Münih Güvenlik Konferansı'nda liderler hangi mesajları verdi?
Almanya'nın Münih kentinde yer yıl düzenlenen ve üç gün süren Münih Güvenlik Konferansı'na bu yıl 50 küresel lider katılıyor.

13 Şubat'ta başlayan konferans, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak tehdidiyle Atlantik'in iki yakasındaki müttefikler arasında gerilim yaşandığı bir dönemde düzenleniyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Cuma akşamı yaptığı açılış konuşmasında "Transatlantik güveni birlikte tamir edelim ve canlandıralım" ifadelerini kullandı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Cumartesi günü kürsüye çıkmadan önce muhabirlere "Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı bir şekilde değişiyor" dedi ve ekledi:
"Jeopolitik çağındayız ve bu durum, hepimizin rollerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç duymasına yol açıyor."
Rubio konferanstaki konuşmasında ise "Sınırların olmadığı bir dünya bize büyük zarar verdi" dedi ve bunun insan doğasını da tarihi de göz ardı eden bir yaklaşım olduğunu öne sürdü.
Rubio kitlesel göçün "geleceği tehdit ettiğini", ABD ve Avrupa'nın bu hatayı birlikte yaptığını söyledi.
Bunun "yabancı düşmanlığı olmadığını" belirten Rubio, "Aksi takdirde medeniyetimizin varlığı tehdit altına girecek" dedi.
ABD ve Avrupa'nın "kaderlerinin birlikte örüldüğünü" ve bu süreçte birlikte olması gerektiğini belirten Rubio, "Restorasyon sürecini tek başımıza yapmaya hazırız ama Avrupa'yla birlikte yapmayı tercih ederiz" diye konuştu.
Rubio "Zayıf müttefikler istemiyoruz. İşlemeyen bir statükoyu savunan müttefikler değil, onu düzeltmeye çalışan müttefikler istiyoruz" dedi ve ekledi:
"Avrupa'nın kendini savunabilir bir hale gelmeli ki kimse müşterek gücümüzü test etmeye kalkamasın.
"Batı'nın gerileme sürecini yöneten kibar görevliler olmayacağız."
ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler'den NATO'ya kadar pek çok uluslararası kurumu eleştirdiği bir dönemde konuşan Rubio uluslararası kurumların veya işbirliği örgütlerinin terk edilmesine gerek olmadığını fakat bu kurumların reforma ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Konuşmasının ardından Rusya ile süren barış görüşmelerine dair bir soruyu yanıtlayan Rubio, müzakerelerin "en temel konuları" tespit etmeyi başardığını fakat Rusya'nın barış konusunda ciddi olup olmadığını tespit edemediklerini söyledi.
Çin'le ticaret müzakereleri ve ilişkileri hakkındaki bir soruya ise, dünyanın en büyük iki ekonomisinin bir ilişkiye sahip olması gerektiğini söyleyerek yanıt verdi ve "Ulusal güvenliğimize zarar verecek hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz" dedi.
Rubio konuşmasını "Biz her zaman Avrupa'nın çocuğu olarak kalacağız" sözlerini bitirdi.
Çin: Önümüzde iki yol var
Rubio'nun ardından konuşan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise ABD ile ilişkilerinin gidebileceği iki yol olduğunu söyledi:
"Bunlardan birinde ABD Çin'i objektif bir şekilde anlar, böylece aynı hedefler için çalışır ve ortak çıkarlarımızı artırırız. Bu işbirliğini büyütür ve hem ülkelerimiz hem de dünya için en iyi sonucu verir.
"Diğerinde ise Çin'den uzaklaşmak, tedarik zincirinden Çin'i çıkarmaya çalışmak ve Çin'in yaptığı her şeye itiraz etmek var.
"Biz Çin olarak ilkini tercih ediyoruz ve sizin de aynı görüşü paylaştığınıza inanıyoruz. Ama her türlü riske hazırız."
Wang Yi, ABD'nin Tayvan konusunda Çin'in kırmızı çizgilerini test etmesinin iki ülkeyi çatışmaya itebileceği uyarısında da bulundu.
Japonya ile ilişkilerine de değinen Wang Yi, "Japon halkı militarizmi canlandırmak isteyen aşırı sağcılar tarafından manipüle edilmelerine izin vermeyi bırakmalı" dedi ve ekledi:
"Barış isteyen tüm ülkeler Japonya'ya şu mesajı net bir şekilde vermeli: Bu yola geri girerseniz yalnızca kendinizi yok etmeye yaklaşırsınız."
Japonya'da Başbakan Sanae Takaiçi'nin Ekim'de göreve başlamasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler gergin.
Takaiçi bu yıl da girdiği genel seçimi kazanarak parlamentoda 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş bir çoğunluk kazandı.
AB: Düşmanca rekabet çağındayız
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise konuşmasında Avrupa Birliği'ni içerden zayıflatmak isteyen güçler olduğunu söyledi.
