Yaşar Bazencir- Ütopya ile Realite Arasında: Erbil’in Somut Gerçeği, Dağın ve Kantonların Hayal Dünyası

“Kürt halkının önünde iki farklı siyasal deneyim durmaktadır: biri kurumsal statü ve uluslararası meşruiyet arayışı; diğeri ise statüsü tartışmalı, belirsiz modeller.”

14 Temmuz 2026 - 17:38
14 Temmuz 2026 - 17:38
 0
Yaşar Bazencir- Ütopya ile Realite Arasında: Erbil’in Somut Gerçeği, Dağın ve Kantonların Hayal Dünyası

Ortadoğu’nun haritalarının ve dengelerinin yeniden şekillendiği bu kritik tarihsel eşikte, Kürt halkının geleceği üzerine düşünmek, sadece siyasi bir tercih değil; ertelenemez bir aydın sorumluluğu ve toplumsal beka meselesidir. Kırk yılı aşkın bir süredir büyük acılarla, ağır bedellerle ve devasa insani maliyetlerle sınanan Kürt toplumu, bugün kör ideolojik ezberlerin ve ütopik sloganların yarattığı derin bir zihniyet ve yapısal tahribatla karşı karşıyadır.

Kürt sokağı artık yorgundur; ölüm siyasetinden, sürekli kurban vermekten, ucu açık maceralardan ve bireyi araçsallaştıran totaliter paradigmalardan bıkmıştır. Sloganın bittiği yerde, hayatın çıplak ve kaçınılmaz hakikati başlamaktadır.

Bu çalışma, Abdullah Öcalan tarafından öne sürülen ve halkımıza bir "özgürlük masalı" olarak sunulan teorilerin, hayatın pratik gerçekleri karşısında nasıl büyük bir beşeri, sosyolojik ve siyasi iflasla sonuçlandığını gözler önüne sermek amacıyla kaleme alınmıştır. "Devletsiz konfederalizm" veya "kanton" gibi uluslararası hukukta hiçbir anayasal ve kalıcı karşılığı olmayan ütopik tezlerin, Kürt halkını bölgesel yalnızlığa ve jeopolitik birer taktik araç olmaya nasıl mahkûm ettiği gerçeği artık gizlenemez bir boyuttadır.

Buna karşın, kötülenen o "devlet ve resmi statü" fikrinin somut panzehiri yanı başımızda, Güney Kürdistan’da yükselmektedir. Erbil merkezli federal, anayasal ve dünyayla entegre devlet aklı, Kürtlüğün küresel ölçekteki yegane meşru ve güvenli limanı olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.

Bu makale, uzun yıllara dayanan siyasi ve sosyolojik gözlemlerden, Öcalan çizgisine yönelik yürüttülen kapsamlı analizlerden süzülen bağımsız bir fikir manifestosudur. Metin boyunca, Kürt aile yapısının çözülmesinden toplumsal sermayenin eritilmesine kadar uzanan bu büyük tahribat 4 temel analitik hat üzerinden masaya yatırılmaktadır.

Amacımız sadece yıkıcı bir eleştiri üretmek değil; ideolojik prangalardan arınmak, marjinal ezberleri bozmak ve halkımızın önüne insanı yaşatan, hukuku ve refahı önceleyen rasyonel ve milli bir geleceğin haritasını koymaktır. Gelecek kuşaklara hakikatle örülmüş bir fikir mirası bırakabilmek ümidiyle, okuyucunun dikkatine ve vicdanına sunulur.

1. Erbil’in Somut Gerçeği Dağın ve Kantonların Hayal Dünyası

Bu başlık altında halka anlatacağımız şey şudur: Teori yalan söyler ama coğrafya ve tarih yalan söylemez. Kürt halkının önüne konulan iki somut pratik var.

