AK Partili isimlerden 'Kripto Kürtçüler' açıklaması

AK Parti’li üç isim; Hüseyin Çelik, Orhan Miroğlu ve Mehmet Metiner haklarında yürütülen “Kripto Kürtçüler’ iddialarına yanıt verdi.

13 Ocak 2026 - 16:07
13 Ocak 2026 - 16:26
 0
AK Partili isimlerden 'Kripto Kürtçüler' açıklaması

Halep’te çatışmaların yaşandığı süreçte yaptıkları açıklamalar nedeniyle “Kripto Kürtçüler” eleştirileri ile sosyal medyada hedef haline getirilen ve geçmiş dönemde AK Parti’de önemli görevler üstlenmiş eski bakan Hüseyin Çelik ve AK Parti eski milletvekilleri Orhan Miroğlu ile Mehmet Metiner,  Amida Haber’e konuştu. Haklarında yürütülen “Kripto Kürtçüler” kampanyalarına yanıtı veren üç isim, Türkiye’nin Suriye politikalarını da değerlendirdi. Türkiye’nin demokratik bir Suriye yönetimi için bütün taraflarla görüşmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Siyasal İslamcılar Kürt meselesinde ırkçıya dönüşüyor’

AK Parti’nin kurucularından eski milletvekili ve eski bakan Hüseyin Çelik “Kripto Kürtçüler” tartışmalarına yanıt vererek, “Bize haksız bir şekilde yafta vuran insanları ciddiye almıyorum. Çünkü iyi niyetli değiller. Türkiye'de ‘ümmet’ kelimesini ağzından düşürmeyen bazı siyasal İslamcılar, Kürt meselesi söz konusu olunca bir numaralı ırkçıya dönüşüyorlar’ tepkisinde bulundu.

Çelik şöyle devam etti: “Türkiye’de aykırı görüş beyan eden kim olursa olsun dindarsa FETÖ’cü damgası vuruluyor, Kürt’se PKK’lı veya Kürtçü yaftası vuruluyor. Bunlar tutmadığı zaman en keskin damga ‘terörist’ veya ‘terör yanlısı’ oluyor. Ben hayatım boyunca yanlışın, haksızın karşısında durdum. Ben vicdanen müsterih olduktan sonra kimin ne dediği umurumda bile değil. Bazılarına cevap vermiyorum, çünkü atasözümüz der ki, ‘ite gem vurma, kendisini at sanır.”

‘En iğrenç ve ilkel şey ırkçılıktır’

Kime haksızlık yapılırsa onun yanında olacağını ifade eden Çelik, “Türkiye'de yaşayan Rum vatandaşlarımızı gözeterek Ruhban Okulu’nun açılmasından yana da oldum, hâlâ aynı çizgideyim. Alevilerin bu zamana kadar yaşadığı haksızlıkların da karşısında yer aldım. Yeryüzündeki en iğrenç ve ilkel şey ırkçılıktır. Bundan dolayı bütün hayatım boyunca hem Türk’çülüğe hem de Kürt’çülüğe karşı oldum. Türkler Kürtlerin, Sünniler Alevilerin, dindarlar ateistlerin haklarını savunmadığı sürece ve aynı zamanda tersi olmadığı sürece Türkiye toplumu, medeni ve demokrat bir toplum olamaz” dedi.

‘Suriye iç meselemiz haline geldi’

Suriye’nin Türkiye için önemine dikkat çeken Çelik, “Suriye iç meselemiz değil’ tartışmaları yapılabilir ancak maalesef iç meselemiz haline geldi. Değilse, Türkiye neden bu kadar Suriye'deki gelişmelerle ilgileniyor? Çözüm süreci başladı. Öcalan ile görüşülüyor fakat 'Öcalan'la görüşürüm ama ona sempati duyanlarla görüşmem' anlayışı yanlış. Ben SDG ya da Şam yönetiminin yanında değilim. Türkiye'de nasıl tüm Kürtler PKK ile özdeşleştirilmiyorsa bütün Suriye Kürtleri de SDG ile özdeşleştirilmemeli.”

‘Türkiye SDG ile de görüşmeli’

“Türkiye, çatışmalı sürecin sonlanması ve bundan sonra bir daha yaşanmaması için SDG ile de Suriye yönetimi ile de görüşmeli” diyen Çelik, “Amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Türkiye’deki Kürtlerle Suriye'de yaşayan Kürtlerin akrabalık ve duygudaşlık bağları var. Bunu unutmamak gerekir. Demokrasi, çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği sistem değil azınlık haklarının garanti altına alındığı bir sistemdir” ifadelerini kullandı.