Von der Leyen, dünyanın düşmanca rekabet ve güç ilişkileri çağına girdiğine dikkat çekti ve Avrupalı yaşam tarzının tehdit altında olduğunu belirtti.
Komisyon başkanı "Avrupa'nın bağımsız olmaktan başka çaresi yok" ifadelerini kullandı:
"Bağımsız Avrupa güçlü Avrupadır ve güçlü Avrupa daha güçlü bir transatlantik ilişkiyi mümkün kılar."
Avrupa'nın daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirten von der Leyen, bunun "son dönemde gerçekleşen şok terapisine" kadar herkes tarafından idrak edilemediğini de ekledi:
"Bazı çizgiler aşıldı ve buradan geri dönüş mümkün değil."
Von der Leyen sahneyi kendisinden sonra konuşacak İngiltere Başbakanı Keir Starmer'a devrederken "Brexit'in üzerinden 10 yıl geçti ama geleceklerimiz hiç olmadığı kadar birbirine bağlanmış durumda, sevgili Keir" dedi:
"Ortaklığımız konusunda istekli olmak ortak çıkarımıza hizmet eder."
İngiltere: Üstünde durduğumuz zemin çöküyor
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise konuşmasını konusuyla açtı.
Ülkedeki pek çok kişinin savaşı geçmişte kalan veya uzaklarda olan bir şey olarak gördüğünü belirten Starmer, "Ama bugün ayaklarımızın altındaki zemin çöküyor" dedi ve ekledi:
"Tarihte pek çok kere liderler üzerlerine son sürat yaklaşan felaketi görmek yerine başka bir yöne bakmayı tercih etmiştir.
"Bu sefer bu farklı olmalı."
Avrupa'nın amacının savaş değil barış olduğunu söyleyen Starmer, buna rağmen geleceğe giden yolun güç ile inşa edilmesi gerektiğini ve savaşa hazır olmaya ihtiyaç duyduklarını da belirtti.
Von der Leyen'in Brexit göndermesine de değinen Starmer "Artık Brexit döneminin Britanyası değiliz. Çünkü tehlikeli bir dünyada içe dönmenin kontrolü geri almak değil başka güçlere devretmek anlamına geleceğini biliyoruz" diye konuştu.
Starmer ABD'nin vazgeçilemeyecek bir müttefik olduğunu da vurguladı, ABD ile ilişkilerinin her zamankinden daha da sıkı olduğunu ve hiçbir zayıflama işareti olmadığını ekledi.
İlişkiler tamir edilemez bir hasar aldı mı?
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ın Münih'te Avrupa'nın göç ve ifade özgürlüğü politikalarını eleştirdiği, bomba etkisi yaratan konuşmasının üstünden bir yıl geçti.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da katılması, bu yılki zirvenin önemini gösteriyor.
Konferans pek çok liderin ABD'nin Avrupa'dan uzaklaştığını düşünerek kaygılandığı bir döneme denk geldi.
Avrupalı liderler bir yandan kıtanın kendini savunma kapasitesini artırırken diğer yandan da Ukrayna'daki savaşı bitirme görevlerinin baskısı altında.
13 Şubat'taki konuşmasında bu zorluklara dikkat çeken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Ukrayna'da bir barış sağlansa bile Avrupa'nın, silah sanayisi çok güçlenmiş ve agresif bir Rusya ile yan yana olmaya devam edeceği uyarısında bulundu.
Grönland krizi ise şimdilik aşılmış gözüküyor. Beyaz Saray'ın diğer önceliklerle dikkati dağılmış durumda. Ama yine de henüz cevaplanmamış bir soru var: Avrupa-ABD ilişkileri tamir edilemez bir hasar aldı mı?
Rubio'nun konuşmasının ardından gelen ayakta alkışlar, ABD'nin Avrupa ile ittifakına devam etmek istediğini öğrenmenin getirdiği rahatlamanın göstergesiydi.
Ama net farklılıklar da vardı: İklim değişikliği, göç ve serbest ticaret politikalarını net bir şekilde eleştirdi.
Öte yandan Orta Doğu da Münih'e hiçbir zaman uzak değil.
Çok sayıda İranlı, sürgündeki eski İran şahının oğlu Rıza Pehlevi'nin çağrısıyla gösteri yapıyor.
Onların mesajları da buradaki liderler tarafından göz ardı edilmeyecektir.
Son güncellenme: 17:47:12


































































































































































































