2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumu

Dokuzuncu Yıl Dönümünde ABD ve Batı'nın Tavrı Üzerine Bir Analiz

11 Eylül 2026 - 09:31
11 Eylül 2026 - 09:31
 0
2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumu

GİRİŞ

25 Eylül 2026, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (KBY) düzenlediği bağımsızlık referandumunun dokuzuncu yıl dönümüne denk gelmektedir. Oyların yaklaşık yüzde 93'ünün "evet" çıktığı bu referandum, uluslararası hukukta self-determinasyon ilkesi ile toprak bütünlüğü ilkesi arasındaki gerilimin güncel çağın en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmuştur. Bu analiz, referandumun kendisinden ziyade, Kürt siyasi hareketinin en çok güvendiği dış aktör olan Amerika Birleşik Devletleri ve genel olarak Batı'nın (AB kurumları, büyük Avrupa devletleri, BM) referandum karşısındaki tavrını mercek altına almakta; bu tavrın altında yatan stratejik mantığı ve dokuz yıl sonra geriye bakıldığında bıraktığı dersleri değerlendirmektedir.

1. ABD'NİN TAVRI: 'MÜTTEFİK' SÖYLEMİ İLE REALPOLİTİK ARASINDA

ABD'nin referandum karşısındaki tutumu, IŞİD'e karşı yürütülen ortak mücadelede Peşmerge güçleriyle kurulan yakın askeri ortaklığın, siyasi/diplomatik düzeyde bağımsızlık talebine dönüşmediğinin en net göstergesidir. Referandumdan önce Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert, Washington'ın oylamaya güçlü biçimde karşı olduğunu açıklamış ve Kürt tarafını, ABD, BM ve diğer aktörlerin arabuluculuğunda Bağdat ile müzakereye yönlendirmeye çalışmıştır. Oylamanın ardından Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın yayımladığı resmi açıklama, referandumun sonuçlarını tanımadıklarını, birleşik-federal-demokratik bir Irak'ı desteklemeye devam edeceklerini ve tek taraflı adımın olası olumsuz sonuçlarından endişe duyduklarını bildirmiştir. ABD, referandum öncesinde hem KBY hem de Bağdat ile daha üretken bir çerçeve için çalıştığını, ancak bu hedeflere tek taraflı bir referandumla ulaşılamayacağını vurgulamıştır. 

Bu tavrın stratejik arka planı açıktır: ABD için Irak'ın toprak bütünlüğü, IŞİD sonrası bölgesel istikrar ve İran'ın nüfuzunu dengeleme hedefleriyle doğrudan bağlantılıydı. Kürt tarafının askeri ortaklık düzeyindeki değerini, diplomatik/siyasi bağımsızlık desteğine çevirmemesi, ABD dış politikasında sıkça görülen bir örüntüyü yansıtmaktadır: taktik-operasyonel işbirliği ile stratejik-siyasi tanıma arasındaki ayrım. Bu ayrım, aynı dönemde Suriye'de YPG/SDG ile sürdürülen askeri işbirliğinin de benzer bir sınıra sahip olması bakımından dikkat çekicidir; ABD, sahada güvendiği Kürt güçlerini silahlandırmış, ancak bu hiçbir zaman “bir devlet kurma” projesine siyasi destek anlamına gelmemiştir. 

2. AVRUPA BİRLİĞİ VE BÜYÜK AVRUPA DEVLETLERİNİN TAVRI

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi (EEAS), referandum ilanının hemen ardından yaptığı açıklamada, o dönemdeki Yüksek Temsilci Federica Mogherini aracılığıyla, AB'nin Irak'ın birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne istikrarlı desteğini yinelemiş, tek taraflı adımların ters etki yaratacağını belirterek referandumdan vazgeçilmesi çağrısında bulunmuştur. Referandum gerçekleştikten sonra AB Sözcüsü, bu çağrıların dikkate alınmamasından duyulan üzüntüyü dile getirmiş ve tüm tarafları Irak Anayasası çerçevesinde barışçıl diyaloğa davet etmiştir. 

