ABD’nin, Büyük Kürdistan Yolunda İran'a Saldırısı ve Saldırıdan Sonraki Muhtemel Gelişmeler!

Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı neticesinde İngiltere öncülüğünde Ortadoğu yeniden dizayn edildi. Yöre halkının hemen hemen hiçbir katkısı olmadan (modern yöntemlerle, kimi yerlerde cetvelle) yeni haritalar çizilerek (İslam ümmetinin yetimleri olarak kabul edilen) Kürtler dışında, çoğu aynı ırk, din ve kültüre sahip olmalarına rağmen, onlarca devlet kuruldu. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen, onlara lanse edildi, dayatıldı. Bu düzenle Ortadoğu yüz yıla yakın bir süre idare edildi.
Dünyanın yeni patronu olan ABD eski düzenin tıkandığını, İngilizlerin kurmuş olduğu düzen ve çizmiş olduğu haritayla artık Ortadoğu halklarının kendi çıkarına uygun bir biçimde idare edilemeyeceğini anladı. Bundan dolayı bölgeyi bir yüz yıl daha kontrol altında tutabilmek için, kendine göre bir şekillendirme ihtiyacını hissetti.
Bilindiği gibi şu anda ABD dünyanın hâkimi olan tek süper güçtür. Kendisi de bu dünya hakimiyetini ilelebet sürdüremeyeceğini anlamış olacak ki, yakın bir zamanda örneğin Çin ve hatta müttefiki olan Avrupa Birliği’nin ona rakip olabileceğini bildiği için bazı tedbirler alarak dünyada yeni bir düzen kuruyor. 1990 tarihinde Irak’a yapılan saldırı da bu düzenin bir parçası, hatta ilk adımı idi. Denilebilir ki, Irak’a harekâtla ABD “Yeni Dünya Düzeni”nin fitilini ateşledi.
Bakın, ABD 1990 yılında Irak’a saldırmadan bir ay önce, yani ABD Irak’a saldırmadan önce yazılmış;
“ABD’nin Irak’a saldırısı ve saldırıdan sonraki muhtemel gelişmeler” başlığıyla Konu ile ilgili yazdığım 16/2 2003 tarihli makalem ve öngörülerimi nasıl da geçekleştiğin aşağıdaki linkte okuyarak şahit olabilirsiniz. Bundan dolayı, 23 yıl önce yazılmış makaleyi okumanızı tavsiye ediyorum:
Demek ki, Allah’ın izni ile, bu makalede de öngörülerimin de gerçekleşeceğine güvene bilirsiniz İnşallah…
ABD şu anda da, ileride kendisine rakip olabilecek ( büyük bir teknoloji ve parasal birikime sahip ) ciddi güç olarak Avrupa Birliği ve Çin’i görmektedir. AB, birliğini sağlamlaştırıp savunma gücünü de oluşturduktan sonra, ABD’ ye ciddi bir rakip olarak ortaya çıkacaktır. ABD’nin dünyadaki hegemonyasını kıracak konuma gelecektir. AB, insanın mutluluğunu en büyük değer olarak kabul ettiği için bir nevi insani yaşantının manifestosu olarak da bilinen kriterler oluşturdu. Zamanla bu kriterleri güncelleştirmeye de devam etmektedir. AB bu kriterleri kendine ilke edinerek ABD’ye bir alternatif oluşturursa, dünyada kendisine büyük bir yandaş grubu da bulur. Çünkü şu anki mevcut dünya düzeni (küçük bir mutlu azınlık dışında) insanları mutlu etmemiştir. Üçüncü dünya dediğimiz devletlerin vatandaşları kendi yöneticileri tarafından baskı altında tutularak sömürülmektedir. Genellikle bu halklar, yöneticilerinin destekçilerini ABD olarak bilmektedirler. Bundan dolayı bütün dünya halkları arasında ABD’ye büyük bir tepki vardır. ABD de bu durumun farkına vardığı için hegemonyasını sürdürmek amacıyla yeni bir dünya düzeni kurmayı amaçlıyor. Başkası yıkmadan kendisi, kendisine bağlı diktatörleri yıkmayı, yerine çoğulcu bir demokratik yönetim kurmayı amaçlamaktadır. Bununla hem o halkların gönüllerini almayı, hem de halkı zenginleştirip tüketime yönlendirmeyi planlıyor. ABD, eğer dünya nüfusunun dörtte üçünü oluşturan yoksul ve tüketemeyen halklara ürettiği malları satamazsa çok yakın bir gelecekte 1929’daki “Büyük Ekonomik Buhran”a benzer bir buhranla karşı karşıya kalabileceğini biliyor ve bunun endişesiyle “eski düzen”i bir an önce revize etmenin yolunu arıyor.
