Savaş, Çin-İran ortaklığını test ediyor
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Pekin ile Tahran arasındaki “stratejik ortaklığın” sınırlarını ortaya koydu. Çin, İran’ın en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen çatışmada temkinli ve sınırlı bir tutum benimsiyor.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Pekin ile Tahran arasındaki ilişkilerin gerçek niteliğini yeniden gündeme getirdi. İran, Çin tarafından “kapsamlı stratejik ortak” olarak tanımlansa da Pekin’in çatışma karşısındaki tutumu büyük ölçüde temkinli ve müdahil olmayan bir çizgide ilerliyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD ve İsrail saldırılarını eleştirerek ateşkes çağrısında bulundu ve bölgedeki gerilimin tırmanmaması için diplomatik çözüm çağrısı yaptı. Ancak Pekin’in İran’a verdiği destek, daha önce Filistin konusunda sergilediği güçlü söylemle kıyaslandığında oldukça sınırlı kaldı.
Uzmanlara göre Çin’in bu tutumu; iç politik öncelikler, ABD ile ilişkileri daha fazla germek istememesi, Orta Doğu’da denge politikası yürütmesi ve İran’daki rejimin geleceğine dair belirsizlik gibi nedenlerle açıklanabilir.
Çin’in önceliği iç gündem
Savaşın patlak verdiği dönemde Çin’de en önemli siyasi gündem, Mart ayında başlayan “İki Oturum” toplantıları oldu. Ulusal Halk Kongresi ile Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı’nın düzenlediği bu toplantılar, ülkenin ekonomik ve siyasi planlarının belirlendiği en önemli etkinlikler arasında yer alıyor.
Ekonomideki yavaşlama, ABD ile teknoloji rekabeti ve orduda yaşanan üst düzey görevden almalar nedeniyle Çin yönetimi ve kamuoyunun dikkati büyük ölçüde iç gelişmelere yöneldi. Bu nedenle Orta Doğu’daki savaş, Çin medyasında sınırlı yer buldu.
ABD ile gerilimi artırmak istemiyor
Analistlere göre Pekin’in temkinli davranmasının bir diğer nedeni ise Washington ile ilişkilerde yeni bir kriz istememesi.
Çin yönetimi son yıllarda Orta Doğu’daki krizleri ABD ile diplomatik rekabet için kullanabilse de, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde özellikle ticaret ve teknoloji alanlarında yeni gerilimler yaratmaktan kaçınmaya çalışıyor.
Trump’ın 2026 yılı başında Pekin’i ziyaret etmesi beklenirken, Çin’in bu süreçte daha yumuşak bir diplomatik ton kullanmayı tercih ettiği değerlendiriliyor.
Körfez ülkeleri Çin için daha önemli
Pekin’in İran konusunda temkinli davranmasının bir diğer nedeni ise bölgedeki ekonomik dengeler.
Çin’in İran ile ticareti yaklaşık 15 milyar dolar seviyesindeyken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ticaret hacmi 100 milyar doların üzerinde bulunuyor. Bu nedenle Pekin’in açık şekilde İran’ın yanında yer alması, Körfez ülkeleriyle ilişkilerine zarar verebilir.
Uzmanlara göre Çin’in Orta Doğu politikası uzun süredir bölgedeki tüm aktörlerle aynı anda ilişkileri sürdürme stratejisine dayanıyor. Pekin hem İran hem de İsrail, Suudi Arabistan ve BAE ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor.
Rejim değişikliği ihtimali
Çin yönetimi prensipte başka ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıksa da İran’da olası bir rejim değişikliğine karşı kesin bir pozisyon almak istemiyor.
Pekin, mevcut İran yönetimiyle yakın siyasi ilişkiler yürütse de, olası yeni bir yönetimin de Çin ile ekonomik ilişkileri sürdürmek isteyebileceğini düşünüyor. Ayrıca yaptırımların kaldırılması durumunda Çin şirketlerinin İran’da daha geniş yatırım fırsatları elde edebileceği değerlendiriliyor.
Enerji güvenliği endişesi
Savaşın Çin açısından en büyük risklerinden biri Hürmüz Boğazı’nda enerji akışının kesilmesi.
Çin, Orta Doğu’dan petrol ithal eden en büyük ülke konumunda ve ithalatının yaklaşık yüzde 50’si Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle Pekin, boğazdaki deniz ticaretinin güvenliğinin korunması çağrısında bulundu.
Bununla birlikte Çin’in geniş petrol rezervleri ve farklı enerji kaynakları sayesinde kısa vadede büyük bir enerji krizi yaşaması beklenmiyor.
Savaş sonrası hesaplar
Uzmanlara göre Pekin şu aşamada çatışmanın dışında kalmayı tercih ediyor ancak savaş sonrası döneme hazırlanıyor.
Çin’in, savaşın ardından İran ve bölgedeki ülkelerin yeniden inşasında önemli bir ekonomik aktör olmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu durum Pekin’in Orta Doğu’daki etkisini daha da artırabilir.
Ancak bazı analistlere göre İran’ın askeri ve sanayi kapasitesinin yeniden inşasında Çin’in rol alması, ABD ve İsrail ile yeni gerilimlere yol açabilir.
Sonuç olarak Çin’in İran savaşına verdiği sınırlı tepki, Pekin’in Orta Doğu politikasının temel yaklaşımını bir kez daha ortaya koyuyor: askeri taraf olmaktan kaçınmak, diplomatik esnekliği korumak ve bölgedeki etkisini daha çok ekonomik araçlarla artırmak.
Son güncellenme: 17:26:14


































































































































































































