Yaşar Bazencir- Yüzyıllık kırılma: Lozan Antlaşması’nın 103. Yılında Bölgesel Jeopolitik, Sınırlar ve Kürt Meselesi
'' Lozan Antlaşması; Türkiye Cumhuriyeti açısından bağımsızlığın ve egemenliğin sarsılmaz uluslararası hukuki zemini olma niteliğini korurken, Kürt toplumsal hafızasında ve siyasi tarihinde statüsüzlüğün, bölünmüşlüğün ve sınırlarla ayrılmışlığın sembolü olarak görülmektedir. ''

24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde bağıtlanan Barış Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz coğrafyasının siyasi mimarisini belirleyen en temel uluslararası hukuk metnidir. Aradan geçen 103 yıla rağmen Lozan; kurduğu uluslararası düzen, çizdiği ulus-devlet sınırları ve yarattığı sosyo-politik sonuçlar itibarıyla bölgesel denklemde güncelliğini koruyan tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Lozan Antlaşması, I. Dünya Savaşı'nı bitiren Versay, Trianon veya Saint-Germain gibi galip devletlerin dikte ettiği bir antlaşma olmayıp, tarafların eşit statüde masaya oturduğu uzun ve çetin bir müzakere sürecinin ürünüdür.
1920 tarihli Sevr Antlaşması’nın 62, 63 ve 64. maddeleri, Fırat’ın doğusunda özerk bir Kürt bölgesinin kurulmasını ve ardından Milletler Cemiyeti’ne başvurarak bağımsızlığa geçebilmesini öngörmekteydi. Ancak Ankara Hükümeti'nin askeri ve diplomatik başarıları neticesinde Sevr uygulamaya konulamamış; Lozan müzakereleriyle birlikte tamamen tasfiye edilerek yerini yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuktaki kurucu tapusuna bırakmıştır.
Lozan’daki en kritik diplomatik mücadelelerden biri azınlık tanımı üzerine yaşanmıştır:
Osmanlı Millet Sistemi Mirası: Müttefik devletlerin etnik ve dilsel azınlık vurgusuna karşı Türk heyeti (İsmet İnönü başkanlığındaki heyet), Osmanlı’nın geleneksel "Millet Sistemi" ilkesini esas almıştır.
Gayrimüslim Statüsü: Bu doğrultuda azınlık statüsü yalnızca gayrimüslim topluluklar (Ermeniler, Rumlar, Museviler) ile sınırlandırılmıştır.
Hukuki Zemin: Kürtler, Araplar, Çerkesler gibi Müslüman topluluklar ise devletin kurucu asli unsuru/çoğunluğu sayılmıştır. Bu yaklaşım, uluslararası hukuk düzeyinde etnik tabanlı hak arayışlarının, özerklik veya azınlık statüsü taleplerinin hukuki kulvarını kapatmış; sonraki süreçte uygulanacak homojen ulus-devlet politikalarının yasal zeminini oluşturmuştur.
2. Kürt Coğrafyası ve Dörtlü Bölünmenin Tarihsel Sürekliliği
Lozan, Kürt toplumsal hafızasında ve siyasi literatüründe coğrafi, idari ve toplumsal parçalanmanın uluslararası sistem tarafından resmen tescillendiği tarihsel bir milat kabul edilir. Ancak bu parçalanma tek bir günde gerçekleşmemiş, yüzyıllara yayılan bir diplomasi ve güç mücadelesinin nihai aşaması olmuştur:
[1514 Çaldıran Savaşı] [1639 Kasr-1 Şirin] [1923 lozan Antlaş.
Osmanlı-Safevi Nüfuz. İki imparatorluk Dört Sınır devleti Alanlarının
Ayrışması. Arasında sınır. (TR,IR,SY,ve Irak )
[1926 Ankara Antlaş]. Musul Vilayeti. Irak'a Bırakıldı
A. İmparatorluklar Çağından Ulus-Devlet Sınırlarına
1. Çaldıran ve Kasr-ı Şirin (1514 - 1639): Kürt coğrafyası ilk olarak Osmanlı ve Safevi (İran) imparatorlukları arasındaki güç mücadelesi sonucu iki ana nüfuz alanına ayrıldı. 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması bu sınırı sabitleştirdi.
2. Lozan ve Dört Parçalı Yapı (1923): Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasıyla birlikte, Fransız ve İngiliz manda rejimleri (Suriye ve Irak) ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında fiziki sınırlar çizildi. Böylece geleneksel Kürt coğrafyası Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere dört ana devletin egemenlik alanına bölündü.
B. Toplumsal ve Sosyo-Ekonomik Tahribat
Lozan’la çizilen sınırlar sadece haritaları değiştirmemiş; tren hatları ve tel örgülerle aşiret, aile, ticaret ve kültür bağlarını fiziki olarak koparmıştır. "Sınır ötesi akrabalık" (transborder kinship) olgusu, bölge halkı açısından yüzyıllık bir sosyo-ekonomik ve insani parçalanmaya dönüşmüştür.
C. Musul Meselesi ve 1926 Ankara Antlaşması
Lozan müzakerelerinde çözüme kavuşturulamayıp Milletler Cemiyeti’ne ve ikili görüşmelere bırakılan tek ana konu Musul Vilayeti’ydi. 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük’ün İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılmasıyla birlikte, Güney coğrafyasının da Türkiye ile olan idari bağı kopmuş ve Dörtlü Bölünme modeli mühürlenmiştir.