Büyük Avrupa devletlerinin tutumu da benzer bir çizgide şekillenmiştir: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, referandumun Kürtlerin Irak anayasal çerçevesi içinde daha iyi temsil edilmesine hizmet etmesi temennisini dile getirmiş, sonrasında ise Irak'ın toprak bütünlüğünün vazgeçilmez olduğunu vurgulamıştır. Almanya, tek taraflı referanduma karşı uyarıda bulunmuş; Birleşik Krallık ise Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının prensipte tanındığını ancak bunun referandum yoluyla tek taraflı ilan edilmesini desteklemediğini belirtmiştir. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi'nin (EPRS) referandum sonrası hazırladığı brifing, AB, ABD, Rusya ve bölgenin İsrail dışındaki neredeyse tüm büyük aktörlerinin referandumu onaylamadığını ve mevcut Irak sınırları içinde müzakere çağrısı yaptığını teyit etmektedir. Bu geniş mutabakatın tek istisnası İsrail olmuş; Başbakan Benjamin Netanyahu, Kürt halkının kendi devletine kavuşma çabalarını destekleyen ilk devlet başkanı olmuştur. 

3. BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN TAVRI

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, referandum günü yaptığı açıklamada oylamanın istikrarsızlaştırıcı potansiyelinden duyduğu endişeyi dile getirmiş; Irak'ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı gösterildiğini belirterek, federal hükümet ile KBY arasındaki tüm sorunların yapılandırılmış diyalog ve yapıcı uzlaşı yoluyla çözülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu açıklama, uluslararası sistemin referanduma karşı gösterdiği neredeyse evrensel tepkinin en üst düzey kurumsal ifadesi olmuştur. 

4. SENTEZ: BATI'NIN 'KÜRT REALİZMİ' TESTİ

2017 referandumu karşısında Batı'nın sergilediği tutum, Kürt siyasi hareketi için kritik bir yapısal sonucu ortaya koymuştur: müttefiklik ile egemenlik desteği aynı şey değildir. ABD ve Avrupa, IŞİD'e karşı mücadelede Kürt güçlerini stratejik ortak olarak görmüş, ancak bu ortaklığı hiçbir noktada bağımsız bir devletin uluslararası sisteme kabulü yönünde bir siyasi taahhüde dönüştürmemiştir. Batılı aktörlerin bu tutumu, Katalonya ve İskoçya'daki bağımsızlık hareketlerinde de gözlemlenen daha genel bir örüntüyle örtüşmektedir: uluslararası sistem, kurulu devletlerin toprak bütünlüğü ilkesini, azınlık/ ulusal topluluklarının self-determinasyon talebine sistematik olarak önceliklendirmektedir. 

Bu noktada "Kürt Realizmi" tezi yeniden gündeme gelmektedir: tek taraflı ve zamanlaması büyük güçlerle koordine edilmemiş bir statü hamlesinin, ne kadar demokratik ve şeffaf yürütülürse yürütülsün (uluslararası gözlemciler oylama sürecinin şeffaflığını teyit etmiştir), büyük güçlerin toprak bütünlüğü önceliğiyle çarpışacağı öngörülebilir bir sonuçtur. 

Mevcut koşullar altında, KBY yönetiminin  süreci yanlış okuduğu gerekçesiyle referandumun stratejik bir başarısızlık olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Aksine bu adım, halkın meşru ve demokratik talepleri doğrultusunda hayata geçirilmiş, tarihsel süreç içerisinde son derece doğru ve zaman geçse de değerini kaybetmeyecek kritik bir hamledir. Şüphesiz bu durum eksiklerin olmadığı ya da eleştirilemeyeceği anlamına gelmez; nitekim Erbil, tüm bu tartışmaların ötesinde  Kürdistan halkının tarihsel ve siyasal ‘kıblesi’ olma konumunu sürdürmektedir.

