ABD'li Stratejist Macgregor: “İsrail'in İran’dan Sonra Sıradaki Hedefi Türkiye”
Emekli ABD Albayı ve askeri stratejist Douglas Macgregor, İsrail’in İran’ı etkisiz hale getirmesi durumunda bölgesel hegemonyasını tamamlamak için sıradaki hedefinin Türkiye olacağını savundu. Macgregor’a göre Ankara bu riskin farkında ve olası bir İsrail–Türkiye çatışmasının en muhtemel sahnesi Suriye olacak.

Emekli ABD Kara Kuvvetleri Albayı Douglas Macgregor, eski Pentagon danışmanlarından ve Washington’daki en tartışmalı askeri yorumculardan biri olarak biliniyor. Macgregor, askeri analist Daniel Davis tarafından yönetilen Deep Dive isimli youtube hesabında paylaşılan son video değerlendirmesinde, Orta Doğu’daki güç mücadelesine dair son derece sert ve dikkat çekici iddialar dile getirdi.
Macgregor’a göre, İsrail’in İran’a yönelik askeri ve stratejik baskısı, yalnızca kısa vadeli güvenlik ya da “varoluşsal tehditleri bertaraf etme” hedefleriyle sınırlı değil. Emekli Albay, bu yaklaşımın bölgede İsrail merkezli bir hegemonya anlayışını amaçladığını öne sürüyor.
Macgregor’un değerlendirmesinin merkezinde şu tez yer alıyor: İran’a yönelik askeri ve siyasi baskı, İsrail için nihai hedef değil; yalnızca bir ara aşama.
“Amerikalıların anlaması gereken ve Orta Doğu’daki insanların da farkına varmaya başladığı şey şu: Bu, tam ve eksiksiz güvenliğe doğru atılan son adım değil.”
Macgregor’a göre bu “güvenlik” anlayışı, pratikte İsrail merkezli bir bölgesel üstünlük anlamına geliyor. Analist, bunu açık biçimde “İsrail hegemonyası” olarak tanımlıyor.
“İran’dan Sonra Türkiye Gündeme Gelecek”
Macgregor’un en çarpıcı iddiası ise İran sonrasına ilişkin senaryo:
“İran’ı başarıyla yok ettikten sonra, dikkatinizi Türkiye’nin yok edilmesine çevirmeniz gerekecek.”
Bu ifade, Macgregor’un İsrail’in uzun vadeli stratejik hedeflerini son derece geniş ve saldırgan bir çerçevede okuduğunu gösteriyor. Ona göre Ankara, Tel Aviv açısından kontrol edilemeyen ve denge bozucu bir aktör konumunda.
Macgregor, Türkiye’nin bu senaryonun tamamen dışında ya da habersiz olmadığını da savunuyor:
“Türkiye kenarda duruyor ama aptal değiller. Gerçekte neler olduğunu anlıyorlar. İsrail’in hedeflerinin ne olduğunu biliyorlar.”
Bu noktada Macgregor, Ankara’nın özellikle Suriye sahasını potansiyel bir çatışma alanı olarak gördüğünü öne sürüyor. Ona göre İsrail ile Türkiye’nin doğrudan karşı karşıya gelmesi halinde, bunun en muhtemel zemini Suriye olacak.
“Türkiye İran’dan Daha Güçlü Bir Orduya Sahip”
Macgregor, askeri denge açısından Türkiye’yi İran’la kıyasladığında dikkat çekici bir vurgu yapıyor. Ona göre Türkiye, konvansiyonel askeri kapasite bakımından çok daha avantajlı bir konumda:
Gerçek ve işlevsel bir donanmaya sahip
Sayı ve teçhizat açısından güçlü kara kuvvetleri bulunuyor
NATO içinde, özellikle konvansiyonel harp kapasitesi açısından en güçlü ordulardan biri
Macgregor bu durumu şu sözlerle özetliyor:
“Türkiye birçok açıdan İran’dan daha iyi silahlı. Muhtemelen NATO’nun en iyi ordusuna sahip.”
Bu nedenle Türkiye’nin İran gibi kolayca baskı altına alınamayacağını, olası bir çatışmanın çok daha geniş ve yıkıcı sonuçlar doğuracağını savunuyor.
Douglas Macgregor’un bu değerlendirmeleri, ABD yönetiminin resmî politikasıyla örtüşmüyor. Aksine, Washington’daki ana akım güvenlik çevreleri bu tür söylemleri çoğu zaman aşırı, spekülatif ve provokatif buluyor.
Bununla birlikte Macgregor’un görüşleri, Orta Doğu’da artan gerilim, İsrail’in genişleyen güvenlik doktrini ve Türkiye–İsrail ilişkilerindeki sertleşme dikkate alındığında, bölgesel kamuoyunda yankı uyandıran bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
Macgregor’un çizdiği tablo, kaçınılmaz bir savaş kehanetinden çok, bölgesel güç mücadelesinin nereye evrilebileceğine dair karamsar bir okuma sunuyor. İsrail–İran gerilimi, Suriye sahasındaki kırılganlık ve Türkiye’nin artan bölgesel rolü birlikte düşünüldüğünde, bu tür analizlerin neden ilgi gördüğü daha iyi anlaşılıyor.
Macgregor’un açıklamaları, resmi ABD ya da İsrail politikalarını yansıtan beyanlar değil; emekli bir askeri analistin kişisel değerlendirmeleri olarak öne çıkıyor. Washington ve Tel Aviv cephesinden, bu yönde yapılmış resmi bir strateji belgesi ya da açık bir siyasi hedef açıklaması bulunmuyor.
Buna karşın, Suriye’deki askeri varlıklar, İsrail’in son yıllarda artan operasyonları ve bölgesel güçler arasındaki dolaylı çatışmalar, bu tür analizlerin neden giderek daha fazla gündeme geldiğini ortaya koyuyor.
Ancak şu da açık: Bu iddialar, bugün için kanıtlanmış bir planı değil, sert bir jeopolitik yorum ve uyarıyı yansıtıyor.
Son güncellenme: 14:40:52



































































































































































































