Kürdler Başkalarının Memuru Olmak İçin Savaşmadı
'' Rojava’da verilen bedelin karşılığı kelle kesenlerin yönetimi mi? ''

Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İran’da rejim krizi derinleşiyor, ABD--İran çatışması İsrail pozisyonu bölgesel dengeleri sarsıyor, Suriye’de yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor ve Türkiye kendi nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Bu büyük hesaplaşmanın ortasında yine Kürdler var. Fakat Kürdlerin karşı karşıya bulunduğu temel sorun yalnızca dış güçlerin politikaları değildir. Daha ağır olanı, Kürdlerin kendi siyasi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmalarını engelleyen kolonyalist devlet politikalarının ve Kürd siyaseti içerisindeki teslimiyetçi yönelimlerin aynı anda devreye girmesidir. Bugün Kürdlerin önündeki temel soru şudur: Kürdler kendi geleceklerini kendileri mi belirleyecek, yoksa yine başkalarının hazırladığı senaryolarda kendilerine biçilen rolü mü oynayacak?
Sömürgeci Sistemler Kriz Merkezleridir. İran’daki kriz, bölgedeki dengeleri altüst ediyor. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmaların ardından yaklaşık altmış günlük ateşkes dönemi sona erdi ve çatışmalar yeniden tırmandı. ABD güçlerinin Larak Adası’ndaki askeri hedeflere yönelik saldırılarına İran, bölgedeki ABD üslerini hedef alarak karşılık verdi. Bu savaşın ağır sonuçlarından biri de Kürdistan’ın doğrudan çatışma alanlarından biri haline gelmesidir. Rojhilat Kürdistanı’nda yaşayan Kürdler, İran devletinin baskısı ve savaşın yarattığı koşullar altında yeniden büyük bir tehditle karşı karşıyadır.
Aralık 2025’te yayılan kitlesel protestolarda on binlerce insan öldürüldü. İran rejimi, kendi halkına karşı uyguladığı şiddetin boyutunu ortaya koydu. ABD Başkanı Trump ise müdahale edeceğini defalarca açıklamasına rağmen yaşanan katliam karşısında somut bir adım atmadı. Bu tablo, Kürdler açısından bir gerçeği yeniden gösteriyor: Büyük devletlerin Kürdler konusundaki söylemleri ile çıkarları çatıştığında, çoğu zaman çıkarlar kazanıyor. İran zayıflarken Türkiye yayılmaya çalışıyor. Suriye’de belirsiz tehlikeli bir düzen kuruluyor. Batılı devletler dün terörist olarak tanımladıkları aktörlerle bugün diplomatik ilişkiler kurabiliyor. Ve bütün bu hesapların ortasında Kürdlerden beklenen yine itaat etmeleri oluyor.
Türkiye’de ise sorun daha da derindir. Kürd meselesini yalnızca “demokratikleşme” veya “burjuva hukuk düzeninin eksiklikleri” üzerinden okumak, meselenin özünü gizlemektedir. Çünkü burada yüzyıllardır Kürdlerin ulusal varlığını, siyasi iradesini ve kendi toprakları üzerindeki haklarını reddeden bir devlet geleneği vardır. Sömürgecinin sistemine dahil olmak özgürleşmek değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bir yönetim biçimi meselesi değildir. Mesele sömürgecilik meselesidir. Kürdlerin dilini, kimliğini, siyasi örgütlenmesini ve ulusal taleplerini bastıran bir devlet sistemi varlığını sürdürürken, Kürdlere “entegrasyon” önermek çözüm değil, mevcut düzenin yeniden üretilmesidir.
Öcalan Kürdlerin temsilcisi değildir. Tam bu noktada Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen siyaset temel bir sorunla karşı karşıya kalıyor. Öcalan, 1999’dan bu yana Türk devletinin kontrolü altında bulunuyor. Buna rağmen bugün milyonlarca Kürdün geleceği konusunda sanki Kürdler adına konuşma yetkisine sahipmiş gibi sunuluyor.
Asıl sorgulanması gereken: Bir devletin tutsağı olan ve siyasi hayatı o devletin kontrolündeki koşullar içerisinde şekillenen, devletin hizmetinde olduğunu açıklayan Abdullah Öcalan, dahada ileri giderek "MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız" demesi. Böyle bir kişinin milyonlarca Kürdün ulusal geleceği konusunda söz sahibi olması hangi demokratik ilkeye dayandırılabilir?
Zaten Öcalan’ın yıllar içerisindeki politik çizgisi, Kürdlerin bağımsız siyasal iradesini güçlendirmek ten çok mevcut devlet yapıları içerisinde bireysel bir yer arayışı oldu. “Demokratik dönüşüm”, “birlikte yaşam”, “entegrasyon”, “demokratik toplum” gibi kavramlar, sömürgecilik gerçeğini ortadan kaldırmaz. Kürdlerin ulusal hakları tanınmadan, siyasi iradeleri güvence altına alınmadan ve kendi gelecekleri hakkında karar verme hakkı kabul edilmeden “entegrasyon” demek, aslında Kürdlerden mevcut devlet düzenine uyum göstermelerini istemektir. Bu nedenle mesele şudur: Kürdler devlete entegre mi edilecek, yoksa kendi siyasal geleceklerini belirleme hakkına mı sahip olacak? Bu ikisi aynı şey değildir.
