Karayılan: İstanbul ve Türkiye kentlerindeki gizli güçlerimizi de çektik

PKK yöneticisi Murat Karayılan, Metina’daki son güçlerinin de 8 Ekim’de çekildiğini ve Türkiye’nin büyük kentlerinde faaliyet yürüten gizli güçlerine de çekilme talimatı verdiklerini söyledi. Sürecin ilerlemesi için Abdullah Öcalan’ın statüsünün yasal olarak tanınması gerektiğini söyleyen Karayılan, mevcut çerçeve yasanın yetersiz olduğunu belirterek, “Bazen devletin bu sürecin gelişmesini ve gerillanın silah bırakmasını istemediğini düşünüyorum” dedi.

12 Ekim 2026 - 13:58
12 Ekim 2026 - 14:04
 0
Karayılan: İstanbul ve Türkiye kentlerindeki gizli güçlerimizi de çektik

PKK yöneticisi Murat Karayılan, Kürt gazeteci Kamal Chomani’nin The Amargi için yaptığı söyleşide Ortadoğu’daki gelişmeleri, Türkiye ile yürütülen çözüm sürecini ve PKK’nin silahlı mücadeleden demokratik siyaset stratejisine geçişini değerlendirdi.

10 Ekim’de gerçekleştirilen ve 11 Ekim’de yayımlanan söyleşide Karayılan, Ortadoğu’da yaşanan çatışmaları küresel güçler arasındaki hegemonya mücadelesinin bir parçası olarak nitelendirdi. Bölgedeki savaşların genişleyebileceğini savunan Karayılan, çözümün halkların demokratik bir sistem içinde bir arada yaşamasından geçtiğini ileri sürdü.

Türkiye ile yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerinde ise Karayılan, PKK’nin tek taraflı adımlar attığını, buna karşılık devletin güven oluşturacak yasal ve siyasi adımları henüz atmadığını söyledi. Metina’dan çekilmenin tamamlandığını açıklayan Karayılan, silah bırakma sürecinin başlaması için Abdullah Öcalan’ın rolünün ve statüsünün yasayla tanımlanmasını temel koşul olarak gösterdi.

‘Metina’daki son güçlerimiz de çekildi’

Karayılan, PKK’nin Türkiye sınırları içindeki güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklamasında, Amed, Botan ve Mardin’de açık şekilde faaliyet yürüten güçlerin yanı sıra İstanbul ve diğer büyük kentlerde gizli faaliyet yürüten güçlerin de çekildiğini söyledi.

Türkiye’nin kentlerindeki gizli güçlere de çekilme talimatı verdiklerini belirten Karayılan, bu adımın tamamlandığını ifade etti.

Metina’dan çekilme kararına da değinen Karayılan, son güçlerinin 8 Ekim’de bölgedeki tünellerden çıktığını belirterek, “O tarihten bu yana Metina’da kimsemiz yok, çekildiler” dedi.

Karayılan, Metina’dan çekilme kararının uzun süren diyalog ve örgüt içi tartışmaların ardından alındığını söyledi. Daha önce Zap bölgesinden de çekildiklerini hatırlatan Karayılan, bu adımlarla barış sürecine yönelik ciddiyetlerini göstermek istediklerini savundu.

PKK’nin artık silahlı savaş stratejisini sonlandırdığını belirten Karayılan, bundan sonraki süreçte Türkiye devletinin de adım atması gerektiğini dile getirdi.

‘Devlet adım atmalı, mevcut yasa yetersiz’

Barış sürecinin ilerlemesi için Türkiye tarafından henüz güven oluşturucu adımlar atılmadığını savunan Karayılan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen çerçeve yasayı da eleştirdi.

Yasanın soruna güvenlik perspektifinden yaklaştığını ve siyasi boyutu yeterince kapsamadığını söyleyen Karayılan, düzenlemenin gerillanın silah bırakmasına ilişkin bir çerçeve sunduğunu ancak Kürt sorununun çözümü için yeterli olmadığını belirtti.

Karayılan, PKK’nin 12. ve son kongresinde alınan karar doğrultusunda silah bırakma sürecinin Abdullah Öcalan tarafından yönetilmesi gerektiğini söyledi.

Öcalan’ın süreci yönetebilmesi için özgür olması ve siyasi aktörlerle, basınla ve toplumun farklı kesimleriyle doğrudan iletişim kurabilmesi gerektiğini savunan Karayılan, şöyle konuştu:

“Rêber Apo’nun statüsü netleştirilmeli. Rêber Apo; baş muhatap, baş müzakereci ve barış ile siyasallaşma sürecinin koordinatörüdür. Bu açıkça belirtilmeli. Devlet bunu hâlâ yapmadı.”

