“Serdest û Bindest Nabin Yek Dest” Egemen El ile Ezilen El Tek El Olamaz- I
Şahize Hanım ise bu tartışmada kardeşine uzun bir siyasal çözümlemeyle değil, hayatın içinden süzülmüş birkaç kelimeyle karşılık verdi: “Lo lo birayo! Xwelî li serê birayo! Serdest û bindest nabin yek dest.” “Ah kardeşim! Toprak başına kardeşim! Egemen el ile ezilen el tek el olamaz.”

Son yıllarda tanık olduğum iki kardeş arasındaki bir tartışma, bilincimde derin bir iz bıraktı. Tartışmanın taraflarından biri, yedi çocuk annesi ve eşini Rojava Kürdistanı’nda ulusal dava uğruna şehit vermiş bir Kürd kadını olan Şahize Hanım. Örgün eğitim görmemiştir; fakat yaşadığı acılardan, ödediği bedellerden ve tarihsel deneyimlerinden süzdüğü düşüncelerle adeta bir halk filozofu.
Eşini kaybettikten sonra yedi çocuğunu kanatları altına almış, onları her türlü olumsuz cereyandan korumuş ve bütün hayatını çocuklarına adamıştır. Kürd davasına en büyük katkının bilimsel bilgi ve eğitim yoluyla sunulacağına inandığı için çocuklarının yükseköğrenim görmesini desteklemiştir. Yaşamı boyunca Kürdçe konuşmayı ilke edinmiş, Türkçe konuşmayı tercih eden Kürdleri eleştirmiştir. Kürdî ve Kürdistanî bilinci güçlü bir anne olarak çocukları ve torunlarıyla daima Kürdçe konuşur. Onun bu kararlı tutumu sayesinde bugün bütün çocukları ve torunları Kürdçe konuşmaktadır.
Bu iki kardeş arasında geçen diyalog, bugün "çözüm süreci" ya da iktidarın tercih ettiği adlandırmayla "Terörsüz Türkiye" başlığı altında yürütülen tartışmaların yalnızca siyasal yönünü değil, aynı zamanda düşünsel ve psikolojik arka planını da görünür kılıyordu. Erkek kardeş, Rojava'da son on iki yıl boyunca izlenen siyasal çizgiyi savunmakta; yaşanan her gelişmenin dönemin koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Ona göre dün doğru olduğuna inanılan tercihler o günün koşullarına göre yapılmış, bugün ortaya çıkan tablo da bugünün koşullarına göre şekillenmişti. Böylece geçmişteki kararlar da bugünkü yönelimler de sorgulanmaksızın aynı siyasal bütünlüğün parçaları hâline getiriliyordu.
Erkek kardeşin Abdullah Öcalan'ın Rojava ile ilgili söylemlerini hiçbir eleştirel süzgeçten geçirmeden tekrar etmesi George Orwell'ın özellikle 1984 romanında tasvir ettiği zihinsel teslimiyet mekanizmasını hatırlatmaktadır. Orwell'ın dünyasında iktidarın en büyük başarısı, insanları yalnızca itaate zorlaması değil; çelişkileri sorgulamadan kabul eden, dün söyleneni bugün inkâr ederken bile bunu doğal karşılayan bir bilinç üretmesidir. Gerçek, olgularla değil, otoritenin o gün ilan ettiği söylemle yeniden tanımlanır. Dünün yenilgisi bugünün zaferi, teslimiyet ise yeni kavramlarla “devrim” olarak sunulmasıdır. Öcalan, bugün savunduğu çizgiyle Kürd ulusal mücadelesini Türk devletiyle "demokratik entegrasyon" söylemi içinde yeniden tanımlamakta; bunu "Kürd demokrasisi", "demokratik toplum”, “komünal toplum” ve hatta "devrim" gibi kavramlarla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Aynı psikolojik örüntü, sosyal psikoloji literatüründe sıkça örnek gösterilen bazı UFO tarikatlarında da görülmektedir. Kehanetleri gerçekleşmeyen tarikat mensupları, yaşadıkları çelişkiyi inançlarını sorgulayarak değil, inançlarını daha da güçlendirerek aşmaya çalışırlar. Beklenen uzay gemisi gelmediğinde "yanılmışız" demezler; tam tersine, bunun görünmeyen daha büyük bir planın parçası olduğuna inanırlar. Böylece gerçeklik değişmediği hâlde, gerçekliğin yorumu sürekli yeniden üretilir ve liderin otoritesi korunur. Erkek kardeş, George Orwell'in tasvir ettiği dünya ile UFO tarikatı mensuplarının içinde yaşadığı düşünce döngüsü arasında sıkışıp kalmıştır.
