Fethullah Elçi: Değerli Leman Beşikci Annemizin Aziz Hatırasına

13 Temmuz 2026 - 16:19
13 Temmuz 2026 - 16:19
 0
Fethullah Elçi: Değerli Leman Beşikci Annemizin Aziz Hatırasına

Bir Vefa, Sabır ve Mücadele Tanıklığı;

Bazı insanlar hayatımıza yalnızca bir dönem için girmez; bıraktıkları değerler, öğrettikleri ve taşıdıkları anlamlarla ömür boyu bizimle kalırlar.

Leman Beşikci Hanımefendi ve Saygıdeğer İsmail Beşikci Hocamız, benim hayatımda böyle özel bir yere sahip olan iki kıymetli insandır.

Bu yazı, yalnızca bir hatıra anlatımı değil; aynı zamanda büyük bir mücadelenin, fedakârlığın ve vefanın şahidi olan iki değerli insanı anma çabasıdır.

İsmail Beşikci Hocamızın hakikat arayışıyla geçen ömrü ve Leman Annemizin bu zorlu yolculukta gösterdiği sabır, sadakat ve eşsiz destek, saygı ve minnetle anılmayı hak eden büyük bir yaşam hikâyesidir.

Bu satırlar, onları tanıma, sohbetlerini dinleme ve hayatlarının bir bölümüne şahit olma fırsatı bulan bir insanın gönül borcu olarak kaleme alınmıştır.

13 Nisan 2021 tarihinde Leman Annemizin vefat haberini derin bir üzüntüyle aldım. Bu acı haberle birlikte, kendisiyle geçirdiğimiz ve her biri benim için birer hayat dersi niteliğinde olan günler, sohbetler ve unutulmaz hatıralar bir kez daha gözlerimin önüne geldi.

Rahmetli Şerafettin Elçi amcamızın tavsiyesi üzerine, Ankara Kızılay'da bulunan Çarçıra Kitabevi üniversite yıllarım boyunca sıkça uğradığım önemli adreslerden biri olmuştu. Kürt tarihi, kültürü ve edebiyatına dair birçok değerli esere ulaşma imkânı sağlayan bu kitabevi, benim için yalnızca kitap alınan bir yer değil; aynı zamanda düşünce dünyamın şekillendiği, yeni bilgilerle tanıştığım önemli bir mekândı. Çarçıra Kitabevi'nin sahibi Fettah Karagöz ve eşi Vecide Karagöz (Cibranlı Halid Bey'in torunu), özellikle üniversite gençlerinin kendilerini geliştirmeleri, tarihlerini ve kültürlerini daha iyi tanımaları için büyük emek veren insanlardı. Onların bu konudaki çabalarını, fedakârlıklarını ve samimi gayretlerini her zaman takdir ettim. Aynı zamanda Saygıdeğer İsmail Beşikci Hocamızla tanışmama vesile olmaları da hayatımın önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Fırsat buldukça Çarçıra Kitabevi'ne uğrar, kitaplar alırdım. Bir gün arkadaşım Av. Yusuf Karaarslan ile birlikte kitabevine gittiğimizde, İsmail Beşikci Hocamızın "Devletlerarası Sömürge Kürdistan" adlı kitabını bana hediye etti.

Eve gelir gelmez kitabı okumaya başladım. Sayfalar ilerledikçe Kürd ulusunun tarih boyunca yaşadığı acıları, karşılaştığı zorlukları ve içinde bulunduğu durumu daha derinden anlamaya başladım.

Bu kitap benim için yalnızca bir eser değil; kendi kimliğimle, tarihimle ve ulusumun yaşadığı gerçeklerle daha güçlü bir bağ kurmama vesile olan önemli bir dönüm noktası oldu.

Kitabı okumaya devam ettikçe, Kürd ulusunun tarih boyunca yaşadığı acıları, uğradığı haksızlıkları ve karşı karşıya kaldığı zorlukları daha derinden hissetmeye başladım. Okuduklarım, yalnızca geçmişe dair bilgiler vermiyor; aynı zamanda içinde bulunduğum gerçeklik üzerine yeniden düşünmeme neden oluyordu.