Karayılan, Öcalan’ın rolünün ve statüsünün yasal güvenceye kavuşturulmaması durumunda sürecin ilerleyemeyeceğini ileri sürdü.

‘Bazen devletin silah bırakmamızı istemediğini düşünüyorum’

Silah bırakma sürecinin nasıl ilerleyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Karayılan, mevcut koşullarda güven sorununun devam ettiğini söyledi.

PKK’nin çeşitli adımlar attığını ancak devletin karşılık vermediğini savunan Karayılan, “Gerillanın silah bırakması için Türk devletinin Rêber Apo hakkında bir karar alması gerekiyor” dedi.

Devletin kendilerinden güçlerini geri çekmelerini istediğini, buna karşılık kendilerinin de yasal ve siyasi adımlar beklediğini belirten Karayılan, mevcut yasanın PKK yöneticilerini ve komutanlarını kapsamadığını ifade etti.

Ankara’nın kendilerine “askerlerinizi gönderin, siz dağda kalın” dediğini aktaran Karayılan, bunun nasıl uygulanacağının belirsiz olduğunu söyledi.

Karayılan, “Bazen devletin bu sürecin gelişmesini ve gerillanın silah bırakmasını istemediğini düşünüyorum. Bunu istiyorsa pratikte nasıl olacak?” ifadelerini kullandı.

Silah bırakma sürecinin yalnızca silahların teslim edilmesinden ibaret olmadığını belirten Karayılan, örgüt mensuplarının Türkiye’ye dönmeleri durumunda siyasi faaliyet yürütebilmelerinin de yasal güvence altına alınması gerektiğini savundu.

“Arkadaşlarımız gidip evde oturmayacak. Bizim bir mücadelemiz var. Dağda yaptıklarımızı ovada yapacağız, ama silahsız; sözle, siyasetle” diyen Karayılan, bunun için yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

‘Ne olumluyum ne olumsuz’

Karayılan, yaklaşık iki yıldır devam ettiğini söylediği barış sürecinin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde, sürece ne olumlu ne de olumsuz yaklaştığını belirtti.

Süreci bir mücadele süreci olarak gördüklerini ifade eden Karayılan, devletin bazı adımlar attığını ancak bunların güven oluşturmak için yeterli olmadığını söyledi.

İmralı’daki koşullarda kısmi iyileşmeler yaşandığını ve taraflar arasında görüşmeler yapıldığını belirten Karayılan, buna rağmen Türkiye’nin henüz ikna edici adımlar atmadığını savundu.

Karayılan, sürecin başarılı olmasının Türkiye’de demokratikleşmenin gelişmesine bağlı olduğunu belirterek, muhalefete yönelik baskılar ve gözaltıların devam etmesini eleştirdi.

Demokratik entegrasyonun yalnızca Kürt sorununun çözümünden ibaret olmadığını söyleyen Karayılan, Türkiye’de demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesini hedeflediklerini ifade etti.

‘Kürtler ve Türkler arasındaki düşmanlık sona ermeli’

Türkiye ile barışın tek taraflı adımlarla sağlanamayacağını savunan Karayılan, devletin de Kürtlere yönelik politikalarını değiştirmesi gerektiğini söyledi.

Karayılan, Kürtlerin varlığının kabul edilmesinin yanı sıra dil, kültür ve kimliklerinin yasal güvenceye alınmasını istedi.

“Bu yalnızca silah bırakmak ve silahlı mücadeleyi sonlandırmak değil. Türk devletiyle barış yapmak ve düşmanlığı bitirmek istiyoruz” diyen Karayılan, karşılıklı adımlar atılmasının önemine dikkat çekti.

Kürtler ile Türklerin tarih boyunca birlikte yaşadığı dönemlerde her iki tarafın da kazandığını savunan Karayılan, yeni bir ittifak ve özgürlük döneminin başlamasını istediklerini belirtti.

Karayılan, Türkiye’nin sınırları dışındaki Kürtleri de düşman olarak görmemesi gerektiğini söyleyerek, “Türk devleti Kürtlerden korkmasın; Kürtlere saldırmayı, bize saldırmayı bıraksın” ifadelerini kullandı.