Öcalan’ın teslimiyet sonrasındaki politik çizgisine yönelik eleştirilerin bugün Kürd kamuoyunda daha yüksek sesle dile getirilmesi de bu nedenle şaşırtıcı değildir. Eleştirenlere göre Öcalan, Kürdlerin ulusal özgürlük mücadelesini Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki mevcut devlet yapıları içerisinde eritmeye yönelik bir siyaset geliştirmiştir. Bu eleştirinin yapılması bile uzun süre tabu haline getirildi. Oysa hiçbir siyasi lider eleştiriden muaf değildir. Hele konu milyonlarca insanın geleceği ise.
Rojava’da verilen bedelin karşılığı kelle kesenlerin yönetimi mi?
Kürdlerin bugün yaşadığı en büyük trajedilerden biri Rojava’daki gelişmelerdir. Rojava Kürdistanı, IŞİD-HTŞ’e karşı savaşta dünyanın en ağır bedellerini ödeyen bölgelerden biri oldu. Binlerce Kürd genci hayatını feda etti. Kürdler, yalnızca kendi topraklarını değil, dünyanın geri kalanını da cihatçı barbarlıktan korumak için savaştı. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriyle kurulan ittifak bunun sonucuydu. Tam da o dönemde Rojava’nın siyasi kazanımlarını kalıcılaştıracak bir ulusal ve diplomatik yapı kurulabilirdi. Kürdistan’ın diğer parçalarıyla ilişkiler güçlendirilebilir, Roj Peşmergeleri İle ortak bir savunma mekanizması oluşturulabilir, geniş bir Kürd siyasi konseyi kurulabilir ve Rojava’nın uluslararası statüsü için güçlü bir diplomatik mücadele yürütülebilirdi.
Bu fırsat değerlendirilemedi. Bugün ise ortaya çıkan tablo son derece ağırdır. Dün Kürdlerle savaşan, Kürd kentlerine saldıran, kelle kesen cihatçı yapıların içinden gelen aktörlerin Suriye’de iktidar sahibi olması ve Colani’nin uluslararası alanda meşru bir siyasi aktör olarak kabul edilmesi, Rojava açısından kabul edilmesi zor bir gerçeği ortaya çıkarmıştır. Daha da çarpıcı olanı, Batılı devletlerin dün “terörist” olarak tanımladığı aktörlerle bugün diplomatik ilişki kurmakta hiçbir ciddi sorun görmemesidir.
Bu durumda Kürdlere düşen nedir? Kendi topraklarında savaşmış güçlerin yönettiği bir sistem içerisinde değil karşıt cephenin memur, asker veya güvenlik görevlisi olmak mı? Kürdlerin on binlerce can vererek ulaştığı nokta buysa, ortada yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, tarihsel bir trajedi vardır. Kürdler başkalarının devletlerine hizmet etmek için savaşmadı. Kürdler kendi topraklarında özgür yaşamak için savaştı.
Türk devleti Öcalan’ı Kürdlerin iradesinin yerine koyamaz. Türk devletinin Öcalan üzerinden Kürd siyasetini yeniden biçimlendirmeye çalıştığı yönündeki eleştiriler de bu bağlamda ele alınmalıdır. Öcalan, Kürd toplumunu temsil eden bir siyasi aktör değil; Öcalan, Ankara açısından Kürd siyaseti üzerinde etkisi bulunan ve bu nedenle Kürd siyasetini yönlendirmede kullanılabilecek bir siyasi araç olarak değerlendiriliyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Türk devleti Kürdlerin temsilcisini belirleyemez. Kürdlerin temsilcilerini Kürdler belirler. Hiçbir devlet, elinde tuttuğu bir siyasi figür üzerinden milyonlarca insanın, bir ulusun geleceğini yeniden düzenleme hakkına sahip değildir. Türk devletinin yirmi beş yılı aşkın süredir Kürd siyasi hareketleri ve muhalif güçler üzerinde uyguladığı ağır baskılar, siyasi alanı daraltan uygulamalar ve merkezi devlet anlayışı ortadayken, bu yapının birdenbire Kürdlerin özgürlüğünün garantörü gibi sunulması insan aklıyla alay etmektir.
Sorun Erdoğan’la başlayıp Erdoğan’la bitecek bir sorun değildir. Sorun, daha derin ve daha tarihsel bir devlet sistemidir. Bu sistem değişmeden, yalnızca aktörlerin değişmesiyle Kürd meselesinin çözüleceğini düşünmek gerçekçi değildir. Kürd tarihini de teslim alamazsınız. Meselenin başka bir boyutu da Kürd tarihinin yeniden yorumlanmasıdır. Kürdlerin geçmişteki siyasi liderlerinin, ulusal hareketlerinin ve direnişlerinin sürekli olarak Batılı devletlerin ajanlığı üzerinden açıklanması; Kürdlerin maruz kaldığı katliamların, sürgünlerin ve zorla asimilasyon politikalarının sorgulanması, Kürd tarihinin siyasal ihtiyaçlara göre yeniden yazılması tehlikesini taşıyor. Kürdlerin tarihini, Kürdlerin düşmanlarının perspektifinden yeniden okutmak istiyorlar.
