Süreç Neden İlerlemiyor?

''Türk devlet aklı, İran’daki belirsizlik sürerken elindeki bu aparatı tamamen tasfiye ederek kendisini jeopolitik açıdan körleştirmek istemez.''

30 Temmuz 2026 - 15:37
30 Temmuz 2026 - 15:37
 0
Süreç Neden İlerlemiyor?

Ortada bir sürecin yürüdüğü söyleniyor. Bir taraf “hukuki adımlar atılmıyor” diye şikâyet ediyor, diğer taraf ise “silahlar bırakılmadı” diyerek karşılık veriyor. Televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde ve sosyal medyada da herkes bu başlıklar üzerinden tartışıyor. Oysa bütün bu tartışmalar meselenin özünü değil, vitrinini oluşturuyor.

Gerçekte bugün sözüm ona “barış süreci” diye pazarlanan tiyatronun kaderini belirleyen unsur Ankara ile Kandil arasındaki ilişkiler değildir. Sürecin gerçek belirleyicisi İran merkezli jeopolitik denklemdir. Orta Doğu’da taşlar yeniden dizilirken, İran dosyası henüz kapanmamışken ve bölgesel güç mücadelesi en kritik aşamasındayken ne yeni bir yasa çıkacaktır ne de PKK’nin feshi meselesi nihai bir sonuca ulaştırılacaktır.

Bunun nedeni basittir. Türk derin devlet aklı, tıpkı Suriye sahasında olduğu gibi İran’da ortaya çıkabilecek olası kırılmalara, rejim krizlerine veya güç boşluklarına müdahil olabilmek için elindeki aparatları muhafaza etmek istemektedir. Bu nedenle devlet ve aparatı PKK arasındaki ilişkinin mahiyetini yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklamaya çalışmak büyük resmi görmemektir.

PKK’nin ana karargâhından ayrılarak Doğu Kürdistan’a geçtiği belirtilen 700 gerillanın hareketliliği de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu durum ne basit bir örgütsel ayrılık ne de rutin bir kadro düzenlemesidir. Aksine, İran sahasında yaşanabilecek gelişmelere dönük Türklerin devlet aklının; aparatı PKK ve uzantısı PAJK üzerinden bir hazırlık, bölgesel satranç tahtasında taşlarını sürmesi ve pozisyon alınmasıdır.

Türk devlet aklı, İran’daki belirsizlik sürerken elindeki bu aparatı tamamen tasfiye ederek kendisini jeopolitik açıdan körleştirmek istemez. Çünkü İran’da yaşanabilecek olası gelişmeler karşısında PKK ve onun İran kolu PJAK’ın sağlayabileceği manevra alanından vazgeçmek, Ankara açısından geri dönüşü olmayan stratejik bir hata anlamına gelebilir. Devlet aklı olarak tarif edilen mekanizma, böylesine kritik bir dönemeçte elindeki kartları masadan kaldıracak kadar acemi değildir.

Bu nedenle kamuoyuna servis edilen “hukuki adımlar atılmıyor” ve “silahlar bırakılmadı” söylemleri, sürecin gerçek dinamiklerini açıklamaktan uzaktır. Bunlar daha çok zaman kazanmaya dönük söylemlerdir. Bir yandan İran’daki gelişmeler beklenirken, diğer yandan hem Kürtler hem de Türkler üzerinde kapsamlı bir algı yönetimi ve toplumsal mühendislik çalışması yürütülmektedir. Herkes süreç konuşurken, asıl hesap başka bir masada yapılmaktadır.

Öcalan, Kandil, DEM Parti, silahlar, yasalar ve müzakereler… Bunların tamamı tartışmanın görünen kısmıdır. Görünmeyen kısım ise İran’dır. Sürecin ritmini belirleyen de, hızını kesen de, yönünü tayin eden de büyük ölçüde İran merkezli jeopolitik gelişmelerdir.

Kısacası süreç Ankara ile Kandil arasında değil, Tahran’ın gölgesinde ilerlemektedir. İran dosyası kapanmadan, bölgesel güç dengeleri netleşmeden ve yeni Orta Doğu denklemi son şeklini almadan ne yeni yasal düzenlemeler gündeme gelecektir ne de PKK’nin feshi meselesi nihai sonuca bağlanacaktır.

Bugün kamuoyuna anlatılan hikâye başka, jeopolitik satranç tahtasında oynanan oyun ise bambaşkadır.

Kısacası sahnede barış oyunu oynanırken, kuliste İran hesabı yapılıyor. ….


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 653 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:37:46