İran, Husiler üzerinden Hürmüz kuşatmasını kırmaya mı çalışıyor?
Independent Arabia analizine göre Tahran, Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb’de gerilimi artırarak ABD’nin ekonomik ve askeri baskısının maliyetini yükseltmeye çalışıyor. Analizde, Husilerin Kızıldeniz’deki faaliyetlerinin İran’ın müzakere pozisyonunu güçlendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olabileceği değerlendiriliyor.

İran ile ABD arasındaki gerilim, Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler ve Kızıldeniz’de Husilerin faaliyetleriyle birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor.
Independent Arabia’da Hüda Rauf imzasıyla yayımlanan analizde, Tahran’ın askeri baskıyı artırmasının diplomasi kapısını tamamen kapattığı anlamına gelmeyebileceği, aksine İran’ın müzakere koşullarını kendi lehine değiştirmek amacıyla gerilimi bir araç olarak kullandığı değerlendirmesine yer veriliyor.
Analize göre İran, daha önce ABD’nin saldırılarına sınırlı karşılık vermeye odaklanırken, son dönemde Washington’a ve ABD’nin bölgedeki çıkarlarına doğrudan maliyet yüklemeye daha fazla yöneliyor. Bu kapsamda Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine yönelik tehditler ile Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de Husilerin faaliyetleri aynı stratejik çerçevenin parçaları olarak değerlendiriliyor.
İran savunmadan saldırıya mı geçiyor?
Analizde, İran’ın çatışmayı yönetme biçiminde operasyonel bir değişim yaşandığı savunuluyor.
Tahran’ın yalnızca ABD saldırılarını karşılamak yerine, Washington’la bağlantılı ekonomik ve stratejik çıkarları hedef almaya daha fazla istekli olduğu belirtiliyor. Hürmüz Boğazı dışında deniz yasak bölgesi ilan edilmesi ve bu bölgeye önceden koordinasyon olmadan giren gemilere yönelik tehditler de bu değişimin göstergeleri arasında sayılıyor.
Bu yaklaşımın temel amacının ABD ile doğrudan bir savaşı kazanmak olmadığı, Washington’a ekonomik ve askeri baskının sürdürülebilir bir maliyeti olduğunu göstermek olduğu ifade ediliyor.
Analizde, ABD'nin yaptırımlar, petrol ihracatına yönelik kısıtlamalar ve diğer ekonomik araçlarla İran üzerindeki baskıyı artırdığı; Tahran’ın ise buna karşılık enerji ve ticaret yollarındaki riskleri artırarak Washington’un maliyet hesabını değiştirmeye çalıştığı öne sürülüyor.
Husiler neden devrede?
Analize göre Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de gerilimi artırması, İran-ABD çatışmasının bölgesel boyutunu genişletiyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki risklerin artmasıyla Babu’l Mendeb’in de baskı altına alınmasının, enerji ve ticaret yollarındaki maliyetleri yükseltebileceği belirtiliyor. Seyrüsefer güvenliğine yönelik tehditlerin artmasının sigorta, taşımacılık ve enerji maliyetlerini yükselterek çatışmanın ekonomik etkisini genişleteceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle analizde, Husilerin faaliyetlerinin yalnızca Yemen sahasındaki gelişmeler üzerinden okunmaması gerektiği, Tahran’ın Washington üzerindeki ekonomik baskıyı artırma stratejisinin bir parçası olabileceği savunuluyor.
Celili’nin “Hudeybiye” mesajı
Analizde, İran’ın sertlik yanlısı isimlerinden Said Celili’nin son dönemde “Hudeybiye Antlaşması”na yaptığı atıf da dikkat çekici bir gelişme olarak ele alınıyor.
Celili’nin açıklamasının, İran içinde savaşın maliyetleri artarken müzakere seçeneğine zemin hazırlayan bir söylemin oluşmaya başladığına işaret edebileceği belirtiliyor.
Analize göre İran daha önce de siyasi ortamı müzakerelere hazırlamak veya toplumdaki direniş söylemini güçlendirmek için tarihsel ve dini referanslara başvurdu. Bu nedenle Celili gibi sertlik yanlısı bir ismin müzakere ve uzlaşma çağrışımı taşıyan bir tarihsel örneğe başvurmasının ayrıca önem taşıdığı ifade ediliyor.
“Gerilimi artırarak müzakere zemini hazırlıyor”
Independent Arabia analizinde, İran’ın mevcut stratejisinin temel çelişkisinin burada ortaya çıktığı belirtiliyor: Tahran bir yandan Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını artırırken diğer yandan önceki müzakere çerçevesine dönme ihtimalini tamamen dışlamıyor.
Analize göre İran, ABD’nin ekonomik baskısının kalıcı hale gelmesini engellemek ve Washington’u çatışmanın maliyetini yeniden hesaplamaya zorlamak istiyor.
Bu çerçevede Husilerin Kızıldeniz’deki faaliyetleri, İran’ın elindeki pazarlık araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Tahran’ın amacı, ABD’ye karşı doğrudan askeri üstünlük sağlamak değil; enerji ve ticaret yollarındaki riskleri artırarak ekonomik baskının bedelini Washington açısından yükseltmek.
Tahran için çıkış yolu müzakere olabilir
Analizin sonunda, İran’ın gerilimi tırmandırmasının müzakere seçeneğini terk ettiği anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Aksine Tahran’ın, ekonomik baskıyı kırmak, ABD’nin mevcut politikasının maliyetini artırmak ve Washington’u yeniden müzakere masasına çekmek amacıyla elindeki bölgesel araçları daha etkin kullanmaya çalıştığı değerlendirmesi yapılıyor.
Bu stratejinin Hürmüz ve Babu’l Mendeb gibi iki kritik su yolunu aynı denkleme dahil ettiği belirtilirken, İran’ın böylece nükleer dosyanın ötesinde enerji ve küresel ticaret yollarını da birer pazarlık kozu haline getirmeye çalıştığı savunuluyor.
Analize göre Tahran’ın yaklaşımı, savaşı seçmekten ziyade savaşın maliyetini artırarak müzakere koşullarını değiştirme ve daha güçlü bir pozisyondan masaya dönme arayışı olarak okunabilir.
Son güncellenme: 09:49:45





























































































































































