O gece kitabın etkisinden uzun süre kurtulamadım. Zihnimde birçok soru vardı. İçimde büyük bir sorgulama başlamıştı. Yıllardır dile getirilen "kardeşlik" söylemleri, yaşanan gerçekler ve Kürd ulusunun içinde bulunduğu durum üzerine düşünüyordum. Kitabın son sayfalarına yaklaştığımda, özellikle Ahmedê Xanî'nin Kürdlerin birlik olamayışı üzerine yaptığı değerlendirmeler beni derinden etkiledi. Bir ulusun kendi içinde birlik sağlayamamasının ne büyük sonuçlar doğurabileceğini daha iyi anlamaya başladım. Gece geç saatlerdi. Yaşadığım duygusal yoğunluk karşısında babamı aradım. O saatte aramam onu şaşırtmıştı. Önce iyi olup olmadığımı sordu.

Ona, İsmail Beşikci Hocamızın kitabını okuduğumu, özellikle son bölümlerde yer alan düşüncelerden çok etkilendiğimi anlattım. Büyük bir hüzünle kendisine şu soruyu sordum:

"Biz neden hâlâ bu durumdayız? Neden dünyadaki diğer uluslar gibi kendi ülkemizde özgür ve kendi geleceğimize yön veren bir ulus değiliz?"

Babamla uzun uzun konuştuk. İçimde biriken duyguları, yaşadığım sarsıntıyı ve zihnimde oluşan soruları onunla paylaştım. Bu konuşmanın ardından "kardeşlik" kavramı üzerine kısa bir yazı kaleme aldım. O gece yaşadıklarım ve düşündüklerim, hayatımda unutamayacağım bir dönüm noktası oldu. İsmail Beşikci Hocamızla fikrî anlamdaki tanışıklığım böyle başladı. "Devletlerarası Sömürge Kürdistan" adlı eser, düşünce dünyamda adeta bir deprem etkisi oluşturdu. Tarihe, kimliğe ve içinde yaşadığımız gerçeklere bakışımda derin izler bıraktı.

Daha sonra Çarçıra Kitabevi'ne giderek Vecide Hanım'a Beşikci Hocamızla tanışmak istediğimi söyledim. Kendisi, Hocamızın zaman zaman kitabevine uğradığını ve tekrar geldiğinde bana haber vereceğini ifade etti.

Kitabevinden ayrılıp eve dönmek üzere otobüse bindim. Eve yaklaşmıştım ki telefonum çaldı. Arayan Vecide Hanım'dı.

Bana büyük bir heyecanla hemen kitabevine dönmem gerektiğini, İsmail Beşikci Hocamızın Çarçıra Kitabevi'ne geldiğini ve beni beklediğini söyledi. Büyük bir heyecan ve sevinçle yeniden Kızılay'a döndüm. Çarçıra Kitabevi'ne girdiğimde, hayatım boyunca unutamayacağım bir an yaşadım. Karşımda İsmail Beşikci Hocamız duruyordu. Kendisine büyük bir saygıyla selam verdim, elini öptüm ve yanına oturdum. Daha önce "kardeşlik" üzerine yazdığım kısa yazıyı kendisine okudum.

Hocamız dikkatle dinledi. Ardından tebessüm ederek elimi sıktı ve teşekkür etti.

O an, hayatımda yalnızca önemli bir düşünce insanıyla değil; inandığı hakikat uğruna büyük bedeller ödemiş, kararlı ve onurlu bir şahsiyetle tanıştığımı hissettim. O günden sonra İsmail Beşikci Hocamız, benim için yalnızca bir akademisyen değil; düşünceleri, mücadelesi ve yaşamıyla örnek aldığım çok değerli bir insan oldu.

Bir süre sonra Vecide Hanım beni tekrar aradı. Beşikci Hocamızın evine ziyarete gideceklerini, istersem birkaç yakın arkadaşımla birlikte benim de gelebileceğimi söyledi. O gün, Hocamıza ne hediye götürebileceğimi uzun uzun düşündüm. Hayatını bir halkın hakikatini anlatmaya adamış, bu uğurda ağır bedeller ödemiş bir insana verilebilecek en anlamlı hediyenin ne olabileceğini sorguladım. Sonunda kararımı verdim. Bir ulusun en değerli ve kutsal sembollerinden biri olan bayrağını takdim etmek, duyduğum saygı ve minnetin en anlamlı ifadesi olacaktı. Yanıma Kürdistan bayrağını ve Kürdistan rozetini alarak Beşikci Hocamızın evine gittik. Meğer Hocamızla aynı semtte oturuyormuşuz. Bunu öğrenmek beni ayrıca mutlu etmişti. Arkadaşlarımla birlikte salonda oturduk. Sohbet sırasında Hocamıza, kendisine bir hediye olarak ancak bir ulusun en değerli sembollerinden biri olan bayrağı takdim etmeyi uygun gördüğümü söyledim. Hocamız tebessüm ederek elimi sıktı ve teşekkür etti.

