Mustafa Yelkenli: Yeni Koşullarda Kürtlerin Pozisyonu

27 Mar 2026 - 18:05
27 Mar 2026 - 18:05
 0
Mustafa Yelkenli: Yeni Koşullarda Kürtlerin Pozisyonu

Kürtler kimsenin askeri değil, ya da bu savaş bizim savaşımız değil söylemi her ne kadar tarafsızlığı ilkesel düzeye çıkarıyor olsa da; sığ ve mevcut koşullarda içeriksiz, duygusal bir ifade olmaktan öteye gitmiyor. Çünkü bu savaş Kürtleri yakından ilgilendirirken, bir bakıma yeni fırsatlar da sunuyor. Yeni fırsatlar eğer stratejik akılla değerlendirilirse birkaç adım ileride konumlama olanağı da sağlar. Bu nedenle uygar dünya ile çağ dışı kalmış Ortaçağ kafasıyla dünyaya meydan okuyan Iran savaşında Kürtler dışardan bakarak olayı izlemek lüksüne sahip değiller. Bu savaş Kürtleri yok etmeye kararlı bir rejime karşı veriliyorsa eğer Kürtler de kendi safını belirlemek zorundadırlar. Her gün onlarca Kürt gencini vinçlerle idam eden, saçı göründü diye gencecik kızları işkenceyle katleden İslamik faşist bir rejime karşı savaşan güçleri uzakta izlemek, tarafsız bir tavır takınmak da gelecekte Kürtlere bir şey kazandırmayacaktır. Kürtler bugünkü koşullarda şartları kendi lehine dönüştürmek için girişimlerde bulunması, düşmanın düşmanı benim dostumdur anlayışının tuzağına düşmeden kendi özgün anlayışına uygun pozisyon almaları stratejik aklın gereğidir. Bu nedenle kendi amacına uygun müttefikler edinmesi de hayatın doğasına uygundur. Müttefiklik yanında yer aldığı güçlere iradesini teslim etmek değildir. Ne yazık ki, Suriye’de PYD kendi pozisyonunu lider kültüne değil de sosyal dayanışma ağları çerçevesinde oluşturmuş olsaydı ve başından beri stratejik hedefini belirleseydi hayal kırıklığını bu denli yıkıcı yaşamamış olurdu. İran’daki Kürt örgütlerinin Suriye sahasında yaşananlardan ders alarak güçlerini birleştirmiş olmaları olası gelişmelerde daha akılcı ve stratejik davranmalarına yol açabilir.

Kürt karşıtı güçlere rağmen tarihi süreç Kürtler için farklı bir mecrada gelişebilir. Ancak bütün bunlardan önce geçmiş tarih örneklerinden günümüze yansıyışını da görerek bazı saptamalarda bulunmak hedeflenen amaçlar için önemli. Türkiye’de her dönem egemen olan Kemalist zihniyet ve onun şekillendirdiği devlet aklı ile İran’daki mollalar rejiminin Kürtleri düşman olarak gören anlayışı aynıdır. Kürdistan coğrafyasındaki her parçada egemen olan anlayış Kemalist zihniyetin farklı versiyonlarıdır. Aralarındaki temel benzerlik Kürtleri denetim altında tutma siyasetidir. Bu devletler biliyorlar ki herhangi bir parçadaki Kürtlerin kazandığı bir statü domino etkisiyle diğer parçaları da etkileyecek ve Kürtler için çekim merkezi olacaktır. Bu nedenle klasik kültürel haklara mecbur kalındıkça katlanılması gerekebilir ama statü konusunda tavizsiz olunması onlar için oldukça önemlidir. Özellikle 1930 ve 40 yılların CHP zihniyeti bugün Kemalizmle özdeşleşen AKP iktidarı eliyle kararlı bir şekilde sürdürülüyor; ve bunun için de her yöntemi denemekten de sakınmıyor. Baskıcı ve despotik uygulamayı siyasetlerinin gereği olarak gören bu zihniyetlerle uzlaşmak özgürlüğü amaçlayan Kürt aklıyla bağdaşmaz; bu nedenle düşmanın aldığı her pozisyonuna  göre tavır geliştirmek geleceğin şekillendirilmesinde önemli bir adımdır. Düşman devletler arasında sıkışıp kalmış Kürtler ise kendilerine yeni müttefikler arayışında olması ve müttefiklik konusunda dostlarını belirlemesi ise en doğal haklarıdır.