3. Kafkasya ve Sovyetler Birliği Hattı: "Kızıl Kürdistan" (Kurdistana Sor) Deneyimi
Lozan sonrasında Orta Doğu’da şekillenen statükonun yanı sıra, Kafkasya coğrafyasında Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü idari ve demografik politikalar parçalanmanın daha az bilinen ancak son derece kritik bir boyutunu teşkil eder:
A. Kürdistan Kazası’nın Teşkili (1923 - 1929)
Lozan Antlaşması ile aynı dönemde (Temmuz 1923), Lenin dönemi Sovyetler Birliği’nin "ulusların kendi kaderini tayini" ve ulusal otonomiler politikası kapsamında, Azerbaycan SSC bünyesinde Laçın, Kelbecer, Kubadlı ve Cebrail bölgelerini kapsayan "Kürdistan Kazası" (Kurdistana Sor / Kızıl Kürdistan) kuruldu. Bu idari yapı, kendi dilinde eğitim ve yayın haklarına sahip özerk bir birim niteliğindeydi.
B. Jeopolitik Dengeler ve Lağvedilme (1929)
1920’lerin sonuna doğru Stalin yönetimi, Türkiye ve İran ile yürütülen dış diplomatik ilişkileri riske atmamak ve bölgesel etnik dinamikleri kontrol altında tutmak amacıyla 1929 yılında Kızıl
Kürdistan’ın idari statüsünü feshetmiştir.
C. Zorunlu Göçler ve Diasporik Dağılım (1937 - 1944)
1937 ve 1944 yıllarında Sovyet devlet aklı, sınır güvenliği gerekçesiyle bölgedeki Kürt nüfusu Orta Asya’ya (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan) ve Sibirya/Gürcistan içlerine kitlesel olarak sürgün etmiştir. Günümüzde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkmenistan’da varlığını sürdüren Kürt toplumunun tarihsel arka planını bu zorunlu göç dalgaları oluşturmaktadır.
4. Sonuç ve Jeopolitik Değerlendirme: 21. Yüzyılda Lozan’ın Mirası ve Yeniden Biçimlenme
Lozan Antlaşması’nın 103. yıldönümü, Batı tarzı Westphalia ulus-devlet parametreleri ile Orta Doğu’nun etnik, sosyo-kültürel ve tarihsel gerçeklikleri arasındaki çelişkileri yeniden okuma imkânı sunmaktadır.
A. Westphalia Sınırları ve Statüsüzlük İkilemi
Lozan, Orta Doğu’ya katı devlet sınırlarını ve merkezi egemenlik modellerini getirmiştir. Ancak bu sistem, etnik ve kültürel sınırlarla uyuşmadığı için gayrimüslimler dışındaki toplulukların kurucu ulus-devletler bünyesinde statüsüz kalmasına yol açmış; bu durum 20. ve 21. yüzyıl boyunca devam eden hak, statü ve kimlik mücadelelerinin ana kaynağı haline gelmiştir.
B. 21. Yüzyıldaki Esneme ve Yönetim Modelleri
Bugün Irak ve Suriye ekseninde yaşanan siyasi ve idari gelişmeler, Lozan’ın kurduğu 100 yıllık bölgesel mimarinin esneme ve adaptasyon sürecine girdiğini göstermektedir:
Irak Deneyimi: Irak’ta anayasal düzeyde tanınan federal yapı (Kürdistan Bölgesel Yönetimi), Lozan ile parçalanan coğrafyada uluslararası ve anayasal meşruiyete kavuşmuş ilk resmi idari statüdür.
Suriye ve Yerel Yönetim Tartışmaları: Suriye’de kriz sonrası ortaya çıkan fiili durumlar, yerel yönetimler, özerklik ve idari yerinden yönetim modelleri: maalesef Suriye geçiş hükümeti ile SDG arasında 30 Ocak 2026’da imzalanan nihai Protokol on yılı aşkın devam eden “Özerk Yönetim”modelinin fiilen ve hukuken sona erdiğini tescil etmektedir.
C. Genel Sentez
Özetle Lozan Antlaşması; Türkiye Cumhuriyeti açısından bağımsızlığın ve egemenliğin sarsılmaz uluslararası hukuki zemini olma niteliğini korurken, Kürt toplumsal hafızasında ve siyasi tarihinde statüsüzlüğün, bölünmüşlüğün ve sınırlarla ayrılmışlığın sembolü olarak görülmektedir.
103 yıl sonra bugün yürütülen bölgesel ve uluslararası tartışmalar, Lozan sınırlarının tamamen tasfiyesinden ziyade; 21. yüzyılın getirdiği demokratik haklar, yerel statüler ve esnek sınır rejimleri doğrultusunda bu tarihsel mirasın nasıl dönüştürülebileceği etrafında düğümlenmektedir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:49:52




































































































































































































