi kalemin hacmiyle tam anlamıyla yazılabileceği de ayrı bir tartışma konusudur. Elbette tarihçi Kürt yazar dostlarımızın uzmanlık alanına girmek niyetinde değilim; kaldı ki Kürt halkının devasa beklentilerini ve tarihini bir köşe yazısının sınırlarına sıkıştırmak benim harcım da değil.
Büyük Resmin İçindeki Küçük Kare
Ama ve lakin, bazen en ufak bir karenin içine bakarak, o kareyi doğuran büyük resmi (büyük kareyi) keşfetme şansımız olur. Örneğin, son günlerde Kemal Kılıçdaroğlu ile Selahattin Demirtaş arasında yaşanan tartışmalar, Kürt siyasi hafızasının ne denli kısa vadeli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bugünlerde popüler bir argüman olarak, "Selo Başkanı cezaevine yollayan sürecin mimarı Kılıçdaroğlu’dur" deniliyor. Esas meselenin arka planı tam olarak böyle olmasa bile, haydi bir anlığına bu algıya biz de abone olalım ve öyle kabul edelim.
Oysa hafızamızı biraz zorladığımızda karşımıza çıkan tablo şudur: Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş’ı cezaevine yollayan hamlelerdeki (dokunulmazlıkların kaldırılması süreci gibi) rolü ile aynı Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı yapılma süreci arasındaki mesafe, siyasi zamanlamayla ölçüldüğünde birkaç metre bile değildir. Demirtaş’ı cezaevine yollayan iradeye karşı, sanki birkaç gün önce hiçbir şey yaşanmamış gibi, Kılıçdaroğlu’nu en üst mertebeye çıkarmak için seçimin en büyük destekleyici bizzat Demirtaş olmadı mı? Her sabahın seherinde, ulusalcı/Kemalist televizyon kanallarının açılışıyla birlikte, Sayın Demirtaş’ın o aşırı sahiplenici mesajlarıyla günün siyasi startı verilmiyor muydu?
Siyaset Arenasındaki Rol Dağılımı
Selahattin Demirtaş’ın siyaset arenasından silikleştirilmesi ya da pasifize edilmesi projesinde Kılıçdaroğlu’na düşen rolün büyüklüğü elbette tartışmaya açıktır. Ancak uçan kuşlara bile sorsanız; Demirtaş’ı siyaset sahnesinde etkisizleştirme projesinde emeği geçen, başrol oynayan başka aktörlerin de olduğunu size söyleyeceklerdir. Dolayısıyla, Demirtaş’ın cezaevine "demirlemesine" kimin, nasıl ve ne kadar vesile olduğu tartışması, göründüğünden çok daha fazla su kaldıracak bir konudur.
"Yiğidi öldür ama hakkını ver" diye bir deyimimiz var. Ne yazık ki Sayın Demirtaş için bu deyimi tersinden okumak gerekiyor. Kendisine karşı sergilenen her türlü umursamazlığa ve vefasızlığa rağmen, CHP’nin başarısı için bu kadar büyük bir adanmışlıkla uğraş veren Demirtaş’ın bu tavrına hak vermek, rasyonel bir siyasi akılla mümkün değildir. Demirtaş için "umursamazlığın ipine un sermekten" bahsetmişken, o dönemki HDP genel merkezinin ve Kürt siyasi aktörlerinin bu süreçteki tavrını, sessizliğini ve duruşunu da unutmamak gerekir.
"Niye" ve "Niçin"lerin Özgürce Tartışılması
Aslına bakarsanız, lafı evleyip gevelemeden, her zaman savunduğumuz o yalın gerçeği yeniden vurgulamakta fayda var:
Kürt siyasetinin akıl deryası; geçmişin ve bugünün "niye" ve "niçin"lerini masaya yatırıp rasyonel bir muhasebe yapmadığı sürece, bu hareketin bir arpa boyu yol alamayacağı aşikârdır.
Örneğin, popülist bir dalga yaratan "Seni başkan yaptırmayacağız" çıkışının stratejik niyesi neydi ve arkasından ne getirdi? Ya da Kürt inkârcılığının tarihsel mimarı olan bir geleneğin temsilcisi CHP’ye, hiçbir somut ve kalıcı taahhüt alınmadan sunulan koşulsuz desteğin niçini neydi?
Sözün özü; bu hayati "niye" ve "niçin"ler özgürce, cesaretle ve entelektüel bir dürüstlükle tartışılmadığı sürece, Kürtlerin salt Kürt olmalarından kaynaklanan hak ve hukuk mücadelesi için yürüdükleri tüm yollar, ne yazık ki ucu uçuruma çıkan tuzaklı patikalara dönüşmeye mahkûm olur
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:35:52

































































































































































