5. DOKUZ YIL SONRA: 2026 İTİBARIYLA MİRAS

Referandumun dokuzuncu yıl dönümüne yaklaşırken yapılan güncel değerlendirmeler, uluslararası toplumun -bölgesel istikrarı ve Irak'ın toprak bütünlüğünü önceleyerek- KBY'yi büyük ölçüde kendi başına bıraktığı, Erbil'in ağır ekonomik ve siyasi izolasyonla baş başa kaldığı yönündeki tespiti doğrulamaktadır. Akademik literatürde son dönemde geliştirilen hibrit yönetişim çerçevesi de (Yoshioka, 2026), KBY’nin bu tecrübeden çıkardığı sonucun, Bugünkü mevcut koşullarda bağımsızlık temelli egemenlik iddiasını öne çıkarmak yerine; Irak anayasasında tescillenmiş Federal bir  yapılanma olarak Irak devleti içindeki  fiili özerkliğini ve varlığını sürdürmeye odaklandığını  göstermektedir. Bu referandum sonucunun KBY'yi bağımsızlık hedefinden tamamen vazgeçirmediğini, ancak stratejiyi tek taraflı hamleden kurumsal sabra kaydırdığını ortaya koymaktadır. 

SONUÇ

2017 referandumu ve ona yönelik Batı tepkisi, Kürt siyasi hareketi için üç temel sonucu içermektedir: 

 Birincisi, askeri/operasyonel müttefiklik düzeyi ile siyasi/diplomatik tanıma düzeyi arasında otomatik bir geçiş yoktur; bu ikisi ayrı ayrı inşa edilmesi gereken ilişkilerdir. 

 İkincisi, uluslararası sistemin toprak bütünlüğü ilkesine verdiği öncelik, self-determinasyon taleplerinin en demokratik ve şeffaf biçimde dile getirildiği durumlarda dahi değişmemektedir. 

 Üçüncüsü, büyük güçlerin zımni onayı veya en azından itirazsızlığı olmadan atılan tek taraflı statü adımları, kısa vadede güçlü bir toplumsal meşruiyet üretse de, orta vadede diplomatik ve askeri geri tepme riski taşımaktadır. 

Dokuz yıl sonra bu deneyim, Kürt siyasal hareketinin önündeki temel sorunun, sahadaki askeri ortaklıkları siyasi sermayeye dönüştürecek, zamanlaması büyük güç dengeleriyle uyumlu, kurumsal ve diplomatik bir bağımsızlık stratejisi geliştirmek olduğunu bir kez daha göstermektedir. 

 

KAYNAKÇA (Temel Kaynaklar)

 EEAS / AB Dış İlişkiler Servisi (2017): Statement on the proposed Kurdish referendum in Iraq (Irak'ta Önerilen Kürt Referandumuna İlişkin Açıklama), 8 Eylül 2017.

 EPRS / Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi (2017): Iraqi Kurdistan’s independence referendum (Irak Kürdistanı'nın Bağımsızlık Referandumu Bilgilendirme Notu), Ekim 2017.

 UN / Birleşmiş Milletler (2017): Secretary-General Expresses Concern about Potentially Destabilizing Effects of Referendum (Genel Sekreter'in Referandumun Olası İstikrarsızlaştırıcı Etkilerine İlişkin Açıklaması), 25 Eylül 2017.

 ABD Dışişleri Bakanlığı (2017): Iraqi Kurdistan Regional Government's Referendum (Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Referandumu - Rex Tillerson Basın Açıklaması), 29 Eylül 2017.

 Yoshioka, A. (2026): Hybrid Governance with Armed Non-State Actors in a Fragile State (Kırılgan Bir Devlette Silahlı Aktörlerle Hibrit Yönetişim), Springer.

 

 

 

 

 

 

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 308 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:32:29