ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasından geriye ne kaldı?

Geçtiğimiz ay ABD ile İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılmasını amaçlayan bir ateşkes anlaşmasına varmasının ardından, Başkan Donald Trump zafer ilan etmekte gecikmedi.

28 Temmuz 2026 - 15:26
28 Temmuz 2026 - 15:26
 0
ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasından geriye ne kaldı?

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu büyük anlaşma, tüm bölgeye barış ve güvenlik getirecek” ifadesini kullandı.

17 Haziran tarihli mutabakat zaptında ayrıntıları yer alan ilk anlaşma, İran’ın nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında ekonomik baskının hafifletilmesine yönelik müzakereler için 60 günlük bir süre öngörüyordu.

Ancak aradan geçen haftalar içinde anlaşmanın 14 maddesinin neredeyse tamamı ihlal edilirken, Başkan Trump da anlaşmanın ‘sona erdiğini’ açıkladı.

Birinci madde

“ABD, İran ve mevcut savaşta yer alan müttefikleri, bu mutabakat zaptını imzalayarak Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulduğunu ilan eder. Taraflar, bundan böyle birbirlerine karşı savaş başlatmamayı, herhangi bir askeri operasyon düzenlememeyi, güç kullanma tehdidinde bulunmamayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt eder. Nihai anlaşma, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesini ve bu maddede yer alan diğer tüm hükümleri teyit edecektir.”

Buna karşın çatışmalar birçok cephede sürüyor. İran, perşembe günü ABD’nin sunduğu yeni ateşkes önerisini reddederken, ABD bu ay boyunca İran’a yönelik 13 gün aralıksız hava saldırıları düzenledi.

Lübnan’da ise ateşkes, İsrail’in askeri ilerleyişini sınırlandırmasına rağmen ülke topraklarından çekilmesini zorunlu kılmadı. İsrail, ‘Hizbullah’a ait hedefler’ olarak nitelendirdiği noktalara yönelik saldırılarını sürdürürken, Hizbullah da Güney Lübnan’ın geniş kesimlerinde İsrail güçlerine saldırılar düzenleyerek karşılık verdi.

İkinci madde

“ABD ile İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, karşı tarafın iç işlerine müdahaleden kaçınmayı taahhüt eder.”

Ancak İran, ABD saldırılarına karşılık olarak Ortadoğu’da Amerikan askerlerinin konuşlu bulunduğu ülkeleri hedef aldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana düzenlenen saldırılarda 18 ABD askeri hayatını kaybetti. Ayrıca son dönemde bazı İranlı yetkililer, Başkan Donald Trump’a suikast çağrısında bulundu.

Üçüncü madde

“ABD ile İran, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde müzakereleri tamamlayarak nihai anlaşmaya varmayı taahhüt eder.”

Ancak geçen süre dikkate alındığında bu hedefe ulaşılması giderek daha düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Altmış günlük sürenin dolmasına yalnızca üç hafta kalmasına rağmen, taraflar arasında kapsamlı müzakerelerin başladığına dair herhangi bir işaret bulunmuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu hafta yaptığı açıklamada, “Şu anda karşı karşıya olduğumuz sorun, onların görüşmeler konusunda ciddi olmamaları. Eğer ciddilerse biz de ciddiyiz. Ancak değillerse, hem kendi çıkarlarımızı hem de müttefiklerimizin çıkarlarını korumak için gerekeni yapacağız” dedi.

Dördüncü madde

“ABD, bu mutabakat zaptının imzalanmasıyla birlikte İran’a uyguladığı deniz ablukasını kaldırmaya ve ülkeye yönelik tüm engel ve kısıtlamalara son vermeye başlayacak; deniz ablukasını ise 30 gün içinde tamamen kaldıracak. Bu süre zarfında İran da gemi trafiğini savaş öncesindeki seviyelere uygun şekilde yeniden sağlayacak. Ayrıca ABD, nihai anlaşmanın imzalanmasından itibaren 30 gün içinde İran çevresindeki askeri güçlerini çekmeyi taahhüt eder.”

Ancak ABD, 13 Temmuz’da deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koydu. Trump yönetimi, bu kararın bir hafta önce Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğal gaz taşıyan ticari gemilere yönelik düzenlenen İran kaynaklı saldırılara karşılık alındığını açıkladı.

Tahran ise söz konusu saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi. İran yönetimi, buna karşılık ABD’yi askeri saldırılar düzenleyerek ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koyarak ateşkesi ihlal etmekle suçladı.