Erbil Modeli (Rasyonel Akıl): Güney Kürdistan, dünyaya entegre olmuş, uluslararası hukukun dilini konuşan bir akılla inşa edildi. Sonuç ne? Bugün Erbil’e gittiğinizde karşınızda bir “kabile” veya ideolojik bir kamp görmezsiniz. Bir parlamento görürsünüz, resmi üniformalı ve ağır silahlı bir Peşmerge ordusu görürsünüz, dünyanın en büyük devletlerinin konsolosluklarını görürsünüz. Erbil, Kürt halkına bir statü, bir kimlik, bir pasaport ve en önemlisi uluslararası koruma kalkanı sağladı. Kürt kültürünün, dilinin ve ekonomisinin özgürce yeşerdiği, tüm Kürtlerin başı sıkıştığında sığınabileceği meşru bir merkez oldu.

Öcalan’ın Çizgisi (Ütopik Dağ Aklı): "Devletsiz konfederalizm" ya da "kanton" dedikleri model ise Kürt halkına resmi hiçbir şey vermedi. Suriye’nin (‘kuzeyinde) Rojava veya hendek döneminde şehirlerimizde denenen şey, hukuki bir statü değil, bölgesel veya küresel güçlerin -bugün ABD’nin, yarın Rusya’nın- dönemsel çıkarlarına göre kullandığı taktiksel birer laboratuvar oldu. Arkasında anayasal bir güvence, meşru bir devlet aklı ve kalıcı bir statü olmadığı için, her an bir gecede yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Devlet fikrini "modası geçmiş bir burjuva icadı" olarak kötüleyen Öcalan, aslında Kürt halkını modern dünyanın hukuk sisteminden mahrum bırakmıştır. Pasaportsuz, statüsüz, anayasasız bir halk, celladının insafına terk edilmiş bir halktır. Erbil, Kürtlüğün dünyaya açılan meşru kapısıyken; dağ paradigması, Kürtlüğü sınırları belirsiz ideolojik sığınaklara hapsetmiştir.

(Bu konu, daha geniş boyutlarıyla, Öcalan Paradigmasının Rojava'da siyasi ve Askeri iflası başlıklı makalemiz farklı internet sitelerinde yayınlanmıştı)

2. Büyük İflas – Kürt Halkının Beşeri Sermayesini Tüketmek

Bir halkın en büyük zenginliği ne yeraltı kaynaklarıdır ne de coğrafyası; en büyük zenginliği yetişmiş, dinamik genç nüfusudur. Bu hat, ideolojinin bu zenginliği nasıl acımasızca öğüttüğünü anlatır.

Ödetilen Muazzam Maliyet: Kırk yıllık bilançoya bakalım. On binlerce genç dağlarda, sığınaklarda, şehir çatışmalarında hayatını kaybetti. Yüz binlerce insan evinden, köyünden, yurdundan oldu. Nesiller boyu süren derin bir psikolojik travma, darmadağan olan bir yerel ekonomi ve paramparça olan hayatlar.

Karşılığında Alınan "Sıfır" Fayda: Peki, bu muazzam fedakarlığın, bu dökülen kanın karşılığında Kürt halkının eline ne geçti? Kuzey’de ya da Suriye’de resmi, kalıcı, anayasal hangi hak elde edildi? Hiçbiri. Alınan tek şey, ucu açık bir "Ortak Vatan" masalı ve hiçbir hukuki karşılığı olmayan soyut sloganlar oldu.

Siyaset ve liderlik, halka kazandırdığı somut refah ve statüyle ölçülür. Kırk yıl boyunca bir halkın en parlak zekalarını, en enerjik gençlerini bir ideoloji uğruna feda edip, günün sonunda elde var sıfır demek, siyasi bir başarı değil, sosyolojik ve tarihsel bir iflastır. Bu hareket, Kürt halkının toplumsal enerjisini ve geleceğini hoyratça tüketmiş bir "sermaye düşmanı" gibi çalışmıştır.

3. Yeni Feodalizm ve Kürt Ailesinin Çökertilmesi

İdeoloji, kendini dünyaya "ilerici, anti-feodal, kadın özgürlükçü" olarak pazarlıyor. Ancak perdenin arkasındaki analitik gerçek tam bir sosyolojik yıkımdır.

