Michael Horowitz: Nükleer ve güvenlik hedeflerinden sonra İsrail neden İran'da rejim değişikliği istiyor?

''İsrail perspektifinden bakıldığında, bu çıkarıma ilişkin ek bir sonuç da aynı derecede önemli olabilir: Nükleer silah üretmek için gerekli bilgi tamamen ortadan kaldırılamıyorsa, o zaman böyle bir silaha sahip olabilecek rejim ortadan kaldırılmalıdır.''

7 Nisan 2026 - 17:42
7 Nisan 2026 - 17:42
 0
Michael Horowitz: Nükleer ve güvenlik hedeflerinden sonra İsrail neden İran'da rejim değişikliği istiyor?

Örtük bilgi diye bir kavram vardır ve kendisi planların, denklemlerin veya kullanım kılavuzlarının tamamen kapsayamadığı yazılı olmayan pratik bir anlayıştır. Bir santrifüj dizisinin planı neyin inşa edilmesi gerektiğini gösterir, ancak bu sistemin neden sürekli arızalandığını ve nasıl onarılabileceğini açıklayan şey 40 yıllık birikmiş mühendislik deneyimidir.

1995 yılında Edinburgh Üniversitesi’nden sosyologlar Donald MacKenzie ve Graham Spinardi, Amerikan Sosyoloji Dergisi'nde çığır açan bir çalışma yayınladılar. Bu çalışmada, bu tür somut ve kişilere bağlı deneyimin, nükleer silah tasarımcıları arasında bir nesilden diğerine aktarımının kesintiye uğraması durumunda nükleer silahın icadını bile engelleyecek kadar önemli olduğunu savunuyorlardı. MacKenzie ve Spinardi, daha sonra silahın yeniden geliştirilmesinin sadece bir kopyalama değil, yeniden icat etmenin bazı özelliklerini taşıyacağını da yazmışlardı.

İsrail bu fikri daha az soyut ve daha doğrudan bir şekilde test etti. Bu nedenle, İran’ın programını çökertmeye yönelik son operasyonları sadece nükleer tesisleri değil, aynı zamanda nükleer bilginin kendisini ve ona sahip olanları da hedef aldı. Peki, bu tür bir ikilemi gerçekten öldürme yoluyla çözmek mümkün mü?

Kırk yıla uzanan bir operasyon

 İsrail'in İran’ın nükleer programına karşı savaşı, nükleer kabiliyetin fiilen somutlaştığı farklı alanları hedef alan üç paralel yol izledi.

İlk yol, hava saldırıları, bombalı saldırlar veya virüsler yoluyla nükleer tesislerin kendilerini hedef aldı. 2010'ların başında, ABD ve İsrail tarafından ortaklaşa geliştirilen ve Stuxnet olarak bilinen bir siber silah, Natanz tesisindeki yaklaşık bin santrifüjü sessizce sınırlarının ötesinde çalışmaya zorlayarak imha etti. Daha sonra, İsrail tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen birkaç operasyon ise İran'ın çıkarılan uranyumu askeri nükleer kullanım için uygun malzemeye dönüştüren uranyum zenginleştirme programının farklı bölümlerini hedef aldı.

İkinci yol, İran'ın nükleer bilgisinin en somut yönlerini hedef aldı. Ocak 2018'de Mossad ajanları Tahran'daki bir depoya baskın düzenleyerek, tek bir gecede İran'ın tüm nükleer silah arşivini temsil eden 110 bin belgeyi ele geçirdi. Operasyon, kasten olmasa da önemli bir gerçeği ortaya çıkardı: İran, nükleer silah ile ilgili uzmanlığının önemli bir bölümünü kapsamlı bir şekilde belgelemişti. Ancak belgelemek bir şey; bilgi başka bir şeydir.

Üçüncü yol ise İran'ın nükleer bilim insanlarının kendilerini hedef aldı. 2010 ve 2012 yılları arasında Mossad, motosikletli silahlı adamları ve arabalara konulan manyetik bombaları kullanarak beş İranlı nükleer bilim insanını öldürdü. İran ve İsrail arasındaki doğrudan savaşlar başlamadan önce gerçekleştirilen en cüretkar suikast eylemi ise Batı ve İsrail istihbarat teşkilatları tarafından İran'ın nükleer silah programının mimarı olarak kabul edilen bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin Kasım 2020'de öldürülmesiydi. Uydu güdümlü, otonom bir makineli tüfek kullanılarak öldürüldü ve bu silah parça parça İran'a sokulmuş, daha sonra eylem yerinde yeniden monte edilmişti.

Bu son iki yolun her ikisi de bilginin kendisini yok etmeyi amaçladığı için aynı temel ikileme yol açıyor. Ekipman yeniden inşa edilebilir, ancak onu nasıl inşa edeceğini bilen insanların kaybı kolayca telafi edilemez. Daha sonra 2025 yılında İsrail'in suikast yoluyla nükleer bilgiyi hedef alma konusundaki en kapsamlı çabasına tanık olduk.

