Mustafa Yelkenli: Süreç oyunu ve DEM’in çaresizliği

TV kanallarında DEM sözcülerinin ağlak ses tonuyla iktidara yalvarır bir şekilde ‘Öcalan üstüne düşeni yaptı, sıra sizde, bir an önce gereken yasal düzenlemeleri yapın artık’ demelerine rağmen iktidar çevrelerinin bu yakınmaları duymazdan gelmesi, sürecin samimiyetinden kuşku duyan ve eleştiren kesimleri haklı çıkarıyor sanki. Gerçekten de daha işin başındayken Öcalan’ın 40 yıllık silahlı mücadelenin geldiği noktada artık Kürtler için bırakın devlet kurma hedefini, federalizm ve hatta özerklik gibi taleplerden vazgeçtiklerini, kültürel haklar konusunda da bir talepleri olmayacağını demokratik entegrasyonla sistemin içinde devletin uygun göreceği sınırlı yasal zeminlerde mücadele edeceklerini söylemişti. PKK’liler için yasal düzenlemelerin yapılmasını ve militanların gelip siyasi çalışmalara katılmaları için gereken olanakların sağlanılmasını istemişti. Ancak PKK’nin her ne kadar son kongrede fesih kararı almasına ve silahları bıraktıklarını söylemelerine rağmen iktidar tarafı da MİT’in verdiği raporlara dayanarak militanların hala mağaralarda yaşamalarına devam ettiklerini ve silahlarını tamamen bırakmadıkları gerekçesiyle gereken yasal düzenlemelerin yapılmayacağı defalarca söylendi. DEM ise haklı olarak yasal düzenlemelerin yapılmadan militanların ülkeye girişinin mümkün olamayacağını söylüyor. Bu aşamada AKP yetkilileri ‘durmak yok yola devam’ deseler de süreç denilen gelişimde frene basılmış görünüyor. DEM’in yakarışını iktidarın duymazdan gelmesi başka hesapların devrede olduğunu gösteriyor. Bu başka hesapların pratiğe dönüştüğünde ancak devletin adım atacağı biliniyor da bilinmiyor. Aslında devlet gelinen bu aşamada alacağını almış durumda; terörsüz Türkiye söylemini gerçekleştirmiş. PKK artık adı var cismi yok pozisyona sokulmuş. Suriye’de statüsüz Kürtler ufacık bir coğrafyaya sıkıştırılmış, YPG Türkiye’yi rahatsız etmeyecek kıytırık birkaç sözde hak ile etkisizleştirilmiş, Colani iktidarı tek otorite olarak tescil edilmiştir. Ama öyle anlaşılıyor ki DEM’lilerin dile getirdikleri demokratik Türkiye gerçeği ise ufukta bile görünmüyor. Lozan öncesi Mustafa Kemal’in taktiği bu kez Devlet Bahçeli ve Erdoğan eliyle uygulanıyor. Mustafa Kemal’in hayaleti Cumhur İttifakına sinmiş durumda…
Sürecin geldiği bu noktada Öcalan’ın, DEM sözcülerinin ve İlke TV yazar ve yorumcularının süreç denilen gelişmelerden neler anladıkları ile AKP iktidarının muradının ne olduğu konusunda başından beri mutabakat olmadıklarını gösteriyor. İktidar Türkiye’nin terörden kurtulmasını, bunun için PKK’nin kendini feshetmesini, silahları bırakmasıyla sınırlandırdığını, koşullar uygun olursa demokratik adımların da zamanın ruhuna uygun atılacağını söylüyor. DEM ise Öcalan’ın çabasıyla artık Türkiye’nin demokratik açılımların gerçekleşeceğini ve demokratik cumhuriyetin hayata geçirileceğini umuyordu. Kürt halkı da DEM’in iyimserliğine bakarak demokratik cumhuriyetin yakın gelecekte gerçekleşeceğini sanıyordu. Yani kısaca iktidar ile DEM’in beklentileri hem birbiriyle örtüşmüyor hem de amaçlar farklıydı. Bugün her iki taraf da bunu görüyor da görmüyor pozisyonundalar.
