Çerçeve Yasa: Sömürgeci Düzenin Hukuki Tahkimi

'' Kürd meselesi, uzun yıllardır bilinçli biçimde PKK meselesine indirgenmekte ve böylece kriminalize edilmektedir. Oysa PKK, bu meselenin sonucu olarak ortaya çıkmış hareketlerden yalnızca biridir; Kürd ulusal meselesinin kendisi değildir. Kürdlerin siyasal statü, ulusal kimlik ve kendi geleceklerini belirleme talepleri, PKK'nin kuruluşundan çok önce de vardı ve bugün de varlığını sürdürmektedir. ''

8 Ağustos 2026 - 09:41
8 Ağustos 2026 - 09:41
 0
Çerçeve Yasa: Sömürgeci Düzenin Hukuki Tahkimi

Türkiye'nin hazırladığı "çerçeve yasa", Kürd meselesini çözmeye değil, mevcut sömürgeci düzeni hukuki bir zemine oturtmaya yönelik bir girişim niteliği taşımaktadır. Çünkü ortada iki taraf arasında yaşanan siyasal ve tarihsel bir ulusal sorun varken, hazırlanan metin yalnızca devletin iradesini esas almakta; Kuzey Kürdistan halkını ve siyasi temsilcilerini ise karar sürecinin tamamen dışında bırakmaktadır.

Kürd meselesi, uzun yıllardır bilinçli biçimde PKK meselesine indirgenmekte ve böylece kriminalize edilmektedir. Oysa PKK, bu meselenin sonucu olarak ortaya çıkmış hareketlerden yalnızca biridir; Kürd ulusal meselesinin kendisi değildir. Kürdlerin siyasal statü, ulusal kimlik ve kendi geleceklerini belirleme talepleri, PKK'nin kuruluşundan çok önce de vardı ve bugün de varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla uzun yıllardır devletin kontrolünde olduğunu itiraf eden, yakalandıktan sonra ise tamamen “hizmete hazırım” diyen Abdullah Öcalan, örgütü tasfiye etmekle Kürdleri ulusal bağımsızlıktan vaz geçiremez.

Türkiye'nin öncelikle yüzleşmesi gereken konu, Kuzey Kürdistan’daki askeri işgalidir, onlarca yıl boyunca uyguladığı devlet politikalarıdır. Evvela siyasi bir çözüm, Kürd-Türk barışı tahayyül ediliyorsa binlerce köyün boşaltılması ve yakılması, zorla yerinden edilmeler, faili “meçhul” cinayetler, işkenceler, uzun süreli kitlesel tutuklamalar ve sivil hak ihlallerin neden ve failleri açıklanmalıdır.

Yüzyıllık isyanlar, kırk yıllık direniş, çatışma iki düzenli ordu arasında olmadı. Kürd halkı ile devlet arasında yaşandı. Eğer kalıcı bir barış isteniyorsa, önce bu politikalarla yüzleşilmeli; sorumlular bağımsız yargı önünde hesap vermeli, mağdurlardan özür dilenmeli ve uğranılan zararlar hukuk çerçevesinde giderilmelidir. Gerçek bir çözüm, yalnızca devletin kendi hazırladığı bir yasa ile gerçekleşemez. Ulusal nitelikteki siyasi ihtilaflar, tarafların eşit siyasal temsil edildiği müzakerelerle çözülür. Kürd halkının meşru temsilcilerinin katıldığı ve uluslararası gözlemcilerin denetlediği bir müzakere süreci olmadan hazırlanacak her düzenleme, çözüm değil, mevcut güç ilişkisinin yeniden üretilmesine gebedir. Türkiye ile Kürdler arasındaki ilişki, sadece bir güvenlik sorunu değil, tarihsel, coğrafik ve siyasal boyutları olan bir ulusal meseledir. Böyle bir mesele devlet kurumlarının hazırladığı bir yasa ile çözülemez. Kalıcı bir çözüm için, Kürd toplumunun meşru temsilcilerinin doğrudan yer aldığı, uluslararası gözlemcilerin de katılım sağlayabileceği müzakere mekanizmalarının oluşturulmasıyla olacak.

Hazırlanan yasadaki en çarpıcı husus, süreci yönetecek kurulun tamamen devlet kurumlarından oluşturulmasıdır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri süreci yönetecek; buna karşılık Kürd tarafı karar mekanizmasının hiçbir aşamasında yer almayacaktır. Böyle bir model, müzakere değil, devletin kendi politikalarını tek taraflı uygulamasıdır.

Abdullah Öcalan'ın benimsediği teslimiyetçi çizgi ise Kürd kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştur. Ancak Öcalan'ın tutumu ne olursa olsun, bu durum Kürd ulusal meselesinin tarihsel ve siyasal niteliğini değiştirmez. Bir halkın ulusal hakları, herhangi bir örgüte ya da tek bir kişiye indirgenemez. Aynı şekilde PKK'nin varlığı da yokluğu da Kürd halkının kolektif haklarını ortadan kaldırmaz.

Abdullah Öcalan devleti konuşan Kürd ulusal taleplerini reddeden ve kandil-DEM yönetimi ile birlikte çerçeve yasayı kabul ederek kurucularından olduğu PKK’yi “terörist, kriminal” olduğunu bireysel güvence karşılığında onaylamıştır. Öcalan, yakalandıktan sonra yaptığı açıklamalar ve izlediği siyasal çizgi nedeniyle, Kürd kamuoyunun önemli bir kesimi onun artık bağımsız bir siyasi aktör olarak hareket etmediğini devletin istediği kadar konuşturduğu ve kullandığı bir figüre dönüşmüştür.

Öcalan üzerinden çözüm adı altında yürütülen süreç ve “çerçeve yasası” Kürd direnişçilerine nedamet getirmek ve Kürdlerin ulusal bağımsızlığını kazanamayacağına inandırma politikasıdır. Eğer gerçekten barış hedefleniyorsa, neden her şey Kürdlerden bekleniyor? Neden yalnızca Kürdlerin silah bırakmaları, pişmanlık göstermeleri ve devlete uyum sağlamaları beklenmektedir? Neden devletin insanlık dışı uygulamaları aynı açıklıkla tartışılmamaktadır? Neden mağdurların adalet talebi, sömürgenin ulusal egemenliği gündeme gelmemektedir?

Barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış, hakikatin ortaya çıkarılması, adaletin sağlanması, siyasal eşitliğin kabul edilmesi ve Kürdlerin milli iradesine saygı gösterilmesiyle mümkündür. Aksi halde hazırlanacak her "çerçeve yasa", çözüm belgesi değil, mevcut statükonun yeni bir hukuki metinle tahkim edilmesinden ibaret kalacaktır.

[email protected]

 

 

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 09:41:37