Devlet ile Öcalan Arasında Mutabık Kalınan Çerçeve Yasa, Gerçek Anlamıyla Neyi Öngörüyor?
12 başlık altında düzenlenen taslak incelendiğinde bunun, Kürtlerle, Kürt ulusal sorunu ve haklarıyla ilgisi olmadığını, telaffuz bile edilmediği ortadadır. Ayrıca savunduğu Apocu harekete de onuru koruyacak, yaşamı kolaylaştıracak hele tarih yazdıracak bir fayda sağlamayacağını bilmiyorlar mı?

Dünyanın bu küçük toprak parçasında (Ortadoğu) yüz yıl önce talihsiz bir şekilde ülkeleri dört parçaya bölünmüş, ulusal kimliği yok sayılarak inkar edilmiş bahtı kara bir ulusun kaderinden söz ediyoruz. Kürtlerin bu topraklardaki toplam nüfusları on milyonlarla ifade edilen bir ulus. Birleşmiş milletler üyesi küçük ve orta ölçekli 10-15 ülkenin toplamından fazla. Ama dünyadaki siyasi, ekonomik sosyal ve çevre ile ilgili alınan milletler arası kararlarda Kürtlerin hiç bir etkisi yok. Çünkü adına konuşacakları bir devletleri yok. Kürtler, üzerinde yaşadıkları geniş bir coğrafyaya, muazzam bir nüfusa sahip olmalarına rağmen kendi gelecekleri konusunda söz sahibi olmak iradesinden yoksun bırakılmıştır. Böylesine büyük bir nüfus potansiyeline sahip bir ulusun, temel insani haklardan ve devlet sahibi diğer ulusların sahip oldukları özgürlüklerden mahrum bırakılmış olmaları, bir insanlık trajedisidir. Kürtlerin ulusal özgürlükleri sorununun 21. yy' a sarkması, bu özgürlüğü gasp etmiş devletlerin toplumlarını da ciddi bir şekilde etkileyerek onlara da ekonomik ve can kaybı bedelini ödetmiş, ödetmeye devam ediyor. Bu tarihsel süreçte, insanoğlunun türlü umutlarla direnerek mücadele ettiği, uğruna ağır bedeller ödemek zorunda kaldığı kendi olma ve kendi gibi davranma isteği, o toplumların sahip oldukları askeri güç potansiyeli ve sahip oldukları milyar dolarlara göre kabul görüyor. Bu devir, İnsanların komşusunun veya hiç tanımadığı başka etnik ve inançtan insanlara yaklaşımı bu temel üzerinde yürümektedir. Yüz yıllık süreçte Kürtler, yaşadıkları topraklarda irili ufaklı bir kaç kez kendisine yönelen zulüm ve inkara karşı başkaldırı denemesi yapmışlardı. Bu kalkışma denemeleri, o dönemin dünya ve bölge konjonktürü, bu konjonktürün başını çektiği küresel devlet aktörler, kendi siyasal ve ekonomik çıkar beklentilerine göre yaklaşıyorlardı. Halada öyle. o şartlarda Kürtlerde ulus bilincinin son derece zayıf olması (çokta değişmemiş) en önemlisi de önde gelen toplum kesimlerinin ulusal bir birlik etrafında toplanma hassasiyetlerin olmaması onları ulusal özgürlüğe kavuşmayı engelleyen bir manivela görevini gördü. Bu başkaldırılarda on binlerce kadın ve çocuğun katledildiğinin de altını çizelim.
Makalemizin bu günkü konusu, gündemin baş sırasına gelip oturmuş devlet ile Öcalan arasındaki mutabakata dayanan "çerçeve yasa tasarısını" Kürtlere ve devlete getirisi ve götürüsünü tartışacağız. Bundan 50 yıl önce Kürtlerin ulusal haklarının iadesi adına "Bağımsız Birleşik Kürdistan" şiarıyla yola çıkıp 40 yıl silahlı savaş yürüten, bir yıl önce hapisteki liderleri Abdullah Öcalan tarafından feshedilen PKK'nin, 1999 yılında uluslararası küresel güçler tarafından yakalanıp Türkiye ye teslim edildiğinde uçağa alınma sürecinde ve devamında söyledikleri ve yaptıklarının tam tersini söyleyerek baş düşman olarak bellediği Türk devlet yetkililerine istedikleri şekilde bir anlaşmaya hazır olduğunu defalarca ifade etmiştir. Bu süreçte Türk devletinin üzerinde titizlikle çalıştığı "Terörsüz Türkiye" "Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi" adı verilen yeni yasa taslağının hazırlanması, belli ki Öcalan'ın onayı alınarak kamuoyu ile paylaşılmış, tasarının yasalaşması için meclise gönderilmiş görünüyor. Öcalan, gerek kendi taraftarlarına ve gerekse Kürtlere bu taslağın ileride kendilerine nasıl bir kazanç ve gelecek sunduğu konusunda DEM parti ve diğer taraftarlarına adı geçen taslağın savunulması yönünde telkinler yaptığı da anlaşılıyor. Onun için Apoculuğun meclis uzantısı DEM parti temsilcisi milletvekili kadının partisinin onay verdiği bu taslağı neden savunup "evet" dedikleri ile ilgili konuşmasında Kürtlere atfen "Tarih yazıyoruz" ifadesini kullanması bir çelişki ve aynı zamanda çok ciddi bir yanılsamadır.
