"Paravanın Arkasında Soyun" ve "Kokuşmuş Kürt Kadın Bedeni" Metaforu Üzerine Birkaç Söz

Birkaç gündür, bir vaveyla kopuyor. Tekçi ve inkarcı ceberut devlet, "Varlık vergisi" adı altında gayrimüslimlerin mallarına çökerek, bunları köylü ve amele olan Türk toplum bünyesinde "Türk burjuvazisi" ni yaratmak için bu mülk, işletme ve fabrikaların üzerlerine geçirdikleri ve oluşturulan prototip Türk burjuvazi ailesi Koç'un patronu Rahmi Koç'un bilinçaltı Kürt nefretinin dışavurumu şeklinde ağzından kaçırdığı uydurulmuş fıkra üzerine fırtınalar koparılıyor. 80 yıldan beri, dönemin iki emperyal devletinin kendi dayattığı şartları kabul eden Kemalist rejimi destekleyip palazlandırırken, Bu rejim tarafından baskı altına alıp nefes alamaz hale getirdiği muhafazakar Osmanlıcı kesimin, 2002 yılında iktidara gelmesiyle, bu azınlık Kemalist kesim ile rövanşist bir soğuk savaşa girdiği bilinen bir gerçektir. Kemalist ideolojinin hakimiyeti altındaki güç kurumlarını (Üniversiteler, yargı, polis ve en son kale Kemalist ordu) tasfiye ederek veya elemanlarını etkisizleştirip dize getirerek, Neo-Osmanlıcı Türk-İslam sentezi paradigması adı altında otokrak bir rejim ile taçlandırdı. Bu rejimin hala tehdit olarak gördüğü ve belli ekonomik gücü elinde tutan Kemalist rejimin yarattığı sermayeyi zayıflatıp yok etmek veya diz çöktürmek için fırsat kolladığı da bir gerçekliktir. Bazılarının sandığı gibi, bir ulusu aşağılayan bir sermayedarı dize getirip ona özür dileten, Kürtlerin tepkileri değil, yukarıda anlatmaya çalıştığım otokrat rejimin hedeflediği bir siyasi konsept gereği yapılıyor. Dikkat edilirse, bu rejimin siyasal, sermaye, sivil toplum taraftarlarının -hiçte umurlarında olmayan- onuru çiğnenen Kürtlerin safında yer almak amaçlı değil, rakip düşman gördükleri bu sermaye grubunu baskılamak ve kendilerine teslime zorlayan bir taktiktir.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Kürtlerin etnik kimliğinin aşağılanması, ayaklar altına alınması konusu yeni değildir. Yüzyılı aşkın bir süredir bu durum hem toplumsal hayatta, eğitimde, askerlikte, iş hayatında yoğun mobbing, aşağılanma diz boyuydu. Bu durum, hemde fiziksel cezalandırma ve yok edilmeye yönelik sürüp gidiyordu. Hala devam ediyor. Kendilerine "Kürt siyasi aktörleri" ve "entelektüel" lakaplı bu kesim büyük bir iki yüzlülük ve aymazlık içindedirler. Kendi ideolojik ve bireysel istikbal çıkarlarını, Kürtlerin ulusal özgürlük ve onurunun üzerinde tutan davranışı defalarca sergilediklerini hepimiz şahit olduk. Sözüm ona Kürtlerin bu haklarının alınması ve iddiasıyla adına yola çıktıklarını savunan eski PKK'li, yeni Apocular (DEM dahil) liderleri Öcalan'ın "...Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokmuş, soğuk ve kabadır. Ruhları donuktur, fikir düzeyleri hiç yoktur." gibi çok ağır hakaret ve aşağılama karşısında dut yemiş bülbül gibi susmalarına ne demeli? Bu ifade tarzı, bir ulusa biçilen en ağır hakarettir. Bu ideolojik-siyasal yapının içinde yer alan askeri ve siyasi yapının içinde yer almış kadınlardan dişe dokunur herhangi bir tepki göstermelerine, bir eleştiri yapmalarına şahit oldunuz mu? Böylesi bir suskunluk, kendileri dahil, bütün Kürt kadınlarına yapılmış olan bu aşağılanmayı kabul ettikleri anlamına gelmiyor mu?
Öcalan'ın devlet ile yaptığı gizli-kapaklı pazarlıklar ve anlaşmalarda, 40 yıldır devlet ile savaşmış emir verici üst düzey lider kadronun affedilip toplumsal hayata katılımlarının yegane şartı Kürtlerin ulusal statü taleplerinden vazgeçmek karşılığında, mevcut örgütlü yapısıyla, bu rantçı kesimin Kürtlerin sırtından tekrardan milletvekili, belediye başkanlıkları ve devletin üst düzey görevlerinde yer almak süreci ve anlaşmasıdır. Bunamış, beyaz Türk Kemalist ırkçı bir sermayedarın bilinçaltı dürtüsünden kaçan Kürt kadınlarını aşağılayan sözde fıkrada koparılan fırtınaların, Kürtlerin onurunu kurtarmak ve iade etmekle hiçbir ilgisi yoktur. Otokrat rejimin yedeğine almış olduğu Apocu kesimin amaçlarının oluşturulması için "kuş geldi taşa değdi" misali gelişen ve sürdürülmesi istenen bir durumdu. Adı geçen bunak ırkçının yanında biyolojik olarak Kürt olan Binali Yıldırım'ın kahkaha atarak sözde fıkraya gülmesine ne dersiniz? Peki başbakanlık yapmış bu zat, neden onun kulağına eğilerek; "Sayın Rahmi Bey, bu anlattığınız fıkra hiç şık olmadı. Bunu düzeltin lütfen" demedi? Oyun içinde oyun var ve Kürtler, tüm bu yaşananlardan hala dersler çıkarmış değiller.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:27:39






























































































































































