Gelinen bu noktada birbirinden farklı anlayış ve beklentilerin neden bu kadar karmaşıklaştığını ve içinden çıkılmaz hale geldiğinin irdelenmesi gerekiyor. Her şey Öcalan’ın tek taraflı olarak tüm taleplerden vaz geçtiğini söylemesinin Kürt halkında büyük bir hayal kırıklığı yaratması ve 40 yıllık mücadelede ölenlerin, yaşamlarının büyük bölümünü hapiste geçirenlerin yaşadıklarının boşuna olduğu izlenimi DEM’in üstünde bir basınç oluşturdu. DEM de halkın taleplerini, sızlanmalarını, hoşnutsuzluğunu ve eleştirilerini karşılamakta yetersiz kalınca tek çare olarak iktidara yönelerek adım atmasını istemekte buldu. Bunu da kararlı bir şekilde yapamamakta, çünkü Öcalan faktörü elini bağlamaktadır. TV’lerde DEM yetkililerin ağlak halleri yalvarır ses tonlarının nedeni budur. Oysa sürecin daha başında Kürt halkının taleplerini net bir şekilde dile getirip bunu kamuoyuna açıklamış olsalardı iktidarı bu talepler doğrultusunda sıkıştırmaları mümkün olabilirdi. Ancak bu yapılmayıp iradeyi Öcalan’a bırakınca DEM halkın itirazlarını, tepkilerini karşılamak zorunda kaldı, hem de siyasetten gereksiz olduğu izlenimini doğurdu. Öyle ya irade Öcalan’da vücut buluyorsa DEM’in ortalarda gezinmesinin anlamı da gereği de kalmıyordu. İktidar da bu gerçekliği gördüğü için süreci DEM ile değil de Öcalan ile sürdürmekte devam etmekte bir sakınca görmüyor.
DEM’in çaresizliği tüm çıplaklığıyla görünürken iktidarın planı da adım adım yürüyor. Çünkü iktidar başından beri ne yaptığını iyi biliyordu. Süreç ne Öcalan’ın ne de DEM’in istediği gibi değil, iktidarın kendi bildiği yolda kararlı bir şekilde yürüyor. İktidarın Öcalan’dan yana kuşkusu yok. İktidarın üç ayağından birisi artık Öcalan. Ama sorun iktidar için DEM’in mızmınlanması. İktidarın istemediği tek şey DEM’in CHP ile yeniden kent uzlaşmasına girişmesi. Bunun için şimdilik DEM’in taleplerine kulağını tıkaması ancak seçimlere kadar sürdürecek. Sonradan tedavülden kaldırılmak üzere hazırlanacak olan anayasaya Kürtleri memnun edecek bazı maddeler konularak DEM’in desteğini sağlayacaklar, seçimlerde de yapay Kürt dostu samimiyet pozlarıyla Kürt seçmenleri yanlarına çekmeye çalışacaklar. İşte devletin başka hesabı dediğimiz bu. Seçimlere kadar DEM’i oyalamak, seçimlerde de DEM’in iktidarın yanında yer alması koşuluyla taleplerin bir kısmını yerine getirmek olacak. Kürtlere verilecek olan da sorunun gerçek çözümü yerine sorunun doğurduğu tali sorunları çözmek olacaktır. Kürt ulusunun statüsü yerine Öcalan’ın statüsü konuşulacak. DEM’li siyasetçilerin serbest bırakılması, görevden alınan belediye başkanlarını göreve iade edilmesi, PKK’liler için kısmı yasal düzenlemeler gibi… İktidar Suriye’de Kürtlerin taleplerine karşı şiddetle tepki gösterirken bunları Türkiye’de uygulamaya koyabileceğine acaba DEM’liler ihtimal veriyor mu? Suriye’de Kürtlere düşman siyaseti uygulayan iktidarın samimiyetine DEM’in inanıp Cumhur İttifak’ına destek verecek ihtimali ise Kürtlerin tüylerini diken diken etmesine yetiyor. Böylesi bir durum karşısında diğer Kürt partilerinin siyasetten ağırlıklarını koymaları DEM’in karşısında konumlanması kaçınılmaz görünüyor.
Ernest Hemingway’in unutulmaz romanı Çanlar Kimin İçin Çalıyor adını ödünç alarak sormak kaçınılmaz gibi… İktidarın yargı sopasını dilediği gibi kullanmasına rağmen tedirginliği, CHP’in hukuksuzluğa ve adaletsizliği karşı meydanlarda direnmesi, Kürt siyasetçilerinin teslimiyetçi tavırları ve çaresizlikleri sonucu çan sesleri yakın gelecekte çok daha fazla duyulacak.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 13:01:11







































































































































































































