Ankara Neden İran’daki Ayaklanmadan Korkuyor?

Türkiye, İran’daki protestoları özgürlük mücadelesinden çok jeopolitik bir risk olarak görüyor. Ankara için asıl tehdit rejimin baskısı değil, olası bir çöküşün göç ve militanlık dalgası yaratması.

29 Ocak 2026 - 13:45
29 Ocak 2026 - 13:45
 0
Ankara Neden İran’daki Ayaklanmadan Korkuyor?

Türkiye’de İran’daki protestolar, demokratik bir dönüşüm umudundan ziyade bölgesel güvenlik açısından bir risk olarak değerlendiriliyor. Ankara’ya göre İran, doğu sınırlarını istikrarlı tutan bir tampon devlet işlevi görüyor ve bu tamponun zayıflaması, Türkiye açısından ciddi güvenlik tehditleri doğurabilir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde Türkiye’nin İran’a yönelik dış müdahalelere karşı olduğunu ve ülkedeki barış ile istikrara önem verdiğini vurguladı. Bu açıklama, Ankara’nın İran konusunda değişimden çok statükoyu tercih eden yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Türk yetkililer, protestoları çoğu zaman dış güçlerin kışkırttığı bir senaryo olarak tanımlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dahil üst düzey isimler, İran’daki huzursuzluğun yabancı aktörlerin bölgeyi kaosa sürükleme çabasının parçası olduğunu savunuyor.

Suriye örneği ve güvenlik korkusu

Ankara’nın temkinli tutumunun arkasında, İran’da olası bir istikrarsızlığın Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında militan gruplara alan açabileceği endişesi bulunuyor. PKK ve İran bağlantılı PJAK gibi örgütlerin güç kazanması ihtimali, Türk güvenlik çevrelerinde ciddi bir tehdit olarak görülüyor.

Suriye iç savaşının yarattığı güvenlik boşluğu ve milyonlarca mültecinin Türkiye’ye gelişi, Ankara için hâlâ önemli bir travma olarak hatırlanıyor. Türk karar alıcılar, İran’da benzer bir çöküşün yeni göç dalgalarını tetiklemesinden ve iç siyasette ciddi baskı yaratmasından çekiniyor.

Bölgesel dengeler ve İsrail faktörü

Türkiye’nin yaklaşımı, Gazze savaşı sonrası bölgesel dengelere dair kaygılarla da şekilleniyor. Ankara, İran’ın zayıflamasının İsrail’in bölgedeki nüfuzunu artırabileceği görüşünde. Batılı ülkelerin demokrasi söylemlerinin ardında İsrail’i güçlendirecek bir jeopolitik yeniden yapılanma olduğu düşüncesi, Türk kamuoyunda ve siyasetinde yankı buluyor.

Bazı Türk analistler, İran’ın konvansiyonel bir savaşı kaybetmesinden çok, devlet otoritesinin çökmesi sonrası ortaya çıkabilecek vekil güçler ve düzensiz savaş riskine dikkat çekiyor. Uzun süreli ve asimetrik bir çatışma ortamının bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyebileceği uyarıları yapılıyor.

“İran düşerse Türkiye sırada” algısı

Türk medyasında ve bazı akademik çevrelerde “İran düşerse sırada Türkiye var” söylemi giderek daha fazla dile getiriliyor. Bu yaklaşım, muhalefet partileri ve eleştirel medya organlarında da zaman zaman yankı buluyor. İran’daki protestolara yönelik Türkiye’de sınırlı dayanışmanın arkasında da bu güvenlik merkezli bakış açısı olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye’nin resmi söylemi, İran’ın daha entegre ve gelişmiş bir ülke olmasını tercih ettiğini ifade etse de, belirsiz bir geçiş sürecinin yaratacağı risklerin bu arzunun önüne geçtiği belirtiliyor. Ankara için şu aşamada öncelik, İran’daki siyasi sistemden bağımsız olarak istikrarın korunması olarak öne çıkıyor. (Ata Mohamed Tabriz- Iran International)

Bu haber toplam 8611 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 17:35:04