İdeolojik Ağalık Yapısı: Hareket, geleneksel aşiret yapısını veya toprak ağalığını tasfiye ettiğini söylerken yalan söylemiyor; ama eksik söylüyor. Eski ağaların yerine, tek bir liderin iki dudağına bakan, sorgulamayı ihanet sayan, tek sesli ve çok daha acımasız bir "ideolojik

feodalizm" kurdu. Eski ağaya itiraz etme şansınız bir şekilde vardı, ama bu yeni ideolojik ağalığa itiraz ettiğinizde anında "hain" ilan ediliyorsunuz.

Kürt Ailesinin Hedef Alınması: Kürt toplumu, tarih boyunca uğradığı tüm baskılara ve sürgünlere karşı ayakta kalabildiyse, bunu en güçlü kalesi olan "aile yapısına" borçludur. Öcalan’ın teorisi, bilinçli bir şekilde gençleri ailelerinden kopardı. Anneyi, babayı "geleneksel köleliğin temsilcileri" olarak kodlayarak kutsal aile bağlarını dinamitledi. Evlenmeyi, yuva kurmayı, çocuk yetiştirmeyi yasaklayarak, gençleri rızaya değil, endoktrinasyona (beyin yıkamaya) dayalı totaliter bir yapının askerleri haline getirdi.

Kadın özgürlüğü, genç kızı dağa kaçırıp eline silah vermek, onu ait olduğu toplumdan ve aile şefkatinden koparmak değildir. Gerçek modernleşme ve özgürlük; Kürt kadınının Erbil’de, Süleymaniye’de veya modern şehirlerde olduğu gibi üniversiteye gitmesi, ticaret yapması, parlamentoda siyaset üretmesi ve kendi özgür iradesiyle modern aileler kurmasıdır. İdeoloji, kadını özgürleştirmemiş; kendi çarkını döndürmek için araçsallaştırmıştır.

4. Kürtleri Ortadoğu’da Yalnızlaştıran "Taktik Araç" Siyaseti

Bu hat, meselenin uluslararası ilişkiler ve jeopolitik boyutudur. Bir halkın haklı davası, ancak doğru ittifaklar ve meşru bir dille başarıya ulaşır.

Meşru Diplomasi ve Taşeronluk: Rasyonel bir milli siyaset yine Erbil örneğindeki gibi, bölgenin gerçeklerini bilir. Komşularıyla (Ankara, Bağdat, Tahran) ve küresel güçlerle (Washington, Avrupa) resmi, diplomatik ve meşru ilişkiler geliştirir. Kendi halkının güvenliğini korumak için denge siyaseti yürütür.

Sürekli Tehdit Üreten Yapı: Öcalan’ın marjinal, sol-totaliter söylemleri ve şiddeti yöntem olarak benimsemesi, Kürt hareketini meşru bir aktör olmaktan çıkarmıştır. Bu durum, bölgedeki egemen devletlerin Kürt halkına kalıcı birer "güvenlik tehdidi" gözüyle bakmasına neden olmuştur. Hareket, Kürt halkının haklı taleplerini, küresel güçlerin Ortadoğu haritasını dizayn ederken kullandığı geçici birer "taşeronluk/taktik araç" seviyesine indirgemiştir.

Bu vizyonsuz siyaset, Kürtleri komşu halkların gözünde "birlikte yaşanamaz, sürekli kaos ve terör üreten" bir kitle olarak resmetmiştir. Haklı ve insani olan Kürt davası, bu marjinal ideolojik dil yüzünden dünyada yalnızlaşmış ve meşruiyet zeminini kaybetmiştir. Kürt halkının geleceği, bölgeyi ateşe veren radikal teorilerde değil; Erbil gibi barışçıl, yapıcı ve meşruiyet zemininde yükselen bir devlet aklında.

Kürt halkı artık kırk yıllık bir yanılsamanın sonuna gelmiştir. Geleceğimiz; dağın statüsüz, pasaportsuz ve geleceksiz ideolojik ütopyalarında değil; Erbil’in meşru, kurumsal, dünyayla konuşan ve insanı yaşatan rasyonel gerçekliğindedir.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu haber toplam 334 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:38:50