Demagojik Manipülasyonlar, Yalanlar ve Gerçekler

4 Ocak 2026 - 18:58
4 Ocak 2026 - 18:58
 0
Demagojik Manipülasyonlar, Yalanlar ve Gerçekler

İnsanlık dinsel, mezhepsel ve ideolojik körlük ve de bağnazlığın dayatmış olduğu vahşetlerden bıktı usandı artık. Ama savunmasız, çaresiz ve bir çıkış yolu bulamıyor. Çünkü yılların birikimi cehennemi aratmayan cendereler, insanlığın kaderi üzerine örümcek ağları gibi üstü örülmüş durumda. Özellikle son yüz yılda, ideolojik bağnazlığın yani liberal Kapitalizmin ve karşıtı olan totaliter reel komünizmin 2. Dünya savaşından sonra başlattıkları alan kapma yarışı ve soğuk savaşın ideolojik yıkımı ak ile karayı, haklı ile haksızı da iç içe geçirmiştir. Bu iki sistem arasında sürdürülen bu üstünlük savaşı, milyonlarca insanın hiç yere hayatlarını kaybetmesine ve on milyonlarca insanın da, üzerinde yaşadıkları topraklarını ve yurtlarını terk etmek zorunda kalmalarına neden olmuştu. Bu trajedi, Sovyetlerin havlu atıp yıkılmasına kadar devam etti. Totaliter komünizmin patronu Sovyetler Birliği, Latin Amerika' da Hindiçini de, Cuba da ve Müslüman-Arap coğrafyasında, Milliyetçi subay ve üst bürokrasideki kesimleri batı destekli Müslüman Arap krallıklarına karşı darbe yapmak için eğitirken, Liberal kapitalizmin başını çektiği ABD, kendi arka bahçesi Latin Amerika'da ve diğer bölgelerde, ordu içindeki anti-komünist sağcı generalleri teşvik ederek darbeler düzenlediler. Sovyet hegemonyası altındaki ülkelerde de adına "yeşil kuşak" dedikleri aşırı dinci, cihatçı kesimleri, bu seküler milliyetçi diktatörlüklere karşı örgütleyip donattılar. Her iki ideolojik kesimin yer yer başarılı oldukları bu türden darbelerin, mağduriyet yaşayan sıradan halk için olumlu yönde değişen hiçbir şey olmadı. Bunlar hem kendi halklarını, hem de ülke içindeki etnik, inanç farklılıklarına sahip kesimleri katliam ve soykırımdan geçirdiler, Bu katliam ve soykırımların ne olduğunu sanırım burada anlatmaya gerek yok. Konumuz dışında. Dünya toplumlarına dayatılan bu suni yapılanmalar son on yılda çatırdamaya ve yıkılmaya başladı.

Bu anormal ve insan tabiatına aykırı mühendislik proje dayatmaları, beraberinde vicdan ve ahlaktan kopuk ideolojik ve kültürel bir aidiyet bağlığını da beraberinde getirdi. Dünya üzerinde meydana gelen olgu ve olaylar karşısında insanlar, vicdani ve ahlaki bir duruş sergileme yerine, devletle tarafından yapılan haksızlıkları katliam ve ölümleri sahip oldukları bu aidiyet perspektifi üzerinden (Din, mezhep, ideoloji ve ırksal aidiyet) değerlendirmeyi seçtiler. Örneğin bir Müslüman, bir solcu, bir Türk, bir Arap veya bir Fars'ın bakışında terör örgütü HAMAS'ın sivil İsraillilere saldırıp binlercesini öldürmesini "haklı ve özgürlük için gerekli" olarak algılayabiliyor. Masum ve sivil Yahudilerin öldürülmüş olması bu kesimi sarsıp üzmüyor, tersine bir çoğunda sevinç nedeni olabiliyor. Ama İsrail operasyon yaptığında adı geçen bu terör örgütü, Filistinli kadın ve çocukları ahlaksızca İsrailli askerlerin önüne sürerek bu insanların ölümlerine neden olmalarına kıyamet koparabiliyorlar. Bu örneğin yanlış anlaşılmaması için, şunu ifade edelim. İsrail'in operasyon adı altında sürdürdüğü askeri eylemlerde on binlerce sivil Filistin'linin öldürülmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Elbette kınanmalıdır ve kınanıyor. Anlatmaya çalıştığımız ölümler arasındaki çifte standartlar. Şimdi asıl güncel konumuza gelelim.

