Mustafa Yelkenli: Kürtlerin Hikayesi

14 Mar 2026 - 17:16
14 Mar 2026 - 17:16
 0
Mustafa Yelkenli: Kürtlerin Hikayesi

Geçmişte toplumsal bağlamda yaşanılanları belgelere ve kanıtlara dayanarak yer ve zaman göstererek neden-sonuç ilişkilerini farklı yönlerden araştırılarak yazılması yeterli görülmez. Tarihçiliğe soyunan kişinin her türlü duygusallıktan arınmış ve nesnel olması çok önemlidir. Kendi yorumunu ve şahsi değerlendirmelerini yazmaktan uzak durması temel ilkelerden sayılır. Aksi takdirde ortaya çıkan metin bir propagandadan öte bir anlam taşımaz. Bu nedenle incelediği konu her ne kadar duygusal yönden bir kırılma yaratsa da yazar kendi duygularını değil incelediği belgelere tarafsız bir gözle bakmak zorundadır. Aksi takdirde okullardaki tarih kitaplarında sıkça görülen hamasetle yüklü fantastik öyküler ortaya çıkar. O nedenle tarih yazıcısı olaylara her türlü duygudan nötr olarak tarafsız bir gözle bakar. Roman yazar gibi değil elindeki kaynaklara, belgelere, bulgulara dayanarak yaşanılanları gelecek kuşaklara aktarır.

Bir milletin tarihini yazmak ise yoğun emek isteyen bir çalışmayı gerektirir. Yüzlerce kaynakla beraber, sayısız belgeleri, canlı tanıkların söylediklerini, gördüklerini, bunlarla beraber arkeolojik bulguları da araştırmak ve incelemek tarihçinin görevidir. Bütün bunların toplanılmasına, düzenlenmesine, yorumlanmasına geçmeden önce de tüm bu verilerin doğruluğunun ve güvenirliğinden emin olmak için çok sıkı bir elemeden geçirmesi gerekir. Ki bu millet Kürtler ise tarih yazıcısı en başından beri eksik kaynaklarla işe başlamak gibi bir şansızlığa mahkumdur. Çünkü Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürtlerin yaşadığı coğrafi bölgelerde yapılan arkeolojik çalışmalar her ne kadar yıllarca önce başlamış olsa da her devlet bunu kendi sığ ideolojisine göre değerlendirmiş, bu coğrafyada binlerce yıldan beri yaşayan Kürtleri kayıtlara geçirmemek için her yolu denemişlerdir. Elde edilen bulguların çoğunu da kendilerine mal etmişlerdir. Bunların gerçek sahiplerine iade edilmesi de ne yazık ki ancak devletleşmekle mümkündür. Devletleşmenin bir başka önemi de tarih akademisi gibi her türlü araştırma ve incelemeyi işin uzmanı kişilerin yapmasına olanak sağlamasıdır. Bu nedenle devletleşemeyen Kürtlerin tarih incelemeleri bu işi yapan kurumların insafına kalmaktadır.Kurulması ciddi bir ihtiyaç olarak görülen Kürt Tarih Kurumu Kürt ve Kürdistan tarihinin bilimsel bir anlayışla araştırılması, incelenmesi, elde edilen verileri ulusal ve uluslararası konferanslarla, seminerlerle, kongrelerle, anma törenleriyle, sergilerle dünya kamuoyuna duyurulması ve bu çalışmaların kitap ve dergilerle yaygınlaştırılması önemli bir eksikliği giderebilecektir. Bu çalışmaların toplumda tarih bilinci yaratmasına ve geliştirmesine, toplumsal hafızayı güçlendirip milli kimlik oluşturmasına da ayrıca katkı sağlayacaktır.

Kürtlerle ilgili çok sayıda kitap yayınlandı. Ama sadece belli bir zaman dilimi içinde değil, kronolojik olarak Kürtlerin topyekûn tarihini yazan çok az sayıda kitap var. Bunların çoğu da yabancı akademisyenlerin sadece belli olayları anlatan ve sınırlı bir zaman kesitini içeren kitaplardır. Cumhuriyet döneminde Kürt isyanlarının birinci elden tanıkları ve önderlerin anıları önemli belgelerdir ama daha önceki tarih dilimlerinde birinci elden tanıkların bıraktıkları anılar ve belgeler yok denecek kadar azdır.

İbrahim Küreken’in okurla buluşan Kürtlerin Hikayesi adlı incelemesi belli olaylarla sınırlı tutulmayarak çok geniş bir zaman dilimi içinde Kürtleri her yönüyle ele almaktadır. Aslında Kürtlerin tarihi dört ana başlıkta ele alınıp incelenmelidir.

İlk olarak Mezopotamya coğrafyasında neolitik dönemden başlayarak insanlığın toplayıcı/avcı dönemlerinden şehir devletçiliğine geçişle toplumsal yaşamda görülmeye başlanılan ekonomi, inanç ve dil önemli olmaktadır. Bunlar sosyal yaşamın kültürel mihenk taşları durumundadır. Süreç içinde halklar oluşmakta, aynı dili konuşanlar kimlik kazanımı da elde etmektedirler. Özellikle yazının bulunmasıyla önce kil tabletlerine daha sonra papirüslere ve nihayet kâğıda yazılanlar konuşulan diller konusunda önemli belgeler sunar. Aynı dili konuşan halkların devlet kurmaları sonra imparatorluğa geçişleri bu halkların kökenleri konusunda önemli ipuçları vermektedir. Küreken sadece bölgedeki devletlerin kökenlerine inmekle kalmamış, Kürtlerin DNA’sını inceleyen somut bulguları da inceleme konusu yapar. Eski çağlarda yaşayan Suiler, Lulubiler, Gutiler, Kasitler, Hurriler, Mitaniler, Nairiler, Urartular, Mannalar, Kardukları inceler.

