Geleceğin Belirsizliği ve Barışın Sorumluluğu: Kürt Siyasetinde Yeni Bir Akla İhtiyac Var

Barışa uzanan samimi bir elin karşılıksız kalmasını hiçbir vicdanın tasvip etmesi mümkün değildir. Ancak ne yazık ki, kalıcı bir barışa evrilmesi gereken sürecin anlık siyasi "oldubittilere" ve günübirlik çıkarlara kurban edilmesi endişesi, toplumsal hafızada ciddi bir kaygı uyandırmaktadır. Geleceğe dair verilen vaatlerin ve olasılıkların belirsizlik askısında asılı kalması, barışı arzulayan geniş kitlelerin en büyük korkusudur.
Bu korku, yalnızca sıradan bir tedirginlik değil; Kürt halkının hakkaniyetini mantık ve vicdan süzgecinden geçiren her aklıselim insanın ortak endişesidir. Ne var ki, Kürt siyasetçilerin bu toplumsal kaygı karşısındaki tutumu, halkta zaten baş göstermiş olan o tehlikeli duyarsızlaşma eğilimini daha da hızlandırmaktadır. Zaman geçtikçe, barış idealine kilitlenmiş olan o toplumsal duyarlılık, yerini ne yazık ki derin bir kayıtsızlığa bırakmaktadır.
Tam da bu noktada sormak gerekir: Yapay ve sığ hamlelerle toplumsal bir mesele gerçekten yoluna girebilir mi? Kürt toplumunun geleceğini dert edinen hiçbir aklıselim insanın kafasındaki bu büyük soru işaretini inkâr etmek mümkün değildir. Zira "Şu gelişmeyi lehimize çeviririz, bu durumu şöyle yönetiriz" şeklindeki içi boş nakaratların sıkıcılığı ve tekrara düşmesi, Kürt halkını artık fazlasıyla bunaltmıştır. Toplum, hamaset dolu söylemlerle ve "şöyle yaparız, böyle ederiz" vaatleriyle artık doymamaktadır.
Açıkça ifade etmek gerekir ki, geçmişte büyük anlamlar atfedilen pek çok yöntem ve söylem, bugün Kürtlerin duygu ve düşünce dünyasında karşılığını yitirmiş durumdadır. Örneğin, silahlı mücadele yöntemiyle artık bir yere varılamayacağının idrak edilmiş olması bunun en somut göstergesidir. Geçmişte yaşanan ve asıl amacın değerini aşındıran sayısız anlamsızlık, bu yöntemin işlevselliğini ve meşruiyetini nihayete erdirmiştir. Dolayısıyla, işlevini yitiren bu mücadele biçiminin toplumsal tabanda artık bir karşılığı kalmamıştır.
Bu nedenle, aklı başında her Kürt bireyinin nabzı bugün tartışmasız bir şekilde barıştan yana atmaktadır. Fakat bahsedilen bu barışın nasıl bir kalıcılık inşa edeceği konusundaki kuşkular da insanların yüreğini sıkıştırmaya devam etmektedir. Kürt halkının haklarına ve öznel sorunlarının çözümüne odaklanacak iradenin son derece güçlü olması şarttır. Ne var ki, barışın asil anlamına odaklanmak yerine yalnızca iktidarlaşma ve siyasi ikbal hesapları yapılması, hakiki bir barışın ihtimalini zayıflatmaktadır.
Tarihsel süreçte sıkça tecrübe edildiği üzere, "dönüp dolaşıp aynı başa dönme" sarmalı Kürt halkını ciddi manada yormuş ve yıpratmıştır. Bu yüzden, bedeli ne olursa olsun, barışın gerçek muhtevasıyla örtüşen yeni bir kurucu aklın hayat bulması zorunludur. Geçmişte o kadar çok "siyasi kaza" yaşandı ki, bu kazaların faturası her seferinde topluma çok ağır ödetildi. Artık ne Türkiye’nin ne de Kürtlerin, benzer bir siyasi kazanın yaratacağı tahribatı kaldıracak takati kalmıştır.
Gerek coğrafyamızın bölgesel gerçekleri gerekse küresel dinamikler, bugün Kuzey Kürt siyasetini dizayn eden aktörlere açık bir çağrıda bulunmaktadır: “Lütfen artık çağın reel gerçekleriyle bağdaşan, rasyonel bir oyun kuruculuk iradesi gösterin.” Sözün özü; silahlı mücadele yönteminin tamamen kapsam dışı kalmasını onaylamamak mümkün değildir. Ancak beklenti; bunca bedel ödemiş olan Kürt halkına, bu kapanış hikayesini insana yakışır, kalıcı ve onurlu bir barışla taçlandıracak o güçlü iradeyi sunabilmenizdir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 19:51:38




























































































































































