O gün hayatımda çok özel bir yere sahip olacak bir insanla daha tanıştım: Leman Beşikci Annemiz...

Leman Hanım, İsmail Beşikci Hocamızın hayat arkadaşı, mücadelesindeki en büyük destekçisi ve karşılaşılan tüm zorluklara rağmen her zaman yanında duran vefalı bir yol arkadaşıydı. Kendisi son derece mütevazı, zarif, güler yüzlü, sabırlı ve inançlı bir insandı. Onu tanıdıkça, Beşikci Hocamızın hayatındaki yerini ve değerini daha iyi anlamaya başladım. O gün içimden şu düşünce geçti;

Belki de Hocamızın bir evladı olmamıştı; ancak onun ve Leman Annemizin mücadelesine gönül veren Kürd gençleri, onların manevi evlatlarıydı. Kendi kendime, "Bizlerin bu iki değerli insana karşı büyük bir vefa borcu var" dedim. O günden sonra Beşikci Hocamıza ve Leman Annemize elimizden geldiğince destek olmak, onları yalnız bırakmamak gerektiğine inandım. Bu düşüncemi arkadaşlarımla da paylaştım. Barij Celalî, Ferhad Çağman, Av. Yusuf Karaarslan ve Av. Ali İkbal Yiğit ile birlikte, onların yanında olmayı ve ihtiyaç duydukları her zaman destek vermeyi kendimiz için bir sorumluluk olarak gördük. Zaman içerisinde bu ilişki yalnızca bir ziyaret ve tanışıklık olmaktan çıktı. Karşılıklı sevgi, saygı ve güven üzerine kurulu güçlü bir bağa dönüştü. Artık bizler için onlar sadece değer verdiğimiz büyüklerimiz değil; ailemizin bir parçası hâline gelmişlerdi.

İsmail Beşikci Hocamız, ilerleyen yaşına rağmen büyük bir azim, kararlılık ve inançla çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Ülke ülke, şehir şehir dolaşarak inandığı doğruları cesaretle dile getirdi. Hayatı boyunca hakikatin peşinden yürüdü; düşüncelerinden ve inandığı değerlerden hiçbir zaman taviz vermedi.

Ömrünü Kürd ulusunun ve Kürdistan gerçeğinin anlaşılmasına adayan, bu uğurda her türlü fedakârlığı göze alan saygın bir şahsiyete ve onun hayat arkadaşı olan, tüm zorluklarda yanında duran Leman Annemize ne kadar hizmet edilse yine de hakları ödenebilir mi? Beşikci Hocamızı ve muhterem eşi Leman Annemizi ziyaret etmek, onlarla sohbet etmek ve elimizden geldiğince yanlarında olmak, bizim için yalnızca bir görev değil; aynı zamanda vicdani bir sorumluluktu. Zamanla artık onların bir ziyaretçisi değil, ailelerinin bir ferdi gibi olmuştuk. Leman Annemizle uzun uzun sohbet eder, hayat tecrübelerini ve yaşadıklarını büyük bir dikkatle dinlerdik.

Özellikle Beşikci Hocamızın cezaevi yıllarını, o zorlu dönemleri ve yaşanan mücadeleyi anlatırdı. Her anlattığında, bir eşin sevgisini, sabrını ve vefasını daha iyi anlıyorduk. Bir gün yine sohbetimiz sırasında Leman Annemiz şöyle demişti: "Ömrüm Beşikci'yi beklemekle geçti. Hep cezaevinden cezaevine ziyaretine gittim. Hep onun peşinden gittim, hep yanında oldum." Gerçekten de Leman Annemizin bu büyük fedakârlığı, sabrı, eşsiz mücadelesi ve sadakati, Beşikci Hocamıza hayatı boyunca güç veren en önemli desteklerden biri olmuştu. Leman Annemiz aynı zamanda son derece inançlı, merhametli ve cömert bir insandı. Kalbindeki iyilik ve insan sevgisi, davranışlarının her birinde kendini gösterirdi.