Narnia Operasyonu

12-13 Haziran 2025 gecesi, yüzlerce İsrail uçağı İran askeri altyapısına ve Natanz uranyum zenginleştirme tesisine karşı Yükselen Aslan Operasyonu'nu yürütürken, paralel olarak daha sessiz bir görev daha yürütülüyordu. Bu operasyona “Narnia Operasyonu” kod adı verildi; birçok İsrailli güvenlik yetkilisi operasyonu neredeyse imkansız olarak gördüğü için kendisine bu isim seçilmişti. O gece, İsrail ajanları İran'ın en iyi on nükleer bilim insanından dokuzunu evlerinde uyurken eş zamanlı olarak öldürdü. Onuncu bilim insanı da saatler sonra öldürüldü.

12 Gün Savaşı sırasında suikasta uğrayan bilim insanlarının toplam sayısı ise en az 14’tü ama bazı tahminler bu sayıyı 20'ye kadar çıkarıyor. Ölenler arasında, İran Atom Enerjisi Kurumu'nun eski başkanı ve nükleer zincirleme reaksiyonu tetikleyen bileşenler olan nötron başlatıcılar konusunda uzman olan Feridun Abbasi-Davani de vardı. Abbasi-Davani, 2010 yılında Mossad tarafından aracına yerleştirilen bir bomba aracılığıyla düzenlenen suikast girişiminden sağ kurtulmuştu. Öldürülen diğer kişiler arasında, İran'daki İslami Azad Üniversitesi rektörü ve teorik fizikçi Muhammed Mehdi Tahrançi, Şehid Beheşti Üniversitesi nükleer mühendislik bölümü başkanı Abdulhamid Menuçehr, nükleer mühendislik ve fizik alanında önde gelen bir profesör olan Ahmed Rıza Zülfikari Daryani de bulunuyordu.

Bu kasıtlı zamanlama tesadüf değildi. Üst düzey bir İsrailli yetkili, bilim insanlarının hiçbirinin önlem almaması için eş zamanlı olarak öldürüldüğünü açıkladı. İsrail istihbaratı, Kasım 2024'ten beri aylarca evlerini ve günlük rutinlerini takip ettikten sonra bu on bilim insanından oluşan grubu hedef olarak belirlemişti. Görünüşe göre söz konusu bilim insanları, daha önceki Mossad operasyonlarında bilim insanlarının işe giderken hedef alınması nedeniyle evlerinin güvenli olduğuna inanıyorlardı. Evlerine eş zamanlı olarak saldırmanın ardındaki fikir de bu son derece hatalı güven duygusundan yararlanmaya dayanıyordu.

Ancak İsrail, saldırılarında bireylerin de ötesine geçti. Haziran 2025 saldırıları, İran'ın askeri nükleer kompleksinin derinlerinde yer alan Şehid Beheşti ve İmam Hüseyin üniversitelerini vurarak, programın kurumsal hafızasını hedef aldı. Ardından, nükleer araştırmalardan kısmen sorumlu bir kuruluş olan Tahran'daki SPND (Savunma İnovasyon ve Araştırma Örgütü) karargahı içinde bodrum katında İran'ın nükleer arşivinin bir kopyasının bulunabileceği binayı da bombaladı. Bu saldırı, silahlarla ilgili bilgiye dair fiziksel arşivi yok etme girişimi gibi görünüyordu.

Bu sefer, öldürme eylemleri çok farklı bir ölçekteydi ve kendisine sosyal medyada nükleer silahlar üzerinde çalışmaya devam eden her bilim insanına ölüm tehditleri içeren açık uyarılar eşlik ediyordu. Bu tehditler, yetenekli kişilerin işe alınmasından caydırmayı ve bu sürecin kendi kendini yenilemesini önlemeyi amaçlıyordu. İran'ın yanıtı, bu baskının gerçek olduğunu doğruladı. İran, hayatta kalan bilim insanlarını, aileleriyle birlikte ülkenin kuzey kıyısı boyunca Tahran'daki müstahkem villalara taşıdı ve üniversitede profesör olanların yerine yenilerini getirdi.

Dağıtılmış bilgi

İran, elbette bu tehdidin ciddiyetinin farkındaydı ve “Narnia Operasyonu”ndan önce bile bu konuya yönelik önlemler almaya başlamıştı. Nisan 2025'te, İran Atom Enerjisi Kurumu'nun eski başkanı Feridun Abbasi şunları söylemişti: “Nükleer bilgimiz eğitim ve araştırma sektörleri arasında dağıtılmıştır ve Atom Enerjisi Kurumu veya ona bağlı belirli tesis ve yerlerle sınırlı değildir. Ülke genelinde nükleer eğitim ve araştırmaları yürütüyoruz.”

