Ali Polat: Eldeki silahın namlusunun ucunda kim var?

8 Ekim 2026 - 23:09
8 Ekim 2026 - 23:09
 0
Ali Polat: Eldeki silahın namlusunun ucunda kim var?
Münfesih PKK; Hareket Yönetimi imzasıyla yaptığı  son açıklamada Türkiye sınırları içindeki ve sınıra yakın tüm silahlı güçlerini çektiğini, Metina’daki dört savaş tüneli ve mevzisini boşalttığını duyurdu. Buradan da Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sona erdiği sonucunu çıkardı.
 
Fakat açıklamadaki en kritik kelime “silah” değil, “güç”. Çünkü “güçlerimizi çektik” demek başka, “silahlarımızı bıraktık” demek başkadır. Birincisi silahlı unsurların bulundukları yerden çekilmesini, ikincisi ise silahlı kapasitenin tasfiyesini anlatır.
 
Oysa sürecin başlangıcındaki temel mesele yalnızca silahlı güçlerin Türkiye’den çekilmesi değildi. PKK’nin feshi ve silahlı mücadeleye son verilmesiyle birlikte silahsızlanma gündeme gelmişti. Dolayısıyla bugün açıklanması gereken, yalnızca silahlı güçlerin nereden çekildiği değil, silahların akıbetidir.
 
Silahlı güçler çekildi; peki silahlar ne oldu? Tamamen bırakıldı mı? İmha mı edildi? Teslim mi edildi? Başka bir yapıya mı devredildi? Yoksa bir kısmı hâlâ elde mi tutuluyor?
 
Çünkü “Türkiye’ye karşı kullanmayacağız” demek, tek başına “silahları bıraktık” demek değildir. Eğer silahlı kapasite korunuyorsa mesele coğrafi bir çekilme olmaktan çıkar ve silahın hangi siyasi amaçla elde tutulduğu sorusuna dönüşür.
 
Türkiye’ye karşı silahlı mücadele bitmişse ve Rojava’da da bağımsız bir silahlı yapının sona erdirilerek Suriye devletinin askeri yapısına entegrasyon süreci yürütülüyorsa, geriye daha temel bir soru kalıyor: Elde kalan bir silahlı kapasitenin gelecekteki işlevi ne olacaktır?
 
Bu soru hafife alınamaz. Çünkü silahın hedefi değiştiğinde silah ortadan kalkmış olmaz. Türkiye’ye karşı kullanılmayacaksa kime karşı kullanılacaktır? İçeride başka bir Kürt grubuna karşı mı? Kürtler arasındaki olası bir çatışmanın aracı olarak mı?
 
Dışarıdaki ihtimal de ayrıca sorgulanmalıdır: Türkiye’ye karşı kullanılmayacak, Rojava’da bağımsız bir güç olarak da kalmayacak bir silahlı kapasitenin ileride İsrail’le yaşanabilecek bölgesel bir çatışmanın parçası hâline getirilmesi mi öngörülmektedir?
 
Bunlar olmuş bitmiş gerçekler değil; mevcut açıklamanın cevap vermediği stratejik sorulardır. Tam da bu nedenle “güçlerimizi çektik” ifadesindeki belirsizlik önemlidir. Silah bırakmak ile silahlı gücü başka bir yere çekmek aynı şey değildir.
 
Gerçek bir silahsızlanmanın ölçüsü açıktır: Silahlı mücadele bitiyorsa silahın da siyasi ve askeri bir araç olmaktan çıkması gerekir. Aksi hâlde yalnızca cephe değişmiş, silahın gelecekteki kullanım alanı belirsiz bırakılmış olur.
 
Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru “Güçlerinizi nereye çektiniz?” değil, “Silahları ne yaptınız?” sorusudur.
 
Türkiye’ye karşı kullanılmayacaksa, Rojava’da bağımsız bir silahlı yapı olarak da kalmayacaksa, elde tutulan silahların siyasi kaderi nedir?
 
Ezcümle İzaha muhtaç soru çok net; hâlâ eldeki silahın namlusunun ucunda kim var?

Bu haber toplam 644 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 00:09:24