Kürtleri tek bir devlet altında toplayan Med İmparatorluğunun başlangıcından Osmanlı egemenliğe kadar süre Kürtlerin ikinci evresi olur. Med İmparatorluğu dağılınca Kürtler uzun süre ciddi anlamda varlık gösteremezler. İslam dinine geçmekle ulusal kimlikleri ümmetçiliğin ağır baskısı altında erozyona uğrar. Kürt aydınları ulusal kimliklerini bir tarafa bırakarak İslamiyet’in gelişimi ve yaygınlaşması için uğraş verirler. Yazdıkları bütün kitaplar Tanrı ve peygambere övgülerle başlar. Araplardan daha fazla Arapçılık yaparlar. Arap kültürü Kürtlerin sosyal yaşamını derinden etkiler. Bu dönem Kürt ulusal kimliğinin Arap kültürü altında gittikçe zayıfladığı dönem olur. Her ne kadar küçük devletçikler kursalar bile varlıkları Kürtlükten ziyade İslamiyet’in hizmetine koşulur.

Osmanlı’nın egemenliğindeki dönem ise Kürtlerin üçüncü dönemi olur. Zaman zaman isyan etmelerine rağmen kendi iç yapılarından dolayı bağımsız ve özgür olamazlar. Bu üçüncü evrede her ne kadar merkezi otoriteye karşı başkaldırıları olsa da yarı özerk bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Özellikle İdrisi Bitlisi’nin çabasıyla Kürtlerin Osmanlı’ya bağlanması, 1800 yıllarda Kürdistan’da Mirlerin merkeze yönelik itirazları, isyanları Kürtlerin tarihlerinde ciddi yarılmalara neden olur. İttihat Terakki’nin bir ordu darbesiyle iktidarı ele geçirip Türkçülük yapmaları Osmanlının sonunu getirir. Kürtler bu kez uluslaşamamanın acısını yaşarlar. Çok uluslu Osmanlıdaki göreceli özgürlük bu kez ulusalcı İttihat ve Terakki’nin despotik yönetimi altında varlık yokluk ikilemi arasında bırakır Kürtleri.

Yirminci Yüzyıl Kürtlerin siyasi yaşamının dördüncü evresinin başlangıcı olur. Kemalist cumhuriyette Kürtler uzun tarihleri boyunca yaşamadıkları büyük kırımlara uğrarlar. Tarihin en zalim ve merhametsiz bir yönetimiyle karşı karşıya gelirler. Ülkeleri parçalanır, dilleri yasaklanır. Kemalist cumhuriyet varlık nedenini Kürtlerin yok edilmesi üzerine kurar. Her ne pahasına olursa olsun Kürtleri Türkleştirmek için korkunç bir asimilasyon uygulayarak Türklük içinde erimeleri dayatılır. Bugün de demokratik entegrasyon adı altında gönüllü asimilasyon Kürtlere bizzat Kürtler eliyle dayatılmaktadır.

Küreken Kürtlerin tarihini bu dört aşamada inceler. Antik dönemlerden Medlere kadar Kürdistan coğrafyasında kurulan devletleri anlatır. İkinci dönemde Med İmparatorluğu ve Med sonrası kurulan küçük devletçikleri, Kürtlerin üçüncü döneminde ise Osmanlı içinde yarı özerk yaşamaları ve bu süreçteki gelişmeleri mercek altına alır. Küreken bu dönemde en çok İdris-i Bitlisi ile Mir Bedirhan dönemlerine ağırlık verir. Gerçekten de İdrisi Bitlisi ile Mir Bedirhan dönemi Kürtlerin tarihlerinde önemli kırılmaların yaşandığı dönemler. Küreken bu dönemleri oldukça tarafsız bir gözle yazar. Yenilgileri, başarısızlıkları dış güçlere bağlayan kolaycı bir tavırdan uzak olarak Kürtlerin yapısal eksikliklerine dikkat çeker.

Kürt tarihinin dördüncü evresinde Küreken Lozan’dan önce Kürtlerin dernek ve yayın organları aracılığıyla örgütlenmelerini ele alır. Bu arada İngilizlere karşı harekete geçen Şeyh Mahmut Berzenci’yi, Lozan’dan sonra Kürtlere verilen sözleri yerine getirmeyen Kemalist cumhuriyete karşı Kürt isyanlarına eğilir.

Kürtlerin tek bir kitapla anlatılmayacak kadar en az üç bin yıla yayılan uzun bir tarihleri var. Bu kadar uzun bir süreci belgesel tadında ve bilimsel bir tarzda anlatmak ciddi bir emek ister. Küreken üşenmeden bugüne kadar yayınlanan geniş bir literatürü tarayarak Kürtlerin tarihini derli toplu olarak okurlarının önüne koymakta, bu konuyu araştırmaya hevesli olanlara da ciddi bir materyal sunmaktadır. Kürdlerin Hikayesi sadece bir tarih kitabı değil, her Kürdün elinin altında olması gereken bir başucu kitabı olma özelliğini de taşıyor.

 

Bu haber toplam 445 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:16:57