Ulusların tarihlerinde coğrafi konum ezeli kader olarak görülüyor olsa bile jeopolitik değişimler, savaşlar var olan koşullara ek olarak fırsatlar da sunar. Savaş ve kriz dönemlerinde tarafsız kalan ve stratejik öneme sahip ülkeler bu dönemlerde kendi çıkarlarına uygun ekonomik ve lojistik öneme sahip olabilmeleri mümkün iken statüsüz Kürtlerin bu durumda tarafsız kalmaları fırsatları heba etmek anlamına gelir. Bu nedenle yeni koşullarda farklı fırsatlar karşısında Kürtlere bu fırsatlardan sakın yararlanmayın, kimsenin askeri, başkasının kiralık gücü olmayın demek egemen ulusların hizmetine dolaylı olarak koşulmak anlamına gelir ki Kürtlerde bu tavır hem özgüven kaybına hem de yeni koşullarda kendilerini kanıtlama olanağından yoksun bırakır. Oysa Kürtler tarih boyunca cesaretlerinden, isyancı ruhlarından değil sürekli tekrarladıkları hatalarından yeterince ders çıkaramamalarından dolayı bugün hem temkinli hem de edilgenlikle yüz yüze kalıyorlar. Ulusların kaderlerini çizen olağanüstü olaylar öyle her fırsatta çıkıvermiyor. Birinci Dünya Savaşı’nda koşulları kendi lehinde kullanabilme becerisini gösteren Mustafa Kemal İngilizlere verdiği tavizlerle devlet kurabildi. Yahudiler İkinci Dünya Savaşı sonrasında dağılan Osmanlının topraklarında yurtlarına kavuşmak için sadece Araplara karşı değil İngilizlere karşı da ölümüne mücadele ettiler. Otto Preminger’in 1960 yılında yönetmenliğini yaptığı Exodus filmi Yahudi devletinin zor koşullarda inatçı bir mücadele azmiyle nasıl kurulduğunu anlatır.

Kürtler de ne yazık ki Ortadoğu coğrafyasında büyük bir altüst oluşla ancak ana vatanlarını sömürgeci güçlerden kurtarabilme olanağını bulabilirler. Altüst olan bu coğrafyada güç dengeleri değişirken Kürtlerin kıyıda durup izlemekle beklenilen fırsat ayaklarına gelmez. Iran coğrafyasında yaşananları sadece Iran Kürtlerinin sorunu olarak görmek de büyük yanılgı olur. Anavatan sorunu her parçadaki Kürtlerin temel sorunudur şiarı bilince çıkarılmalı öncelikle.

İsrail ve ABD’nin amacı ne olursa olsun Kürdistan coğrafyasında ırkçı ve otokrat yönetimlere karşı giriştikleri hamleler Kürtler açısından özgürlük ve bağımsızlık konusunda yeni fırsatlar sunuyorsa eğer buna kayıtsız kalmak ve kaos ortamında bu savaş benim savaşım değil demek egemen kesimlerin dayattıkları çözümsüzlüğe mahkum edilmektir. Bu nedenle Kürtler bugünkü kaotik ortamda kendi pozisyonunu alarak sürecin öznesi olmak kendi kaderini diğer devletlerin insafından kurtarabilir. Bunun için geriye dönüp bir zamanlar ABD ve Sovyetlere güvenip daha sonra yaya kaldık, ihanete uğradık demenin siyasette karşılığı yok, anlamı da yok. O günkü koşullar egemen devletlerin çıkarıyla nasıl örtüşüyorduysa ona göre konum almaları çıkarları gereğiydi. Bu nedenle ihanete uğradık diye geçmişe bakıp hayıflanmak gerekmez. Kürtler bugünkü koşullarda kendi safını belirlerken diğer güçlere rağmen değil, ortak çıkarları da gözetmeleri mantıklı bir akıl yürütmekle olur.

Savaş elbette kutsanmaz ama özgürlük eğer birilerinin insafına bırakılmışsa ‘tek yol devrim’ gibi ‘tek yol savaş’ da güncel bir slogan haline geliverir.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 742 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 19:05:26