12 başlık altında düzenlenen taslak incelendiğinde bunun, Kürtlerle, Kürt ulusal sorunu ve haklarıyla ilgisi olmadığını, telaffuz bile edilmediği ortadadır. Ayrıca savunduğu Apocu harekete de onuru koruyacak, yaşamı kolaylaştıracak hele tarih yazdıracak bir fayda sağlamayacağını bilmiyorlar mı? Feshedilen PKK nin silah kullanan savaşçılarının silah bırakarak bir bakıma teslim olacakları şartlar dayatıyor (Savcılıklarda kimlik bildirimi ve soruşturmalar) Oysa bu tür durumlarda, muhatap devlet ile barış sürecini yürüten taraf olan örgüt mensupları arasında eşit şartlarda bir muhataplık düzeyi vardır. Çünkü, ülke için yeni bir sayfa açıp birlikte barışı sağlayacaklar. Türkiye ye gelip teslim olacakların, başında bu yasa maddeleri demoklesin kılıcı gibi sallanıp duracak. 15 yıl ceza almışlar 5 yıl yarı açık ceza evinde yaşamış gibi tedirgin bir ruh hali içinde yaşayacaklar. 15 yıl ve üstü ceza alanlar ise 10 yıl bu işkenceyi çekecek. Bu süre bittikten sonra devlet organları "tamam kıvama gelmişler" bilgisinden sonra affedilip topluma karışmalarına müsaade edilecek. Böylesi bir sürece Kürtlere ve bu çatışmalı sürecin muhatabı örgüt elemanlarına "kazandık" "tarih yazdık" demek, komedi değil midir? Bu mutabakat metninde, "muhataplar" ve "taraflar" diye bir sınıflama yoktur. Türk devleti her zaman yaptığı gibi "Pişmanlık bildirin, size makam ve itibar verelim" tekrarıdır. Bu yasa tasarısı metnini devletin derini ve yüzeyi, Bahçeli ve Erdoğan farklı, Apocular ve DEM bunu Kürtlere farklı yansıtıyor. Devlet ve hükümet tarafı bu tasarıyı "Terörsüz Türkiye amacı" "terörizmin bütün uzuv ve bileşenleriyle lağvedilmesi ve ortadan kaldırılması için" olarak okuyor, DEM'liler hala bu tasarının "Demokratik toplum sözleşmesi" ve "Tarih yazıyoruz" şeklinde yansıtıyorlar.
Çerçeve yasa da "Bu kanunun amacı PKK/KCK terör örgütü ve bununla iltisaklı her türlü oluşumun fiili varlığına son vermek amacı ile..." Yani hem Öcalan, hem de bu taslağa evet oyu veren DEM, PKK'nin bir terör örgütü olduğunu resmen kabul etmiş oluyorlar. Oysa dünya örneklerinde Güney Afrika, Kuzey İrlanda ve Kolombiya da ulusal ve toplumsal barış mutabakatlarında bu çatışmaların insan hayatına yönelen saldırı ve şiddetin tarafların birinin temel sorumlu olduğu şeklinde sunarak barış sağlamak mümkün mü? Ulusal ve toplumsal sorunları şiddet yoluyla çözmeye çalışılan ülkelerde, tarafların ikna olup barış masasına dönme kararı aldıklarında, iki tarafta kendi uç taleplerinden taviz vererek masaya oturmak zorundalar. Örneğini verdiğimiz bu üç ülkedeki barışın başarıya ulaşması bundan dolayıdır. Kaldı ki bu metin tek taraflı Türk devlet kurumları tarafından yazılmış ve diğer tarafa dikte ettirilmiştir. Bu çerçeve yasa tasarısı, Öcalan ve DEM'lilerin iddia ettikleri gibi "Barış ve Demokratik Toplum sözleşmesi" projesi değildir. Öyle olsaydı sorunun muhatapları sadece silah alıp dağa çıkmış kişilerin sorununu değil bunların dağa çıkmasına neden olan temel sorunun (Kürt ulusal sorunu) çözülmesi için iki taraflı komisyonların kurulup çalışmalar yapması gerekirdi. Ulusal varlığı yok sayılmış ve inkar edilmiş Kürtler ile bu hakkı gasp etmiş devletin bu inkardan vazgeçtiğini yetkili ağızlardan açıklanması, 40 yıllık şiddet ortamında mağduriyet yaşamış iki toplum tarafının sivil kesimlerinden her iki tarafın özür dilenmesi gerekirdi. Daha da önemlisi bu şiddet ortamını oluşturan ve teşvik eden başta anayasa olmak üzere tüm inkarcı yasaların değiştirilmesinin taahhütleri de verilmeliydi. 2. önemli konu, muhatapların taahhüt etmiş oldukları yazılı ve sözlü beyanların sahada kontrolünü ve takibini yapacak, uyarılarda bulunacak etkili uluslararası gözlemciler gerekir. Bu kirli savaş pratiğinde, kimin haksız ve kimin haklı olduğu konusu toplumun vicdanına ve tarihin yargısına bırakılır.