‘İsrail’in ekmeğine yağ sürmeyin’

Şam hükümeti ve DSG’yi(SDG) de eleştiren Çelik, “Suriye hükümetinin İsrail ile daha yakın bağları ve anlaşmaları olduğunu biliyoruz. Her iki taraf birbirini İsrail yanlısı olmakla suçluyor. Siz kendi aranızda anlaşamazsanız İsrail gibi terörist devletlerin ekmeğine yağ sürersiniz. Çoğulculuk, diyalog ve karşılıklı anlayış olursa Suriye rahat eder. SDG, PYD de ‘dediğim dedik’ tavrında olmamalı. Elbette temsil ettiği kitlelerin hakkını gözetmeli ama maksimalist tutumlardan kaçınmalıdır” diye konuştu.

‘Kürt meselesi sadece Öcalan üzerinden okunmamalı’

Kendilerine yöneltilen "Kripto Kürtçüler" ifadelerinin kişisel değil Türkiye’nin meselesi olduğunu belirten AK Parti Mardin eski Milletvekili Orhan Miroğlu da, "Biz Türkiye’nin merkez partisinde siyaset yapan kişileriz. Şu an bulunduğumuz yerden fikirlerimizi paylaşmamız doğal. Yaptıklarımız ülkemizin gidişatına yönelik politik değerlendirmelerdir. Bazı çevreler bir şeyi görünmez hale getirmeye çalışıyor. Kürt meselesini sadece Öcalan ile çözüm süreci üzerinden okumak doğru olmaz. Meselenin Irak, Suriye, İran boyutu var. 'Kürtler bu coğrafyada bin yıldır düzen kuran bir halktır' dememe karşı çıkıyorlar. Kürt ve Türk tarihini birbiri ile iyi okumak gerekir. Selahaddin Eyyubi'yi örnek almak gerekir" diye konuştu.

‘Ortak arayış içinde olunmalı’

Kürtlerin varlığının inkar edilmesinin süreci sadece yıpratacağını söyleyen Miroğlu, "Linç etmenin mantığı yok. Ben bir Kürt aydını ve siyasetçiyim. Halkımız Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de orta Anadolu'da birlikte yaşıyor. PKK üzerinden bütün Kürtlerin şeytanlaştırılması doğru değildir. PKK şiddet eylemleriyle anılıyor ancak jitem gibi devlet güçlerinin de şiddetten beslendiğini biliyoruz. Bu gidişat doğru değil. Türkiye eninde sonunda bizim dillendirdiğimiz meseleleri konuşacaktır. Kürtler Türkiye ile birlikte Türkiye de Kürtlerle birlikte ortak bir arayış içinde olmalı. Kürtlerin yüzde 60'ının kendi istikbalini Türk halkı ile kurma eğiliminde olduğu unutulmamalı" ifadelerini kullandı.

‘Operasyonların sorumlusu Şara yönetimi’

Suriye'deki politikaların şiddet ikliminden beslendiğini Halep'te operasyonlar yapılmadan önce de uyarılarda bulunduğunu aktaran Miroğlu,"DAEŞ'i hatırlayalım. Kadınları pazarlarda sattılar. Açıklamalarımda, tekrar bu ortama dönülmesin istedim. Etnik hınç ve öfke büyütülmemeli. Suriye'de Dürzilere, Alevilere, Kürtlerle yapılan operasyonlar bir arada yaşamı kolaylaştırmaz. Halep'e yapılan operasyonun asıl sorumlusu Şara yönetimi. Alınmayan önlemlerle belli bir kesimin öfkesi Halep'te patladı" dedi.

‘CHP mutedil davrandı’

CHP’nin Halep tavrının önemli olduğunu dile getiren Miroğlu şöyle konuştu: "CHP mutedil davrandı. İyi bir şeydi. Sonuçta bu işin sonu uzlaşmadır. Kürt sorunun çözümünde içeride de dışarıda da hassas davranılması. Fevri çıkışlar zarar verir. Türkiye'nin Suriye'deki rolü diğer dış ülkelerden daha önemli çünkü ilişkiler kalıcı. Çatışma yerine tüm taraflar masada çözüm aramalı."

