Irak’ın bitmeyen egemenlik mücadelesi
Bölgesel savaşın gölgesindeki Irak’ta milis saldırıları, siyasi krizler ve dış müdahaleler Bağdat yönetiminin egemenliğini yeniden tartışmaya açtı.
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin 23. yıl dönümü olan 9 Nisan’da Irak hükümeti, aynı anda hem siyasi hem güvenlik krizleriyle karşı karşıya kaldı.
ABD’li üst düzey bir yetkili, Irak’ın Washington Büyükelçisi’ni çağırarak İran’a yakın milis grupların Irak topraklarından ABD diplomatik tesislerine yönelik düzenlediği saldırıları kınadı. Aynı gün Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt de Iraklı diplomatları çağırarak kendi ülkelerine yönelik insansız hava aracı saldırılarının Irak’tan gerçekleştirildiğini bildirdi.
Bu gelişmeler yaşanırken Irak Parlamentosu, anayasal sürenin iki ay aşılmasının ardından gizli oylamayla Nizar Amedi’yi cumhurbaşkanı seçti. Koordinasyon Çerçevesi adı verilen Şii siyasi blok ise yaklaşık altı aylık tartışmanın ardından Ali el-Zeydi’yi başbakan adayı olarak açıkladı.
Göreve başlarken Irak’ın bağımsızlığı ve egemenliğini koruyacağına yemin eden Amedi ile hükümeti kurması beklenen Zeydi’nin önünde zorlu bir süreç bulunuyor.
Milisler ve egemenlik krizi
28 Şubat’ta başlayan İran savaşı sonrasında Irak topraklarından gerçekleştirilen saldırılar yalnızca ABD hedefleriyle sınırlı kalmadı. Bağdat ve Erbil havaalanları, Kürdistan Bölgesi’ndeki yerleşim alanları ve çeşitli tesisler de İran bağlantılı grupların saldırılarının hedefi oldu.
ABD’nin Irak’taki milis gruplarına yönelik hava saldırıları da Bağdat yönetimini zor durumda bırakırken, ülkenin egemenlik tartışmalarını derinleştirdi.
Irak’ta adam kaçırma, yargısız infaz ve milis saldırıları uzun süredir devam ediyor. Ancak zayıf yargı sistemi ve etkisiz güvenlik yapısı nedeniyle bu saldırıların büyük bölümü cezasız kalıyor.
Ketaib Hizbullah ve Bedir Tugayları gibi İran’a yakın grupların yanı sıra kamuoyunda fazla bilinmeyen yeni silahlı yapılar da ülkedeki güvenlik krizini büyütüyor.
Haşdi Şabi tartışması
IŞİD’e karşı savaş döneminde ABD öncülüğündeki koalisyon, İran’a yakın birçok grubu da bünyesinde barındıran Haşdi Şabi güçleriyle birlikte çalışmıştı.
IŞİD’in yenilgiye uğratılmasının ardından da Irak hükümeti, yıllık milyarlarca dolarlık bütçelerle Haşdi Şabi’yi finanse etmeyi sürdürdü.
Kasım ayındaki seçimlerde Haşdi Şabi bağlantılı adayların yaklaşık 50 sandalye kazanması, bu yapıların siyaset üzerindeki etkisini daha da artırdı.
Irak hükümeti son olarak, Haşdi Şabi bünyesindeki grupların “meşru müdafaa” kapsamında güç kullanabileceğini açıklayarak yeni tartışmalara yol açtı.
Kürdistan Bölgesi üzerindeki baskı
Cumhurbaşkanı Nizar Amedi’nin seçilmesi de siyasi dengelerde yeni tartışmalar yarattı. Geleneksel olarak Kürt partileri arasında uzlaşıyla belirlenen cumhurbaşkanlığı makamı, bu kez Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) itirazlarına rağmen Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (YNK) bir isme verildi.
İran’a yakın Şii blokların YNK ile yakınlaşması ve KDP’nin dışlanması, Erbil’e yönelik saldırılarla birlikte değerlendiriliyor.
Son aylarda Erbil ve Kürdistan Bölgesi’ne yönelik İran ve İran bağlantılı saldırıların artması, Tahran’ın bölgedeki etkisini genişletme çabası olarak yorumlanıyor.
İran’ın Irak’taki etkisi
Analizde, İran’ın Suriye’de nüfuz kaybetmesi ve Lübnan’daki etkisinin zayıflaması sonrası Irak üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı belirtiliyor.
Tahran’ın Irak üzerinden yaptırımları aşabildiği, enerji ticareti ve dolar erişimi açısından Bağdat’ın İran için kritik önemde olduğu ifade ediliyor.
Buna karşılık Irak’ın siyasi sistemi, merkezi otoritenin zayıflığı ve mezhepsel bölünmeler nedeniyle dış müdahalelere açık hale gelmiş durumda.
Yeni hükümetin önündeki zorluklar
Başbakan adayı Ali el-Zeydi’nin hükümeti kurabilmesi için mayıs sonuna kadar parlamentoda uzlaşı sağlaması gerekiyor.
Zeydi’nin önündeki en büyük sınavlar arasında İran ve ABD arasındaki dengeyi korumak, milis grupları sınırlandırmak ve Irak ekonomisini İran gazı ile elektriğine bağımlılıktan kurtarmak bulunuyor.
Irak’ta kurulacak yeni hükümetin atacağı adımların, ülkenin gerçekten bağımsız bir çizgiye mi yöneleceğini yoksa Tahran’a daha fazla mı yaklaşacağını belirleyeceği değerlendiriliyor. (Mina Al-Oraibi- Foreign Policy Dergisi)
Son güncellenme: 20:24:54