‘Savaşı çözüm olarak görmüyoruz’

Ortadoğu’daki gelişmeleri de değerlendiren Karayılan, ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmaların daha geniş bir savaşın parçası olduğunu savundu.

Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte Ortadoğu’daki çatışmaları da küresel güçler arasındaki hegemonya mücadelesi çerçevesinde değerlendiren Karayılan, enerji kaynakları ve enerji koridorları üzerindeki kontrolün bu mücadelede önemli bir rol oynadığını ileri sürdü.

ABD öncülüğündeki küresel güçlerin Çin’in yükselişini engellemeye çalıştığını savunan Karayılan, Rusya ve İran’a yönelik politikaları da bu stratejinin parçası olarak yorumladı.

Bölgedeki çatışmaların daha da genişleyebileceğini belirten Karayılan, çözümün savaşta değil, halkların demokratik bir sistem içinde bir arada yaşamasında olduğunu söyledi.

PKK’nin bu kapsamda “üçüncü yol” olarak tanımladığı yaklaşımı savunan Karayılan, dar ulus-devlet anlayışı yerine demokratik konfederalizme dayalı bir sistem önerdiklerini ifade etti.

Mekke Paktı’nı eleştirdi

Karayılan, Ortadoğu’da farklı bölgesel güçler tarafından geliştirilen güvenlik ve ittifak projelerine de karşı çıktı.

İran’ın direniş ekseni, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları ve Sünni ülkeler arasındaki işbirliği girişimlerini değerlendiren Karayılan, bu yaklaşımların bölge halkları arasındaki ayrışmaları derinleştirdiğini savundu.

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında kurulduğunu söylediği Mekke Paktı’nı da eleştiren Karayılan, bu tür ittifakların bölgesel çatışmaları artırabileceğini ileri sürdü.

Karayılan, “Bunlar bölge halklarını bölüyor, aralarındaki düşmanlıkları artırıyor ve savaşı bölgesel bir savaşa dönüştürüyor” dedi.

Bölge halklarının çıkarlarının mezhep ve ulus temelli rekabetlerde değil, demokrasi ve işbirliğinde olduğunu savunan Karayılan, Kürtlerin de bu çerçevede diğer halklarla ortak hareket etmesi gerektiğini belirtti.

‘Demokratik entegrasyon, olduğumuz gibi katılmaktır’

Türkiye’de demokratik entegrasyonun nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Karayılan, bunun Kürtlerin kendi kimlikleriyle toplumsal ve siyasal yaşama katılması anlamına geldiğini söyledi.

Karayılan, Kürtlerin dilinin, kültürünün ve özgün kimliğinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, yeni ve demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Mevcut anayasanın askeri darbe döneminde hazırlandığını ve değiştirilmesi gerektiğini savunan Karayılan, demokratik bir cumhuriyette Kürtlerin kendi kültürleriyle özgür yurttaşlar olarak yer alabilmesi gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’de demokratikleşme sağlanmadan demokratik entegrasyonun mümkün olmayacağını belirten Karayılan, bu sürecin yalnızca Kürtlerin değil, Türk halkının, işçilerin ve kadınların da mücadelesi olduğunu söyledi.

‘Barış yapılırsa ben de giderim’

Türkiye’ye dönmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin soruya da yanıt veren Karayılan, meselenin kişisel olmadığını, asıl sorunun mevcut yasal düzenlemelerin herkesi kapsamaması olduğunu söyledi.

Karayılan, yasanın kendisini ve diğer PKK yöneticilerini kapsamadığını belirterek, örgüt mensuplarının bir bölümünün Türkiye’ye gönderilmesinin, yöneticilerin ise dağlarda kalmasının istendiğini ifade etti.

Bu yaklaşımın sürecin uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri yarattığını savunan Karayılan, “Barış yapmak istiyoruz. Barış yapılırsa ben de giderim. Ama bu zihniyetle mümkün değil” dedi.

Karayılan, sürecin başarıya ulaşmasının hem devletin atacağı adımlara hem de Türkiye’deki demokratikleşmeye bağlı olduğunu belirtti.

Söyleşinin sonunda tüm bölge halklarına seslenen Karayılan, dış güçlerin bölgeyi kontrol etmek amacıyla halkları birbirine düşürmek istediğini savunarak, bu girişimlere karşı ortak hareket edilmesi çağrısında bulundu.

Karayılan, halkların eşitlik, barış ve demokrasi temelinde bir arada yaşamasının önemini vurguladı.

Bu haber toplam 178 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 14:04:47