Buna karşılık iki kardeş arasında geçen tartışmada bilge Kürd kadını Şahize Hanım, ideolojik ezberlerin dışında yetişmiş olmanın verdiği bağımsızlıkla konuşuyordu. O, siyasal liderlerin ürettiği kavramlarla değil; tarihsel hafızası, kültürel kökleri, kendi Kürdî aklı ve vicdanıyla hüküm veriyordu. Bu yüzden kavramların büyüsüne değil, yaşanan dönüşümün somut sonuçlarına bakıyor; teslimiyetin farklı adlarla sunulmasının onun özünü değiştirmeyeceğini ifade ediyordu. Onun itirazı, bir lidere bağlılığın değil, hakikate ve tarihsel gerçekliğe bağlılığın ifadesiydi.
Şahize Hanım ise bu tartışmada kardeşine uzun bir siyasal çözümlemeyle değil, hayatın içinden süzülmüş birkaç kelimeyle karşılık verdi:
“Lo lo birayo! Xwelî li serê birayo! Serdest û bindest nabin yek dest.” “Ah kardeşim! Toprak başına kardeşim! Egemen el ile ezilen el tek el olamaz.”
Bu söz, sıradan bir serzeniş değildi. Kolonyal düzenin yapısını doğrudan teşhis eden tarihsel bir bilinç ifadesidir. Çünkü sömürgeci ile sömürgeleştirilen, aynı siyasal yapı içinde eşit iki özne olarak bulunamaz. Bu durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Sömürgeci ulus, devletin ve tüm kurumların sahibi iken sömürgeleştirilen ulus kimlik, dil, kültür ve statü sahibi olmadan tek el olmaları mümkün değildir. Sömürgeleştirilmiş ulusun bütün değerlerinden koparak Sömürgeci devlete katılması o ulusun erimesi yani asimile olması ve tarih sahnesinden silinmesi demektir. Sömürgeci ile sömürgeleştirilenin aralarındaki ilişki, eşit yurttaşların karşılıklı uzlaşmasına değil; egemenlik, tahakküm ve bağımlılık mekanizmalarına dayanır. Egemen sömürgeci taraf devletin, hukukun, eğitimin, ekonominin ve meşru şiddet araçlarının sahibiyken; sömürgeleştirilen ulus kendi ülkesi, dili, kimliği ve siyasal iradesi üzerinde karar verme yetkisinden yoksunken tek olmak ya da bir olmak mümkün değildir. Bu durumda bilge Kürd kadını Şahize hanımın haykırışı olan “serdest û bindest nabin yek dest” sözü buna en iyi cevaptır.
Kolonyal teori açısından Şahize Hanım’ın bu sözü, sömürge ilişkilerinin temel gerçeğini dile getirir. İsmail Beşikci, Frantz Fanon, Albert Memmi ve Aníbal Quijano gibi kolonyalim üzerine uzman düşünürlerin de vurguladığı gibi, sömürgeci ile sömürgeleştirilen arasındaki ilişki eşitliğe değil, yapısal tahakküme dayanır. Sömürge koşulları ortadan kalkmadan “birlik”, “entegrasyon” ve “ortaklık” söylemleri gerçek eşitsizliği gizleyen ideolojik bir örtüye dönüşür. Bu nedenle Şahize Hanım’ın “Serdest û bindest nabin yek dest” sözü, yalnızca bir halk deyişi değildir. Kolonyal iktidarın mantığını birkaç kelimeyle özetleyen güçlü bir siyasal ve tarihsel bilinç ifadesidir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 18:18:09































































































































































