Bu sadece içi boş bir övünme değildi. Fiziksel tesislerin kendileri nasıl İran geneline dağılmışsa, İran'ın teknik bilgisi de bir dizi birey ve kurum arasında dağıtılmıştı. Gerçekten de İran'ın nükleer programı, İran Atom Enerjisi Kurumu'na ait açıklanmış mevkiler, İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun askeri-teknik kurumları, SPND'ye bağlı gizli araştırma birimleri ve çift kullanımlı akademik bir kılıf altında faaliyet gösteren üniversite bölümleri ağı şeklinde dağıtılmıştır.

İşte bu yüzden İsrail, İran'ın nükleer programının daha spesifik bir yönüne, yani silah üretme gücüne odaklandı. Bir veya daha fazla bomba için gerekli olan bölünebilir maddeyi üretme süreci olan uranyum zenginleştirmeye gelince, bunun tamamen devre dışı bırakılması çok daha zor hale geldi. Geçen yıl ABD'nin Fordow tesisine düzenlediği saldırı, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünü ve birkaç santrifüjü muhtemelen yok ettiyse de İran'ın zaman içinde yeni santrifüjler kurup yeterli bölünebilir maddeyi güvence altına alması muhtemel. Buna karşılık, silah üretme aşaması henüz tamamlanmadı ve yeterince küçük bir savaş başlığının üretilmesinin yanı sıra nükleer bir ateşleyicinin tasarlanmasını ve test edilmesini gerektiriyor. Bu aşama tamamlanmadan, İran'ın bomba edinme çabası eksik kalacaktır.

Silah alanında çalışan bir bilim insanının öldürülmesi programı geciktirmiş olabilir, ancak bu programın tamamen durduğu anlamına gelmiyor. İsrail’in hesapları açısından daha telaşlandırıcı husus, bu bilgiyi edinme çabasının saldırılardan önce bile İran sınırlarının ötesine uzanmaya başlamış olmasıdır. Nitekim SPND örgütüne bağlı İranlı bilim insanları, gerçek testler yapılmadan nükleer sıkıştırma dinamiklerinin simülasyonuna olanak tanıyan lazer teknolojileri için 2024 yılında Rus askeri bilim kurumlarına en az iki gizli ziyarette bulundular. Bu teknoloji, İran'a nükleer patlamanın bıraktığı belirgin iz olmadan nükleer silah tasarımlarını doğrulama olanağı sağlayacaktı. İster Rusya isterse Kuzey Kore'den olsun, dış taraflar aracılığıyla bilgi edinme girişimlerinin, İran'ın yerli nükleer uzmanlığını hedef alan İsrail operasyonları sebebiyle güçlenmesi olasıdır. Bu ise söz konusu gizli çabayı, kontrol edilmesi zor yönlere doğru genişletebilir.

Peki, bu durum İsrail'i ne ile karşı karşıya bırakıyor? Onu gerçek, ancak sınırlı bir başarı ile karşı karşıya bırakıyor. Saldırılar, nükleer silah konusunda kırk yıllık birikmiş uzmanlığı temsil eden bir bilim insanı neslini etkisiz hale getirdi ve bu kişiler hızla veya kolayca telafi edilebilir bir kayıp değil. Bu gerçekten yıkıcı bir darbe, ancak etkisi daha kalıcı olmaktan ziyade yıllarla ölçülüyor.

McKenzie ve Spinardi'nin deneyim ile ilgili tezlerine gelince, bu iş daha fazlasını; sadece bir gerileme değil, kesin bir kopuş, bilginin haleflere aktarılmadığı, aktif tasarım çalışmalarında tüm bir nesli kapsayan yeterince uzun boşluk gerektiriyor. İsrail, İran'ın zaman çizelgesini kısalttı ve belki de bir uzman neslinin bütünlüğünü bozdu. Ancak tam bir kopuşun yaşanmasını sağlayamadı ve hatta belki de başaramadı. İran'da hâlâ hayatta olan ve saklanan bilim insanları var, Rusya dışarıdan bir uzmanlık kaynağı sağlıyor ve rejim dağınık bir akademik kadroya ve saldırıyla daha da güçlenen nükleer silahlanma için stratejik bir gerekçeye sahip.

Nükleer bilgi hedef alınabilir ve bu İran'ın nükleer programını geciktirmede başarılı olabilir. Ancak bu, programı tamamen devre dışı bırakmaz; çünkü bu, daha geniş ve daha uzun süreli bir operasyon gerektirir ki bu da İsrail ve bölge için son derece maliyetli olacak açık bir savaş demektir. İsrail perspektifinden bakıldığında, bu çıkarıma ilişkin ilave bir sonuç da aynı derecede önemli olabilir: Nükleer silah üretmek için gerekli bilgi tamamen ortadan kaldırılamıyorsa, o zaman böyle bir silaha sahip olabilecek rejim ortadan kaldırılmalıdır.

 

 

Bu haber toplam 577 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:43:34