ABD’nin İran’a saldırmaktaki amacı elbette İsrail ve batı karşıtlığını kendine ilke edinen rejimi yıkıp Basra Körfezi’ndeki petrolü ele geçirmektir. Fakat amacı ele geçirilen petrolü varil varil satıp kâr etmek değildir. Yani buradaki kârı nakit para bazında değildir. Çünkü bu uğurda bir çırpıda on binlerce ölü ve 1 Trilyon Dolar harcamayı göze alıyor ise, harcayacağı bu paraları, varil varil petrol satarak yirmi yılda karşılayamayacağını elbette biliyordur. Buradaki kazancı stratejiktir. Yani petrol kuyularının başını tutmaktır asıl hedefi. ABD’nin uzun vadedeki hedefi şudur: Petrolü kontrol ettikten sonra, gelecekte dünyada tüm petrol tüketicisi devletleri ve özellikle Avrupa Birliği’ne bağlı devletleri kendi isteklerine boyun eğdirerek muhtemel rakiplerini de daha doğmadan öldürmektir. Zaten ABD’nin savaşla ilgili ısrarı ve aceleciliği, bunun göstergesidir. AB ve Çin ABD’ye uzun vadede rakip olsa bile, petrolü kontrol ettiği için ABD ile baş edemez. Sadece AB ve Çin değil başka ülkeler de ileride rakip olma şansını kaybeder.
BU SAVAŞTA VE YENİ DÜNYA DÜZENİNDE KÜRTLERİN ROLÜ VE ÖNEMİ!
ABD’nin kuracağı “Yeni Dünya Düzeni” projesinin ana direği Kürtler’dir. Bu kesindir. Bunun nedeni de şöyle izah edilebilir:
Yarım asırdan beri ABD müttefiki olan devletlerin, müttefiklikleri ( dostlukları ) gevşemiş bulunmaktadır. Türkiye’nin her konuda ABD isteklerine karşı uzlaşmaz tutumu, ayak sürmesi, nazlanması ABD’yi çileden çıkarmıştır. Özellikle Türkiye’nin (sözde de olsa) İsrail ve Siyonizm karşıtlığı, dünya siyasetini yöneten güçler tarafından not ediliyordur. Bundan dolayı bölgede yeni siyasi ve stratejik müttefikler arandı ve bulundu. Kuşkusuz jeopolitik konumu itibarıyla korunmaya ve özellikle ABD korumasına, desteğine en fazla muhtaç olan halk şu an Kürtlerdir. ABD, Kürtleri yanına aldığı taktirde, Kürtler vasıtasıyla hem İran, hem Türkiye hem de Suriye ve Irak’ı kendine boyun eğdirecektir. Kuracağı güçlü bir Kürt oluşumuyla İsrail üzerindeki yükün bir kısmını bu tarafa yönlendirerek hafifletmiş olacaktır.
ABD’nin kuracağı “Yeni Dünya Düzeni”nin ana gövdesi “Büyük Ortadoğu Projesi” çerçevesinde Ortadoğu bölgesidir. İlk adımı Irak oluşturmuşsa, ikinci büyük ayağı da İran olacaktır ve olmaktadır.
Burada dengeyi sağlayabilecek Kürtlerdir. Kürtler İran içerisinde en örgütlü ve en güçlü silahlı orduyu oluşturabilecek potansiyele sahip kesimdir. Üstelik de Sünnîdirler. Bir de bir korumaya muhtaç olmaları münasebetiyle ABD’ye en sadık olabilecek halktır. Kürtler vasıtasıyla İran’da iktidara karşı denge sağlanabilir.
Peki, şimdi ne olacak?
Allah bilir, fakat bana göre olacak şudur:
ABD (tıpkı 1990’daki birinci körfez savaşında Irak’a saldırdığı gibi) İran’a Körfezden saldıracak. İran’ın ana gücü Körfeze yönlendirilecek. Böylece İran’ın (Doğu) Kürdistan üzerindeki gücü hafifleyecek ve doğu Kürdistan bölgesinde uçuşa yasak bölge ilan edilecek. O esnada dünya Kürtleri İran (Doğu) Kürdistan’ına yönlendirecekler ve 1990’larda Irak (Güney) Kürdistan’da olduğu gibi büyük bir güçle Kürdistan kurtarılmış bölge yapılacak.
Bu arada da ABD senatosuna sunulan, “Kürtleri koruma kanunu” yasallaştırılacak. Böylece Kürtler resmen koruma altına alınacak. Artık dünyada Kürtler için yeni bir çağ başlayacak. Böylece Kürtler “ÜMETTİN YETİMLERİ” sıfatından kurtarılacak ve Ortadoğu’da 21. yüz yıl Kürt ve Kürdistan yüz yılı olacak.
Böylece, şu ana kadar Kürtlere burun kıvıranların, kabul için “BÜYÜK KÜRDİSTAN” kapısının önünde sıraya girdiği görülecek İnşallah… Bundan emin olabilirsiniz.
Allah’tan dileğimiz; bu büyük ve çağı aşan oluşumda katkımızın sağlanması ve bu mutluğu bize tattırması.
Hayırlı, uğurlu olsun İnşallah
Okuyucuların bizimle İrtibat ve yorumlar için:
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 06:26:15
































































































































































































