3 Ağustos Ezidi Soykırımı: Kadınların Çığlığı, İnsanlığın Utancı

3 Ağustos 2026 - 15:40
3 Ağustos 2026 - 15:40
 0
3 Ağustos Ezidi Soykırımı: Kadınların Çığlığı, İnsanlığın Utancı

Halkın Hafızasına Kazınan Karanlık

3 Ağustos, yalnızca Ezidilerin değil, insanlığın vicdanına kazınmış en ağır utanç günlerinden biridir. Bu tarih, binlerce yıllık kadim bir inancın ve kültürün yok edilmeye çalışıldığı, kadınların bedenlerinin savaş ganimeti sayıldığı, çocukların ailelerinden koparıldığı ve bir halkın varlığının hedef alındığı gündür.

Şengal’de yaşananlar, sıradan bir katliam değildi. Bu, sistematik bir soykırım ve insanlık suçuydu. Binlerce Ezidi erkek öldürüldü. Yaşlılar, çocuklar ve savunmasız siviller katledildi. On binlerce insan açlık ve susuzluk içinde Şengal Dağı’na sığınmak zorunda kaldı. Dünyanın gözü önünde yaşanan bu trajedi, uluslararası toplumun geç ve yetersiz müdahalesi nedeniyle daha da derinleşti.

Ancak bu soykırımın en ağır yükünü Ezidi kadınları taşıdı.

Kadınlar kaçırıldı, isimleri silinmeye çalışıldı, inançlarından vazgeçmeye zorlandı ve köle pazarlarında alınıp satıldı. İnsanlık tarihinin en eski utançlarından biri olan kölelik, 21. yüzyılda yeniden canlandırıldı. Genç kızlar defalarca satıldı; anneler çocuklarından koparıldı. Bir kadının bedeni, savaşın ganimeti; ruhu ise kırılması gereken bir irade olarak görüldü.

Fakat zalimlerin hesap etmediği bir gerçek vardı:

Ezidi kadınları yalnızca mağdur olmadılar; aynı zamanda direnişin, hafızanın ve yeniden ayağa kalkmanın sembolü oldular. Sessiz bırakılmak istenen kadınlar, yaşadıkları acıları dünyaya anlatarak insanlığın vicdanını uyandırdılar. Her tanıklık, inkâra karşı bir belge; her gözyaşı, adalet talebine dönüşen bir çığlık oldu.

Ezidi kültürü de bu soykırımın hedefindeydi. Çünkü bir halkı yok etmenin en etkili yolu, onun hafızasını, dilini, kutsal mekânlarını ve kültürel mirasını yok etmektir. Tapınaklar yıkıldı, kutsal mekânlar tahrip edildi, yüzlerce yıllık yaşam biçimi dağıtıldı. Ancak kültür, yalnızca taşlardan ibaret değildir. Kültür; ağıtlarda, dualarda, çocuklara anlatılan hikâyelerde ve hayatta kalmayı başaran insanların hafızasında yaşamaya devam eder.

Bugün 3 Ağustos’u anmak, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Aynı zamanda şu soruyu sormaktır:

İnsanlık, bir daha böyle bir vahşete sessiz kalmayacak mı?

Ezidilerin yaşadığı acı yalnızca onların acısı değildir. Bu acı, insan haklarını, inanç özgürlüğünü ve insan onurunu savunan herkesin ortak sorumluluğudur. Soykırımların unutulduğu yerde, yenilerinin zemini hazırlanır. Hatırlamak ise adaletin ilk şartıdır.

3 Ağustos, yasın olduğu kadar hafızanın da günüdür.

Ezidi kadınlarının onuru, kaybedilen çocukların hatırası, isimsiz mezarlarda yatan masumların sessizliği ve hayatta kalmayı başaranların direnci, insanlığa şu gerçeği hatırlatmaktadır:

Bir halkın acısını paylaşmak, yalnızca merhamet değil; insan olmanın gereğidir.

3 Ağustos Ezidi Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız.

3 Ağustos, Ezidi halkının tarihine kanla yazılmış bir felaketin adıdır. Ancak bu felaketin en ağır yükünü, hiç kuşkusuz Ezidi kadınları taşıdı. Onlar yalnızca savaşın mağduru değil; sistematik bir vahşetin, cinsiyet temelli şiddetin ve insanlık dışı uygulamaların hedefi oldular.

Binlerce Ezidi kadın ve genç kız, ailelerinin gözleri önünde kaçırıldı. Anneler çocuklarından koparıldı, kız çocukları köle pazarlarında alınıp satıldı. Kadınların isimleri, kimlikleri ve inançları silinmeye çalışıldı. Defalarca satıldılar, zorla evlendirildiler, cinsel şiddete maruz bırakıldılar ve insan onurunu ayaklar altına alan ağır istismarlara uğradılar. Onlar için bedenleri bir savaş ganimeti, ruhları ise kırılması gereken bir irade olarak görüldü.

Ezidi kadınlarının yaşadıkları, sadece bireysel trajediler değil; bir halkı köklerinden koparmaya yönelik sistematik bir politikanın parçasıydı. Çünkü bir toplumu yok etmenin en acımasız yollarından biri, kadınlarını hedef almaktır. Kadın susturulursa, hafıza susturulur; kadın kırılırsa, gelecek nesiller de yara alır.

Buna rağmen Ezidi kadınları yalnızca acının sembolü olmadı. Hayatta kalmayı başaranlar, yaşadıkları vahşeti dünyaya anlatarak sessizliği bozdular. Her tanıklıkları, adalet arayışının ve insan onurunun savunusunun bir parçası hâline geldi.

3 Ağustos, sadece Ezidilerin yas günü değildir. Bu tarih, insanlığın vicdanını sorgulaması gereken bir gündür. Çünkü bir halk köleleştirilirken, kadınlar pazarlarda satılırken ve çocuklar ailelerinden koparılırken dünyanın büyük bir kısmı sessiz kaldı.

Ezidi kadınlarının yaşadığı acılar unutulmamalıdır. Unutmak, yalnızca geçmişi silmek değil; benzer suçların yeniden işlenmesine zemin hazırlamaktır.

3 Ağustos’u anmak, yalnızca ölenleri hatırlamak değil; hayatta kalanların adalet talebine ses olmaktır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 129 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:40:36