ABD, Venezuela'ya operasyon yaparak, yağdan kıl çeker gibi yıllarca devlet başkanlığı koltuğunu hile baskı, zorbalık hatta katliamlarla işgal etmiş bir diktatörü derdest edip Amerika'ya getirdi. Dünyada ne kadar dinci, faşist, komünist, solcu ve totaliter devlet yetkilisi varsa tek ve aynı ağızdan vaveyla koparmaya başladılar. Vay "Halk tarafından seçilmiş bir başkanı güç kullanarak nasıl yerinden alırmış?" "Demokrasiye, özgürlüğe karşı karşı bir darbeymiş" miş, miş miş. Demokrasi ve özgürlüklere zerre kadar saygısı ve inancı olmayanlar bunları söylüyor. Devletler; Çin, Rusya, Kuzey Kore, Küba, İran, Türkiye (Maduro'nun ilk alınmasında Sarayın en yetkili kişileri protesto ettiler, sonra bu demeçlerini geri çektiler neden acaba?) Komedi değil mi? Örgütler; dünyadaki mevcut çağdışı marjinal totaliter diktatörlük heveslisi sol örgütler, Türkiye'de de, Vatan Partisi, TKP, TİP, HDK, DEM, Eski PKK taraftarları. İsme bak hizaya gel. İlginçtir, bu devletler ve örgütlerin ortaklaştıkları tek konu, evrensel demokrasi ve özgürlüklerle 180 derece zıt konumda buluşmalarıydı. Diğer ilginç bir yön de demokrasi ve özgürlükleri ağızlarından düşürmeyen bu örgütler, ilahi bir kutsiyetle kutsanan lider kültüne sahip olmaları ve eleştiri mekanizmasına asla tahammül etmeyen bir zihniyete sahip olmalarıydı. Bu örgütlerin prototip iki örneğinde Doğu Perinçek Ve Abdullah Öcalan kişiliğinde var. Perinçek 60 yıldır sürekli isim değiştiren partilerinin başında. Öcalan da 50 yıl. Doğu Perinçek, girmiş olduğu tüm seçimlerde çakılıp kalmış binde oranlarda oy almış ve hala insanlara; "iktidara geldik, geliyoruz" safsatasını yutturan biri. Peki Venezuella nasıl bir ülkedir, bu ülkenin sosyolojik, tarihsel ve insanlık gerçeği nasıldır özet bir bakış atalım.

Venezuella Latin Amerika'nın güneyinde yer alan bir ülke. Yaklaşık nüfusu 36-38 milyon. Ülke 1522-1811 yılları arası İspanya'nın sömürgesi olan bir ülke idi. Latin Amerika'da bağımsızlık idolü haline gelen Simon BOLİVAR isimli bir subayın öncülüğünde bağımsızlığını kazanmış, 20 yy başları ve ortalarına kadar askeri darbelere maruz kalmış ve hep çalkantılar içinde olan bir ülke. Kendisini Bolivarcı ve solcu gösteren bir subay olan Hugo Chavez, iktidara geliyor 1999. Chavez'in ölümüyle kendine halef seçtiği Nikolas Maduro'yu devlet başkanlığına getiriyor Venezuella petrol yatakları bakımından çok zengin bir ülke. Maduro, ülkeyi kendi ve yandaşları için bir muz cumhuriyeti gibi yönetmeye başlıyor. Ülkenin İngiliz bankalarındaki tonlarca altını ülkeye getirip tarumar eder. Bu yetmez, devlet eliyle Narko başkanlık sistemini kurar. Türk iktidar erki içinde yer alan bazı kesimlerin adı geçen gemilerle Türkiye-Venezuella arasında uyuşturucu trafiğinin işlendiğine dahil çok ciddi iddialar güncelliğini hala korumaktadır. Maduro, ayrıca muhalefeti susturmak için geniş ağlı paramiliter çeteleri örgütleyerek Muhalefeti ve Maduro hakkında olumsuz konuşanları susturmaya ve sindirmeye, hatta sokak ortasında on binlerce muhalifin infaz edilmesini sağladığı yönünde insan hakları belgeli raporları var. Son seçimde güçlü muhalefet partisinin seçime katılmasını engeller. Uluslararası tarafsız gözlemciler örneğin Uluslararası gözlem evinin de içinde yer aldığı ciddi kuruluşlar, Venezuella seçiminin hile ve açık baskılarla çalındığını, BM nin bu seçimin geçersiz sayılması yönünde tavsiye ve belgeler sunar. Bu baskıcı ve hukuk dışı seçimde Maduro'nun başkanlığını onaylayan büyük ve orta devletlerin başında kimler vardı bir bakalım? Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore, Küba ve Türkiye. Maduro, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aynı zamanda çok sevdiği kankasıdır.

Aşağıdaki resme bir bakın, bu foto, başkent Karakas'ta Maduro'nun ABD tarafından alındığının ertesi günü toplanan Venezuella halkı. 38 milyon nüfuslu bir ülkenin halkı, başka bir devlet tarafından ülkesi basılarak sözde başkanlarını paketleyip götürüyor ve o halkta hiçbir tepki ve direnç olmuyor. Bu durum size bazı soruları sordurmuyor mu? Sizce ne yapıyor bu kalabalık halk? Amerika tarafından götürülen başkanlarının götürülüşünü kutluyorlar. Maduro için yırtınıp duranlar, ağıt yakanlar, hiç mi utanmazlar? Sizin derdiniz Maduro mu? Venezuella halkı mı? O bir diktatör ve elinde kendi halkının kanı bulaşmış bir zalim. Venezuela halkı ona rağmen memnun. Ülkeleri için yeni bir inşa sürecine başlayacaklar. Diktatörlerin kanlı iktidarlarını destekleyen vicdan ve erdemlilik ten uzak kalmışlar ise, ideolojik kötülüğünüzle eriyip yok olacaksınız. Ayrıca Kürtlerin DEM ve PKK artığı kişi ve oluşumların diktatörlük sevicililiğine soyunması mutlaka not etmesi gerekir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1586 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 12:39:51