Arakçi’nin diploması turu: İran için çıkış yolu mu, artan yalnızlığın göstergesi mi?
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bölge turu Tahran tarafından diplomatik manevra alanının göstergesi olarak sunulsa da, içeride artan eleştiriler ve tıkanan müzakereler ülkenin giderek daralan seçeneklerine işaret ediyor.

Tahran’da Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin hızlı bölge turu, İran’ın hâlâ diplomatik seçeneklere ve bölgesel etkiye sahip olduğunun göstergesi olarak sunuluyor. Ancak resmi söylemin arkasında, İran medyası ve üst düzey yetkililer daha sert bir gerçeği giderek daha açık dile getiriyor: Washington ile görüşmeler tıkanmış durumda, müttefikler sınırlı ve ülkenin hareket alanı daralıyor.
Reformist Şark gazetesi, pazartesi günü yayımladığı değerlendirmede ziyaretlerin “Washington ile müzakerelerde açık bir çıkmaza işaret ettiğini” yazdı. Arakçi de ISNA’ya verdiği röportajda İslamabad’daki ilk tur görüşmelerin hedeflerine ulaşamadığını kabul ederek bunu “ABD’nin aşırı taleplerine” bağladı.
Tahran medyası, Arakçi’nin Pakistan, Umman ve Rusya ziyaretlerini Washington ile yaşanan tıkanıklığı bölgesel diplomasi yoluyla aşma girişimi olarak yansıttı. Ancak ABD medyasına yansıyan bilgilere göre Tahran’ın mesajı değişmiş değil: İran, nükleer programına ilişkin görüşmelere başlamanın ön koşulu olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukayı kaldırmasını istiyor.
Bu talep, Tahran’ın kamuoyuna sunduğu diplomasi mesajı ile kapalı kapılar ardındaki daha sert tutumu arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Bölgesel ilişkilerde sınırlı alan
İran’ın komşularıyla ilişkileri hızla toparlayabileceği yönündeki beklentiler de iyimser görünüyor. Bölge ülkeleri, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan’a yönelik son saldırılarını hâlâ hatırlıyor.
Tahran diplomatik kanalların açık olduğunu savunsa da, yalnızca sınırlı sayıda komşu ülke temas kurmaya istekli ya da muktedir görünüyor. Geleneksel arabulucu Umman’ın rolü zayıflarken, Rusya ise İran içinde giderek daha fazla şüpheyle karşılanıyor.
Diplomasi ihtimali tamamen kapanmış değil
Tüm çıkmaza rağmen olası bir diplomatik açılımın işaretleri de mevcut. Pakistan’ın aktif arabuluculuğu, İslamabad’ı ABD-İran dolaylı görüşmeleri için önemli bir merkez haline getirirken, her iki tarafın da iletişim kanallarını tamamen kapatmak istemediğini gösteriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “prensipte anlaşma” ifadeleri ve yaptırımlar karşılığında uranyum zenginleştirmeye sınırlama getirilmesi gibi öneriler, tartışmaların “görüşelim mi?” aşamasından “hangi şartlarda?” aşamasına evrildiğine işaret ediyor.
İç baskılar ve sertleşen çizgiler
Ekonomik baskı da tarafları daha pragmatik davranmaya zorluyor. İran’da savaş, enflasyon ve petrol ihracatındaki aksaklıklar ekonomiyi zorlarken, ABD’de yükselen akaryakıt fiyatları iç politik baskı yaratıyor.
Tahran’daki pragmatist kesimler istikrarı korumak adına uzlaşıya daha açık görünürken, özellikle genç kuşak sertlik yanlıları çatışmayı varoluşsal bir mücadele olarak görüyor ve tavizleri “teslimiyet” olarak değerlendiriyor.
ABD’nin İran’dan uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurmasını istemesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki durum, başlıca anlaşmazlık konuları olmaya devam ediyor. Washington’un askeri gerilimi azaltmak için boğazın tamamen ve güvenli şekilde açılmasını şart koştuğu belirtiliyor.
Olası yeni gerilimler—İsrail’in İran’daki hedeflere saldırıları ya da Hizbullah ve Husilerin misillemeleri—kontrol edilmesi zor bir tırmanış riskini beraberinde getiriyor.
Şimdilik asıl soru, Washington ve Tahran’ın görüşüp görüşmediği değil; tarafların taleplerini yumuşatmaya hazır olup olmadığı. Ve Tahran’da, savaşın maliyeti her geçen gün artarken bu soru giderek daha yakıcı hale geliyor.
Son güncellenme: 12:05:57


































































































































































































