ABD'nin Dünden Bugüne ve Yarına, Ortadoğu'daki Kürt Projesinin Perde Arkası! –1–
1984 yılında PKK silahlı mücadeleye yeni başlamıştı. Buna mukabil devlet de, PKK ile mücadele etmek için, Jandarma komutanlığı bünyesinde; kısa adı “JİTEM” olan “Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı” adında, İçişleri Bakanlığı'nın onayı olmadan ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan görüş alınmadan Jandarma Genel Komutanlığı'nın kendi inisiyatifiyle kurulan ve terörle mücadele kapsamında faaliyet yürüten bir birim kurdu.

İlk olarak; birkaç makaleyle burada anlatacaklarım, ABD’nin Kürt politikasını şekillendiren diplomatlardan edinilen bilgler, kimisiyle birebir görüşmeler neticesinde oluşan bilgilerdir.
İkinci olarak; bu aralar ortalıkta dolaşan “süreç” ile ilgili haber ve söylemlerin çoğu ABD’nin Ortadoğu’daki temel Kürt projesinin omurgasını oluşturan bilgilerle örtüşmemektedir. Piyasada dolaşan bilgilerin ezici çoğunluğu kamuoyunu yatıştırıcı ve oyalayıcı propagandist bilgilerdir.
Asıl olan, Büyük Kürdistan’ı merkeze alan ve Ortadoğu’yu kökten değiştirecek olan ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesidir.
(Allahtan bir mani olmasa) bu yazı dizimizde, asıl olan ve gerçekleşmesi muhtemel olanı anlatmaya çalışacağız inşallah…
O zaman başlayalım!
Memleketim Cizre’de yaşarken, 1984 yılında PKK silahlı mücadeleye yeni başlamıştı. Buna mukabil devlet de, PKK ile mücadele etmek için, Jandarma komutanlığı bünyesinde; kısa adı “JİTEM” olan “Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı” adında, İçişleri Bakanlığı'nın onayı olmadan ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan görüş alınmadan Jandarma Genel Komutanlığı'nın kendi inisiyatifiyle kurulan ve terörle mücadele kapsamında faaliyet yürüten bir birim kurdu. Bu komutanlık, yaptıklarından sorgulanmaz yetkilere sahipti. Cizre bölgesinin komutanı ünlü JİTEM komutanı Cem Ersever’di. “Ya bizdensiniz, ya da PKK’den yanasınız” düsturuyla hareket ediyordu. Gözüne kestirdiklerini ya kendisine yanaştırıyordu ya da gözünü kırpmadan sonradan “faili meçhul cinayetler” olarak bilinecek şekilde bertaraf ediyordu. Bir yerde beni buldu. PKK yandaşı olmadığımı bildiği halde bizzat kendisi beni tehdit etti. Artık Cizre’de rahat yaşamayacağımı anladım. 1986 yılında Mersin’e göç ettim.
Mersin’e geldiğimde, sosyal ve siyasi konulara ilgim nedeniyle çok geçmeden sahada, Mersin’e göç eden Kürtleri araştırdım. Yaptığım araştırmada, Mersin şehir merkez nüfusunun yüzde altmışının Kürtlerden meydana geldiğini, bu nüfusun coğrafi dağılımı olarak istisnasız (Türkiye’ye bağlı Kürdistan bölgesinin, yani) Kuzey Kürdistan’ın tamamını kapsadığına şahit olduk. Fakat Mersin nüfusunun yarısından fazlası Kürtler oluştukları halde, yerel (Belediye) yönetimde ve idari (Valilik) yönetimde Kürtlerin ağırlığı sıfırdı. Hemen kolları sıvayıp Mersin’deki Kürtleri örgütlemeye çalıştık. Maddi yönden sıfır imkana sahip olmamıza rağmen çok kısa zaman zarfında (kökleri) tüm Kürdistan’ı kapsayacak şekilde halkı örgütledik ve hem idari (Valilik) hem de mahalli (Belediye) otoritelerini Kürtler adına bizimle masaya oturmalarını sağladık. Ve aşağıdaki belgelerde görüldüğü gibi artık Kürt halkını ciddiye almalarını sağladık. Böylece Mersin tarihinde ilk defa Kürtleri Mersin yönetimine ortak ettik.
Fakat siyaset bazında, tamamına yakını “Sol–Kemalist” siyasetin öncülüğünde yürüdüklerini görünce, bu duruma el atmak, halkı bir dernek altında toplama kararını aldık.
1990 yılının Mayıs’ında son derece kıt imkanlarla “MERSİN’E GÖÇ EDENLER YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ’ – GÖÇ-DER’i kurduk. Sanki Kürt milleti böyle bir girişimi bekliyormuşçasına halk adeta sel gibi derneğe akın etti. A’dan Z’ye kadar kimin ne sorunu varsa Derneğe müracaat ederek sorunlarına çare bulmaya çalıştılar. Dernek sabah saat 8 den başlayıp gece saat 24’e kadar halkın sorunları ile uğraşmayı kendine vazife bildi.