Dolayısıyla bu süreç ve hazırlanan çerçeve taslak içeriğindeki muhteva, Lideri içeri alınmış bir örgütün silahlı mücadeleden tamamen vazgeçtiğini ve örgütsel olarak kendisini tümden feshettiğini gösterir. Bu satırların yazarı, Öcalan bu süreci başlattığında, samimiyetle destek vermiş hala veriyor. Kürtlerin ve Türklerin bu anlamsız ve kirli savaşta hayatlarını kaybetmeleri, şiddetin gölgesinde yiten hayatların, yerini barkını terk eden milyonlarca insana yazık oluyordu. Bizim karşı çıktığımız nokta, Kürt gençlerinin hala dağlarda ölüme hazır bekletilmeleriydi. Örgüt lideri ve Kandil deki yöneticiler, Kürtlerin ulusal statü sahibi olmasına şiddetle karşı çıkmalarına rağmen, hala "Kürt ulusal hakları" dan ve "Kürdistan" gibi ifadelerle Kürtleri kandırmaya çalışmalarına itirazımız var. Sonuç olarak bu anlaşma, Örgütün bütün kollarının tasfiyesine yönelik bir projedir. Bu şiddeti doğuran esas sorunun adı bile geçmiyor. Biz de diyoruz ki Buna bir diyeceğimiz yok savaştınız şimdi barışıyorsunuz. Ne alıyorsunuz ne veriyorsunuz? Bu biz Kürtleri çok ta ilgilendiren bir durum değil. ilgilendiğimiz konu, Bağımsızlık için kandırdığınız insanların dağlardan inmelerini, hapisten çıkmalarını ve ülkelerini terk etmiş insanların ülkelerine dönmelerini önemser ve destekleriz. Ama şunları demeyin: "Ulusal özgürlük yakında" "Tarih yazıyoruz"
Gerek Öcalan ve gerekse, lider kadro, PKK nin kuruluş paradigmasını terk ettiklerini, ulus devlet, federasyon ve özerkliği, hatta kültürel taleplerin bile gereksiz ve lüzumsuz olduğu yönünde demeçler ve açıklamaları vardır. Amaçları, kadrolarını ülkeye taşıyarak Mevcut yapının içinde DEM veya isim değiştirmiş bir parti ile meclise kemik kadrolarını sokmak, Kürdistan da da yerel yönetimleri alarak hayatlarını bu şekilde idame ettirmektir. Kürtlere ve tabanlarına, oy kaygısından dolayı biz Kürd/Kürdistan amacından vazgeçtik diyemiyorlar. Sorun da işte tam burada. Dürüstçe bunları söyleseler bizce hiç bir sorun olmaz. İsteyen onlara oy verir. Bu süreci (Silah bırakma ve tasfiye) yukarıda da belirttiğim gibi başından beri bu süreci destekleyen biriyim. Bu işinde bir an evvel bitirilmesi lazım. çünkü mevcut durum Kürtlere çok zarar verdi. vermeye devam ediyor. Kürtler gerçekten asimile olup erimek istemiyorlarsa, şiddeti reddeden, şeffaf ve demokratik kriterlere uygun gerçek anlamda bir Kürt partisi etrafında birleşerek ulusal özgürlüklerine kavuşmanın mücadelesini vermelidirler. Yok oto asimilasyona teslim olurlarsa zaten yapacak bir şey yok. Geçmiş olsun. Dolayısıyla bu taslak, Abdullah Öcalan'ın çıkış noktasında kurduğu örgütün "Bağımsız Birleşik Kürdistan" amaç ve hedefinden vaz geçildiğini, hatta Öcalan daha da ileri giderek, "Kültürel talepler dahi günümüz sosyolojisine uymamaktadır" diyerek bu sorundan mutlak ve tümden bir kopuşa gittiklerini gösteriyor. Bu gerçekliği Sırrı Süreyya Önder televizyonların karşısında dile getirdi; "Vallahi de billlahi de Öcalan da, Kandil de etnik hiç bir talepte bulunmuyorlar" Sırrı Süreyya Öcalan adına bu teminatı vermişti. Bu yasa taslağı, Örgütün hiç bir surette yeniden canlandırılmayacağını, devlete de silah sıkmayacaklarını ifade eden bir deklarasyon. Türk devleti içinde kuruluşundan beri sürekli iktidar ve rant klikleri arasında savaş vardır. Belli ki devlet içindeki bir veya birkaç klik Öcalan ve Kandilin bu sözlerine pek güven duymamış olacaklar ki, bu kölelik maddelerini tasarı içine koymuşlar. Bunun Kürtler açısından bir tarih yazımı olmadığı/olamayacağı açıktır. İzleyip göreceğiz.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 17:06:02































































































































































