Şeyh Said, Seyit Rıza, Gazi Muhammed, Mustafa Barzani’ ve diğer Kürd siyasi aktörlerini kendi tarihsel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. Kürdlerin yaşadığı katliamları “isyan” kelimesinin arkasına saklayarak görünmez hale getirmek de, Kürd direnişini otomatik biçimde “emperyalist proje” olarak damgalamak da aynı tarihsel inkârın farklı biçimleridir. Kürdlerin kendi tarihleriyle yüzleşmeye ihtiyacı vardır; fakat bu tarih, Ankara’nın veya başka bir devletin siyasi ihtiyaçlarına göre yazılamaz.
Asıl ihtiyaç: Kürdlerin ortak siyasi iradesi. Bugün Kürtlerin en büyük zaafı, ulusal ve demokratik kazanımlarının çokluğu değil, ortak siyasi iradelerinin zayıflığıdır. Rojava’da askeri güç vardı fakat ulusal hedef yoktu, siyasi birlik kurulamadı. Mesela Güney Kürdistan’da siyasi, ekonomik ve diplomatik imkanlar var fakat ortak bir akılla devletleşme projesi eksik. Dört bölgeyi kapsayan ortak stratejik yaklaşım geliştirilemedi. Rojhilat’ta ciddi bir toplumsal potansiyel, Kürd davasına bağlı köklü bir yurtseverlik var. Fakat İran devletinin ağır baskısına karşı uluslararası kamuoyunu harekete geçirecek vizyona sahip siyasi figürler zaif.
Kuzey Kürdistan’da ise Öcalan'ın saf değiştirmesi, devletin ağır siyasi ve askeri baskısı altında Kürd siyasetinin yönü konusunda derin bir çıkmaz ve tartışmalar yaşanıyor. Bütün bunların ortasında Kürdlerin önündeki en büyük tehlike, başka devletlerin politikalarına eklemlenmek kadar, Kürd siyasetinin kendi içindeki teslimiyetçi aktörün Kürdlerin iradesinin yerine geçirilmesidir. Hiçbir örgüt Kürd halkının tamamı değildir. Hiçbir lider Kürd halkının tamamı değildir. Hiçbir devlet Kürd halkının geleceği hakkında tek başına karar veremez. Kürdlerin geleceği, ancak Kürd Milletin, toplumunun farklı kesimlerinin katıldığı demokratik, çoğulcu ve ortak bir siyasi mekanizma tarafından tartışılabilir.
Kürdler başkalarının bir parçası olmamalı. Ortadoğu’daki dengeler değişiyor. İran zayıflıyor.Türkiye bölgesel güç olma hayalını kuruyor. Suriye geleceği belirsiz bir siyasal düzene doğru sürükleniyor. İsrail kendi güvenlik kuşağını genişletmeye çalışıyor. ABD ve Avrupa ise kendi çıkarlarına göre aktörleri bir gün “terörist”, ertesi gün “meşru ortak” ilan edebiliyor. Bu denklemde Kürdlerin yalnızca başka güçlere güvenerek ayakta kalması mümkün değildir.
Kürdler ne Ankara’nın daleverelerine ne Tahran’ın tebaası ne de Şam’ın geleceğine bel bağlamasın. Kürdlerin kendi siyasi iradesine ihtiyacı var. Ulusal haklarını savunmaktan vazgeçerek “entegrasyon” adı altında mevcut devletlerin içerisine eritilmek çözüm değildir. Kürdlerin katillerinin emrinde memur veya asker olması özgürlük değildir. Kürdlerin kendi tarihlerini inkâr ederek başkalarının yazdığı tarihe razı olması barış değildir. Ve teslim olmuş bir siyasi figürün milyonlarca Kürdün geleceği adına konuşması demokrasi değildir. Kürd halkının geleceği bir kişinin, bir örgütün veya bir devletin insafına bırakılamaz. Ortadoğu’nun haritası yeniden çizilirken Kürdlerin önünde tarihi bir fırsat ve tarihi bir tehlike bulunuyor.
Ya Kürdler kendi farklılıklarını aşarak ortak, demokratik ve ulusal bir siyasi irade yaratacaklar; ya da yine başkalarının savaşlarında savaşacak, başkalarının pazarlıklarında kullanılacak ve başkalarının kurduğu devletlerin içerisinde kendilerine verilen rolleri oynayacaklar. Kürdler artık başkalarının parçası olmamalıdır. Eğer bir halk kendi kaderini belirleyemiyorsa, kazandığı her zafer geçici; kaybettiği her mevzi ise kalıcı hale gelebilir. Kürdlerin ihtiyacı yeni efendiler değil, kendi iradeleridir. Kürdistan ulusal egemenliğidir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:23:45






























































































































































































