Özünü Ararken: Kendine Yabancılaşmanın Hikayesi
"Yazılan her hikayenin sonuç kısmında ibre her zaman ve hep aynı yere işaret ediyor: Ya bizim çizdiğimiz sınırlarda düşünün ya da susup oturduğunuz yerde kalın."

Atalarından miras kalan değerleri baş üstünde taşımak varken, "Yavuz’un havzasında küflenmiş yemlenmenin yeme heyecanı"nı bir anlayabilsem! Kendine özgü varlığı için bin bir bedel ödeyen, hani o gariban Kürtlerin sokağında kendi aklınla gezinmek varken; çirkefliğe dönüşen başkasının sokağında ne aradığını bir anlatabilsen...
Evrensel değerlerle bezenmiş Kürt halkının haklı yoluna açılan açık bir kapı dururken; önü arkası fosilleşmiş başkalarının kapalı kapıların arkasında neyi aradığını bir bilsen! Kürt'ün bulgur pilavıyla kendine yeten sofrasıyla şaha kalkmak varken, neden ille de onun bunun sofrasındaki kokuşmuş kırıntılara ne amaçla daldığını bir anlasam!
Kaytan bıyıklı, fidan boylu, keleş gibi bir Kürt kardeşin varken; neden ısrarla seninle kardeşlik oyunları oynayan başkalarıyla olan gönül bağını bir çözebilsem. Ya da bir başkasıyla kurmaya çalıştığın o yapay bağ için harcadığın aklın beşte birini, neden kendi öz kardeşinden esirgediğini bir kavrayabilsem!
Ama hakikaten seni sana anlatmak o kadar güç ki; aşkın ve sevdanın mayasından uzak kalmış birine aşkı anlatmak gibi! Ama ne olur, seni sen olarak anlamak istemediğimi sanma sakın. Yalnızca, başkalarına duyduğun o büyük aşkın bir dirhemini neden kendi özgünlüklerinden esirgediğine yakınıyorum. Örneğin, kele koparan cihatçıların Haseke ve Kamışlo’daki gövde gösterisine dönüşen girişine bu kadar sessiz kalışına şaşırıyorum.
Ama ve lakin, Rojava Peşmergelerinin kendi halkıyla buluşmasını neden yıllarca "kıyametin kopma sebebi" ilan ettiğini anlamıyorum. Barışı ve huzuru niye sevdin demiyorum; fakat kendi kardeşinle barışmayı neden hiç denemedin, asıl bunu merak ediyorum. Torbalama karışımlı lojilere niye bu kadar sarıldığına da bir şey demiyorum ama Kürt halkının öz değerlerinden niye bu kadar uzak kalışını cidden merak ediyorum. Aslına bakarsan, mantığımla buluşmayan çok şey var.
Örneğin, "Kürt halkının yarısını Barzani’ye düşman etmeyi başardım" diyen birine duyduğun hayranlığın zırnık kadarını Mesud Barzani’ye niye duymadığını... Ya da bırakalım Rojava Kürt sorununu; Rakka’da, Humus’ta neyin uğruna ölen Kürt genç kızlarının ödediği bedelleri neden hiç dert etmediğini ben merak ediyorum doğrusu!
Belki inanmazsın ama inanki; bırak seni sana anlatmayı, seni kendime bile anlatmaktan çok ama çok zorlanıyorum. Yoksa aklım da gönlüm de istemez mi; Munzur ya da Bagok eteklerinde filizlenen asil ve sade sevdanın yüce tarafını, Kürt halkının değerleriyle bütünleştirip sana da kendime de yaşanmış bir samimiyet hikayesi olarak anlatmayı?
Velhasılıkelam yazılıp çizilen hikaye o kadar çok ki "Yazılan her hikayenin sonuç kısmında ibre her zaman ve hep aynı yere işaret ediyor: Ya bizim çizdiğimiz sınırlarda düşünün ya da susup oturduğunuz yerde kalın."
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 08:13:21
































































































































































