Örneğin aşağıdaki linkte Yahya Munis’in CV’sinin içerdiği bu konuda belgelerin içeriğine bakılabilirsiniz.
https://drive.google.com/file/d/1_D1wk7_VfHQ8B5QxvpxLJoHfyx89zwNC/view
Kısa zaman zarfında resmen ve fiili olarak Mersin’e göç eden Kürtlerin (ki bu şehir merkezinin %60’ını teşkil ediyor) temsiliyetini üstlenmiş olduk. Tüm bunları Resmi belgelerle aşağıdaki makalede okuyabilirsiniz:
Bu döneme kadar sesimizi sadece Mersin çapında duyurabilmişken, Prof. Dr. Doğu Ergil 1995’te TOBB için hazırlanan “Doğu Sorunu: Teşhisler ve Tespitler” raporu için Mersin’e geldiğinde raporun hazırlamasında yardım almak için GÖÇ DER’e geldiler. Verdiğimiz kitlesel destek ve yardımdan çok etkilendiler. Doğu hoca bana şunu söylediler: “Bu eşsiz faaliyetlerinizi ulusal basına ve uluslararası diplomatik çevrelere taşımamız lazım” dedi.
Ankara’ya döndükten sonra ulusal basından başta Hürriyet, Milliyet, Sabah, Zaman, Akşam vesaire basını ve Ulusal TV’leri bize yönlendirdiler. Örneğin önlü gazeteci M. Ali Birand’ın 32. Gün haber ve belgesel programı gibi. Sayın Birand, bizimle program yapak için Deniz Arman başkanlığında ekibini Mersin’e gönderdi. Belgesi aşağıdadır.
Buna ilaveten, Ankara’da belli başlı batılı Büyükelçiler ile beni bir araya getirdi. Beraber bu süreçte göç ve Kürt sorununun kalıcı çözümü için gerek ulusal, gerekse de uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmak için birçok ulusal ve uluslararası toplantı, gezi, panel ve konferanslara katıldık. Ezilmiş insanların seslerini ilgili yerlere ulaştırdık. Yurtdışında; FRANSA–Paris, İSVİÇRE– Lugano ve BELÇİKA– Brüksel olmak üzere 3 ayrı ülke ve şehirde düzenlenen panellere katıldık. Kürt meselesini uluslararası platformlara taşıyarak uluslararası kamuoyu oluşturmaya çalıştık.
Yurt içinde de; başta İstanbul olmak üzere, Ankara, Mersin, Diyarbakır ve Van’da halkla toplantılar düzenledik.
Zamanın Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi Sayın Hansjörg Kretschmer 11 Kasım 2003 tarihinde Mersin’de GÖÇ-DER Göç Edenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni ziyaret etti. Dernek Başkanı olarak ben, yönetim kurulu üyeleri, mahalle muhtarları, kalabalık bir üye grubu ve toplumsal sorunlara duyarlı çok sayıda aydının hazır bulunduğu bir toplantıda göç edenlerin sorunlarını tartıştık.
Biz, Sayın Hansjörg Kretschmer’e Mersin’e Göç Eden Kürtlerin Sorunlarını aktarırken;
Büyükelçi Sayın Hansjörg Kretschmer de; “Türkiye’de bulunduğu 14 aylık görev süresi boyunca ilk kez bu denli kalabalık bir grup tarafından karşılandığını, derneğin halkla bu kadar iç içe olmasının kendisini etkilediğini, GÖÇ-DER’in bu özelliğinden ötürü gerçek “sivil toplum örgütü” vasfını hak ettiğini” ifade etti.
Büyükelçi devamla şunları ifade etti:
“Derneğinize yapmış olduğum bu kısa ziyaretten gerçekten çok etkilendiğimi söylemek istiyorum. Ve şunu söylemek isterim, böyle canlı, hareketli bir sivil toplum sadece Türkiye’de değil Avrupa Birliği ülkelerinde de gerekli. Bütün olgun toplumlarda sizinki gibi kurumların olması gerekir. Bu tür derneklere ihtiyaç vardır. O yüzden Türkiye de bu yönde ilerliyor. Sizinki gibi derneklerin sayılarının artması gerekiyor.”
Büyükelçinin GÖÇ-DER’i ziyareti kimi yerel ve ulusal basın organlarında da haber olarak yer almış ve yukarıdaki sözlerine yer verilmiştir. Bu haberin ve GÖÇ DER’in sosyal ve diplomatik faaliyetin VİDEOSU:
https://www.youtube.com/watch?v=wF8iQMJuNJo
Tüm bunlara ilaveten sesimizi ulusal basına ulaştırdıktan sonra sıra uluslararası diplomatlara ulaşmaya gelmişti. Başta ABD olmak üzere, Avrupa Birliği Büyükelçisi ve beli başlı batılı devlere (rapor mahiyetinde) birer mektup gönderdim. Yine başta ABD olmak üzere gönderimizi büyük bir ciddiyetle karşıladılar.
Devamı gelecek yazımızda…
Allah nasip ederse, gelecek yazımızda diplomatlarla ilişkilerimizi ve şimdiki “çözüm süreci denilen sürecin temellini oluşturan onlara sunduğumuz çözüm projelerimizi yazacağız.
Okuyucularla iletişim ve yorumları için e-mail adresim:
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 21:15:54
































































































































































