‘3’ümüz aynı kefede değiliz’

AK Parti eski milletvekili ve Demokrasi ve Birlik Derneği/ Vakfı Genel Başkanı Mehmet Metiner ise sözlerine kendisiyle beraber üç ismin yan yana getirilerek yapılan haberleri doğru bulmadığını ifade ederek Çelik ve Miroğlu hakkında şu sözlere yer verdi: “Hüseyin Çelik’in bu bahiste AK Parti’mizi ve Hükümetimizi suçlayan sözlerini eleştiren biri olduğum için kendisi ile aynı kare içinde gösterilmem elbette rahatsız edici bir durum. Birileri bilerek bunu yapıyor. Siyaseten de kendisini doğru yerde bulmuyorum, bu bahiste dediklerini de sorunlu ve yanlış buluyorum. Orhan Miroğlu ile farklı ideolojik gelenekten geliyoruz ama önemsediğim biridir. AK Partimize fikirleriyle ve duruşuyla önemli katkıları olmuş biridir. Her konuda aynı düşünmesek bile fikirlerine kulak verilmesi gereken bir entelektüel ve siyasetçidir. Bu bahiste de birbiriyle zaman zaman örtüşen zaman zaman ayrışan fikirlerimizin olduğu herkesin malumudur. Dolayısıyla üçümüzü bir kefeye koyan yaklaşım sahiplerini asla iyi niyetle görmediğimi de yeri gelmişken belirtmek isterim.”

‘Söylediklerim Cumhurbaşkanımız ve Bahçeli ile birebir aynı’

Süreçle birlikte silahların yerini müzakereye bıraktığını vurgulayan Metiner, şahsına yapılan eleştirilere şöyle yanıt verdi: “Sorun çözme yönteminin müzakere olarak benimsenmesi, savaşın herkese kaybettiren, barışın da herkese kazandıran bir olgu olduğunun yüksek sesle dile getirilmesi tarihsel önemdeydi. Bu değişim güçlü bir umuda yol açtı. Bizim ‘devlet aklı’ olarak öne çıkan bu değişim sürecine katkı sağlamamız, kandan beslenen çevreleri rahatsız etti. Oysa benim söylediklerim, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin dile getirdiklerinin birebir aynısıydı.”

‘Keşke her iki taraf imzalarına sadık kalsaydı’

Metiner şöyle devam etti: “10 Mart Mutabakatı tam da bu sürecin ruhuna uygundur. Yenme-yenilme üzerinden şekillenen bir mutabakat değildi. Silah zoruyla sağlanmış bir mutabakat da değildi. Gönüllülük temelinde ortaya konan bir entegrasyon antlaşmasıydı. Müzakere yoluyla demokratik ve tek bir Suriye’nin inşa sürecinin tamamlanması için önemli bir hamleydi. Her iki tarafın da taahhütleriyle altına imza koyduğu bu mutabakat, müzakerelerle sonuca bağlanacaktı. Mutabakatın iki tarafı da bağlayan taahhütleri vardı. Keşke her iki taraf da imzalarına sadık kalsaydı. Ancak yılların getirdiği güvensizlikler söz konusu.”

‘SDG Öcalan’ın paradigmasıyla çelişti’

DSG’nin(SDG) sürecin ruhuyla bağdaşmayan bir tutumda ısrar ettiğini savunan Metiner, “Kendisi için, kendisinin yönetebileceği ve silahlı unsurları olan bir bölgesel yönetim talebinde ısrarcı oldu. Oysa PKK’nın dışındaki Suriye Kürtlerinin demokratik ve idari temelde talep ettikleri adem-i merkeziyetçilik bu değildi. PKK/SDG’nin talep ettiği adem-i merkeziyetçi yapı, kendi silahlı gücüyle kendisini yönetimin merkezine oturtan bir yapıydı. Suriye Kürtlerinin bir bütün olarak talep ettikleri ile SDG’nin bu talebi, şekil olarak benzerlik arz etse bile öz itibarıyla farklıydı. Dolayısıyla SDG’nin kendisi için istediği bu ideolojik-yönetme imtiyazı, Suriye Kürtlerinin bir bütün olarak talep ettiği adem-i merkeziyetçi yapının bölücülük biçiminde anlaşılmasını da beraberinde getirdi. Bu durum, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında ete kemiğe bürünen yeni paradigmayla da çelişiyordu. SDG, ABD-İsrail-Batı desteğine fazlasıyla güvendiği için yanlış bir hamle yaptı” diye konuştu.

‘Şara ilk iki maddeye uymadı’

Şara’nın ise ilk iki maddeyi ete kemiğe büründürmediğini belirten Metiner, “Yani bu maddelerde taahhüt ettiklerini anayasal güvenceye kavuşturup buna uygun bir siyasi mimari ortaya koymayarak hata yaptı. Oysa Şara, taahhütlerini yerine getirseydi, SDG sürecin ruhuna aykırı davranmaya devam ettiğinde tüm inandırıcılığını yitirir ve karşılıksız kalırdı. Benim söylediğim bundan ibarettir. Bu değerlendirmeleri yaparken amacımız son derece açıktır: Hem içeride başlatılan sürecin başarıyla tamamlanması hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması. Aynı zamanda İsrail’in bölgeye ilişkin oyun planlarını boşa çıkarmak. Bu dengeyi gözettiğinizde, iki taraftan da eleştiri oklarını üzerinize çekmeniz kaçınılmaz hale geliyor” dedi.