Bir gün yine ziyaretine gittiğimde onu üzgün gördüm. Neden üzgün olduğunu sorduğumda, zaman zaman hafızasındaki bazı şeyleri unuttuğunu ve bu nedenle namazlarını gerektiği gibi kılamadığı için üzüldüğünü söyledi. Kendisine bunun kendi elinde olmayan bir durum olduğunu, bu nedenle üzülmemesi gerektiğini ifade ettim. Daha sonra birçok kez namaz vakitlerinde evlerine giderdim. Namaz için gerekli duaları yüksek sesle okurdum, o da ardından tekrar ederdi. Namazını tamamladıktan sonra yüzündeki mutluluk ve huzur görülmeye değerdi.

Bana sık sık;

"Seninle çok geç tanıştım." derdi.

O artık benim için yalnızca saygı duyduğum bir büyüğüm değil; ailemin bir parçası olmuştu. Kendimi çok şanslı hissediyordum. Çünkü milyonlarca Kürd genci arasında, böylesine değerli iki insanla aynı ortamı paylaşmak, sohbetlerini dinlemek, nasihatlerinden faydalanmak ve hizmetlerinde bulunmak bana nasip olmuştu. Bir başka sohbetimizde Leman Annemizin Beşikci Hocamız hakkında söylediği şu söz, onun hayatını ve kişiliğini en güzel şekilde özetliyordu:

"Beşikci, kendisine düşmanlık edenlere bile düşmanlık etmez."

Gerçekten de bu söz, İsmail Beşikci Hocamızın insanlara bakışını, ahlakını ve hayat anlayışını anlatan çok anlamlı bir ifadeydi.

Ankara'dan ayrıldıktan sonra da Leman Annemizle iletişimimiz hiç kopmadı. Arkadaşımız Ferhad Çağman ve eşi Nazan kardeşimiz, fırsat buldukça kendilerini ziyaret eder, hâl ve hatırlarını sorarlardı.

Son ziyaretlerinden birinde Leman Annemizin sağlık durumunun iyi olmadığını söylediler. Onu ziyaret etmeyi çok istedim; ancak ne yazık ki nasip olmadı, gidemedim.

13 Nisan 2021 tarihinde Leman Annemizin vefat haberini derin bir üzüntüyle aldım. Bu acı haberle birlikte, kendisiyle geçirdiğimiz ve her biri benim için birer hayat dersi niteliğinde olan günler, sohbetler ve unutulmaz hatıralar bir kez daha gözlerimin önüne geldi.

Leman Annemiz zaman zaman bana şöyle derdi:

"Ben öldüğümde, arkamdan beni hayırla anacak insanlar olsun. Beni hiç unutma ve hep bana dua et."

Ayrıca;

"Kimseye muhtaç olmadan bu canı Allah'a teslim edeyim."

derdi."

Onun bu sözleri ve hayat boyunca taşıdığı onur, sabır ve inanç, benim için unutulmaz bir miras olarak kaldı. Bugün buradan bir kez daha ifade etmek isterim:

Bizler hayatta olduğumuz sürece, Kürdler sizi her zaman hayırla, minnetle ve saygıyla anacaktır. Son nefesinize kadar yanında olduğunuz, yalnız bırakmadığınız ve bize emanet ettiğiniz Beşikci Hocamıza gözümüz gibi bakacağımıza; ona hizmet etmekten hiçbir zaman geri durmayacağımıza söz veriyoruz. Çünkü bazı insanlar yalnızca kendi hayatlarını yaşamazlar; düşünceleri, emekleri ve fedakârlıklarıyla gelecek nesillere bir miras bırakırlar. İsmail Beşikci Hocamız ve Leman Annemiz de böyle değerli insanlardandır.

Başta Saygıdeğer İsmail Beşikci Hocamız olmak üzere, tüm ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Leman Annemizin aziz hatırası daima sevgi, saygı ve dualarla yaşayacaktır.

Allah kendisine rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin.

 

Bu haber toplam 461 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 17:20:26