Rıza Polat: Dr. Abdurrahman Qasımlo Suikastının Üzerinden 37 Yıl Geçti

Dr. Abdurrahman Qasımlo’nun hunharca katledilişinin üzerinden 37 yıl geçti. İran’daki teokratik ve otokratik mollalar rejiminin, Qasımlo’yu kimlerin yardımıyla öldürdüğü hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamamış bir muammadır.
13 Temmuz 1989 tarihinde Viyana’da, İran heyetiyle yürütülen görüşmeler sırasında Dr. Qasımlo, Abdullah Gaderi Azer ve Rasoul Fadhel acımasızca katledildiler. Uzun yıllar kamuoyu, görüşmelerin bir otel odasında yapıldığına inandı. Oysa görüşmeler, Viyana’nın üçüncü bölgesindeki Linke Bahngasse 5 numaralı binanın 5 numaralı dairesinde gerçekleştiriliyordu. Aradan geçen bunca zamana rağmen bu dairenin kime ait olduğu hiçbir zaman açıklanmadı.
1991 yılında Londra’da, ortak tanıdıklarımız aracılığıyla Afganistan’ın eski yöneticilerinden Babrak Karmal döneminde (1979-1986) Kabil Valisi’nin kardeşi Sarecattin Afzal Akram ile birkaç kez görüşme fırsatım oldu. Kendisinin eşi Avusturyalı bir akademisyendi ve Türkiye üzerine akademik çalışmalar yürütüyordu.
Bir görüşmemiz sırasında konu, Qasımlo ve arkadaşlarının öldürülmesine geldi. Akram’ın iddiasına göre suikastın gerçekleştiği daire, Yahudi kökenli bir kadına aitti. Bu kişi aynı zamanda Rasoul Fadhel’in Viyana Üniversitesi’nden meslektaşıydı ve İsrail adına faaliyetlerde bulunduğu da ileri sürülüyordu.
Elbette bu bilgiler, “Bunun olayla ne bağlantısı olabilir?” sorusunu akla getirebilir. Bazı iddialara göre Qasımlo, Saddam Hüseyin adına Fransa ile nükleer teknoloji konusunda arabuluculuk yapıyordu. İsrail’in bu suikastta herhangi bir rolü olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bana göre en büyük hata ve ihmal Qasımlo’nundu.
Geçmişten yeterince ders çıkarmamış görünüyordu. İran yönetimi daha önce de Simko’yu barış görüşmeleri bahanesiyle davet etmiş ve pusu kurarak öldürmüştü. Aynı yönetim, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurucusu Qazi Muhammed’i de idam sehpasına göndermişti. Buna rağmen Qasımlo, İran yönetimiyle görüşmelerini üçüncü bir garantör olmadan, hatta birçok yakın çalışma arkadaşından bile gizleyerek yürütüyordu.
Qasımlo ile üç kez görüştüm. İlk görüşmemiz 1979 yılının Mayıs ayında gerçekleşti. Mahabad’a girdiğimizde karşılaştığım atmosfer beni John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün adlı eserine götürdü. Reed, Lenin’in Rusya’ya dönüşünü ve Ekim Devrimi’ni adım adım takip etmiş; sokaklarda uçuşan bildirileri, broşürleri ve devrimci hareketliliği canlı biçimde anlatmıştı. Eser daha sonra filme de uyarlandı ve ben bu filmi 1983 ya da 1984 yılında Şam’da izledim.
Mahabad sokaklarında da aynı şekilde havada uçuşan bildirileri ve broşürleri topluyor, kaldığımız otele götürerek tercüme ettiriyordum.
O dönemde Mahabad ve birçok şehir tamamen Kürdistan Demokrat Partisi, Komala ve Şeyh İzzeddin’in güçlerinin kontrolü altındaydı.
Qasımlo son derece entelektüel bir kişiydi. Birkaç dili akıcı şekilde konuşabiliyordu. Ancak iyi bir siyasi lider olduğu kanaatinde değilim. 1979-1983 yılları arasında partisini etkili biçimde yönetemedi ve bu süreçte partinin birkaç kez bölünmesine zemin hazırladı.
Üzülerek söylüyorum ki Kürt siyasi hareketi bugüne kadar uluslararası ölçekte etkili bir lider yetiştiremedi.
Nelson Mandela hapisten çıktıktan sonra attığı ilk önemli adımlardan biri, Güney Afrika’da siyah toplumun “annesi” olarak görülen ve direnişin sembolü kabul edilen eşi Winnie Mandela’dan boşanmak oldu. Çünkü adı çeşitli tartışmalı olaylara karışmıştı. Bir diğer önemli adımı ise kendisini ömür boyu hapse mahkûm eden yargıcın evini ziyaret ederek artık eski dönemin kapandığını, beyazlarla siyahların birlikte yaşayacağı yeni bir dönemin başladığını göstermesiydi.
Örneğin Celal Talabani arkasinda bir tufan bıraktı.kendisinden beklenen Kürtler arasındaki iç çatışmaların bir daha yaşanmaması için ailesi ve yakın çevresi dahil herkesin demokratik ve barışçıl yöntemlere bağlı kalacağına dair güçlü bir taahhüt oluşturmasını sağlamaktı.
Bugün Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmeler de esasen bir liderlik sorununun sonucudur. Üstelik Güney Kürdistan’ın sorunlarının, geçmişte Güney Afrika’nın karşı karşıya kaldığı sorunlardan daha ağır olduğu da söylenemez.
Siyaset, çoğu zaman farklı görüş ve çıkarları ortak bir zeminde buluşturabilme sanatıdır.
Not; belki çoğu okuyucu hiç Öcalan ve PKK’den bahs etmediğimi sorgulaya bilir. Ben Öcalan’ı ve PKK’ı Kürt hareketi çerçevesinde görmediğim için ve tam tersine Kürt halkı düşmanları tarafında, Kürdistan özgürlük hareketine karşı oluşturulan bir aparat olduğu kanatındayım.
Son güncellenme: 19:47:45



































































































































































