‘İthamların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor’

Kendisine yöneltilen “Kripto Kürtçülük” ithamını da “patolojik bir sonuç” olarak yorumlayan Metiner, “Açıkçası bunun üzerinde durmam. Çünkü hayatımın hiçbir evresinde zihnim etnik milliyetçilikle kesişmedi. Her türlü ırkçılığa karşı çıkmış biriyim. PKK’nın ideolojisine de silahlı mücadele yöntemine de karşı duran biriyim. Bu nedenle PKK’nın ölüm listelerinde yer almış biriyim. Bir Kürt olarak aidiyetime sahip çıkmam; İslami anlayış çerçevesinde Kürtlerle Türklerin eşit haklar temelinde, tek devlet çatısı altında bir arada yaşamasını savunmam ve en önemlisi bu meselenin PKK’dan bağımsız olarak ele alınıp çözülmesinin devlete ve ülkeye aidiyet ve sadakat duygusunu güçlendireceğini dile getirmem, bazı çevrelere ters gelebiliyor. Ancak beni ‘Kripto Kürtçü’ diye suçlayarak hedefe koyan, kendisini bu şekilde tanımlayan bazı çevrelerin başka ajandaları olduğu açıktır. ‘Kripto ajanda’ sahipleri bizi nasıl göstermeye çalışırsa çalışsın, biz İslami ve insani çizgimizden ödün vermeden yolumuza devam ederiz. Keşke bizi suçlayanlar, savunduğumuz hangi görüşün Kur’an’ın öğretisine aykırı olduğunu ortaya koyabilseler; biz de hatamızı görüp vazgeçsek. Ya da söylediklerimizin devletimizin ve ülkemizin hangi çıkarına aykırı olduğunu gösterseler, teşekkür edip geri adım atsak. Veya bu söylediklerimizin hangisinin Kürtlerin aleyhine olduğunu ifade etseler, söylemimizi yeniden gözden geçirelim. Ancak PKK/SDG’yi eleştirdiğinizde sizi ‘Kürt düşmanı’, Kürtlerin meşru ve haklı taleplerinin karşılanması gerektiğini söylediğinizde ve bu bağlamda Şara’nın SDG’den bağımsız olarak taahhüt ettiği hususları yerine getirmediğini ifade ettiğinizde ise bu kez ‘Kripto Kürtçü’ ya da ‘SDG’yi savunan Kürtçü’ olmakla suçlanabiliyorsunuz. Oysa bu ithamların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Bu tür patolojik yaklaşımlar, sorunun doğru temelde çözülmesinin ve müzakere zemininin güçlenmesinin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır” diye konuştu.

‘Türkiye destekleyici rol üstlenmeli’

Halep’te evlerini terk etmek zorunda kalan sivillerin ise güvenli şekilde evlerine dönmelerinin sağlanması gerektiğini belirten Metiner, “Bu geri dönüşle birlikte güvenlik sorununun da kalıcı biçimde çözülmesi gerekmektedir. Türkiye, sahadaki tecrübesi, insani kapasitesi ve diplomatik ağırlığıyla bu konuda zaten öncü ve destekleyici bir rol üstlenmektedir. Sürecin bu şekilde tamamlanması, devamındaki müzakere sürecinin de çözümle sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Aksi halde bu mesele, Türkiye’deki siyasete yansıyan ve istismara açık bir alan haline gelerek sürece zarar veren bir mecraya oturabilir” ifadelerini kullandı.

‘Demokratik cumhuriyet inşa edilmeli’

Suriye’de toplumsal çatışmaların önüne geçmek içinse demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Metiner, “Arap Cumhuriyeti biçiminde, Arapları sayısal çoğunlukları dolayısıyla merkeze oturtan bir yapı yerine; sayısal azlık-çokluk kriterinin ötesinde, herkesi Suriye’nin asli kurucu unsurları ve eşit vatandaşları olarak gören bir demokratik cumhuriyetin inşa edilmesi halinde Suriye’nin birlik içinde istikrara kavuşması mümkün hale gelir. Bunun için gerekli anayasal teminatların sağlanması ve buna uygun yeni bir siyasi mimarinin oluşturulması hayati öneme sahiptir” dedi.

 

 

Bu haber toplam 3404 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 17:28:06