Beşinci madde

“İran, bu mutabakat zaptının imzalanmasının hemen ardından azami çabayı göstererek, Arap Körfezi ile Umman Denizi arasında ticari gemilerin 60 gün süreyle ve herhangi bir ücret alınmaksızın güvenli geçişini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapacaktır. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, İran’ın teknik ve askeri engeller ile deniz mayınlarını temizlemesi dikkate alınarak en geç 30 gün içinde tamamen eski haline dönecektir. İran ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetlerinin belirlenmesi amacıyla Umman ile Arap Körfezi’ne kıyısı bulunan diğer ülkelerle istişare içinde ve uluslararası hukuk ile kıyı devletlerinin Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik haklarına uygun şekilde diyalog yürütecektir.”

Ancak çatışmalar nedeniyle ticari deniz taşımacılığının büyük bölümü Hürmüz Boğazı’nı kullanmaktan kaçınmaya başladı. Gemi trafiği takip şirketi Kpler’in son verilerine göre, perşembe günü boğazdan yalnızca altı gemi geçti. Bu rakam son haftaların en düşük seviyesi olurken, çatışmalar başlamadan önce Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 130 ticari gemi geçiyordu.

Altıncı madde

“ABD, bölgesel ortaklarıyla iş birliği içinde, İran’ın yeniden imarı ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolar tutarında, karşılıklı mutabakata dayalı nihai bir plan hazırlamayı taahhüt eder. Bu planın uygulanma mekanizması, 60 gün içinde nihai anlaşma kapsamında tamamlanacaktır. ABD ayrıca, ilgili mali işlemlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm lisans, muafiyet ve izinleri sağlayacaktır.”

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise yeniden imar finansmanının, İran’ın ‘nükleer programına son vermesi, zenginleştirilmiş uranyum stokunu ortadan kaldırması ve denetim ile yaptırım mekanizmalarına fiilen açık bir sisteme geçmesi’ halinde bölgesel yatırımcılardan sağlanabileceğini söyledi.

Başka bir ifadeyle, İran’ın nükleer programına ilişkin en karmaşık dosya çözüme kavuşturulmadan yeniden imar sürecinin ivme kazanması beklenmiyor.

Yedinci madde

“ABD, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile ABD’nin birincil ve ikincil yaptırımları da dahil olmak üzere İran’a yönelik tüm yaptırımları, nihai anlaşmada üzerinde uzlaşılacak takvim doğrultusunda kaldırmayı taahhüt eder. İran ile ABD, söz konusu yaptırımların kaldırılmasının taşıdığı büyük önemi kabul etmekte ve bu konuda karşılıklı bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakerelerde bu meseleleri derhal ele alma iradelerini beyan etmektedir.”

Mutabakat zaptının imzalanmasından birkaç gün sonra ABD, barış görüşmeleri süresince İran’ın iki ay boyunca petrol üretmesine, satmasına ve teslim etmesine izin veren genel bir lisans yayımladı. Ancak Hürmüz Boğazı’nda üç ticari geminin saldırıya uğramasının ardından Washington, 7 Temmuz’da İran’a yönelik ekonomik yaptırımları yeniden yürürlüğe koydu.

Sekizinci madde

“İran, nükleer silah edinme veya geliştirme arayışında olmayacağı yönündeki taahhüdünü bir kez daha teyit etmektedir. ABD ile İran, zenginleştirilmiş nükleer madde stokunun durumunu, karşılıklı mutabakatla belirlenecek bir mekanizma çerçevesinde ve yedinci maddede belirtilen takvime uygun şekilde ele alma konusunda anlaşmıştır. Bu kapsamda asgari adım olarak, UAEA’nın denetimi altında İran’daki uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi öngörülmektedir. Taraflar ayrıca, İran’ın nükleer ihtiyaçlarıyla bağlantılı olmak üzere uranyum zenginleştirme konusu ve karşılıklı mutabakata varılacak diğer meseleleri, nihai anlaşmada belirlenecek hukuki çerçeve temelinde müzakere etmeyi kabul etmiştir. Nihai anlaşma bu maddede yer alan hükümleri teyit edecektir. ABD ile İran, söz konusu nükleer meselelerin taşıdığı büyük önemi kabul etmekte ve bu konuları karşılıklı bir uzlaşıya varmak amacıyla müzakerelerde derhâl ele alma iradesini ortaya koymaktadır.”

Ancak ateşkesin çökmesinin ardından nükleer müzakerelerde herhangi bir ilerleme sağlanamadı. İran’ın nükleer programını sınırlandırmayı amaçlayan 2015 tarihli uluslararası anlaşmanın müzakere edilmesi yıllar sürmüş, süreç aylar içinde tamamlanamamıştı.

Dokuzuncu madde

“ABD ile İran, nihai anlaşmaya varılıncaya kadar mevcut durumun korunması konusunda mutabık kalmıştır. İran nükleer programındaki mevcut durumu muhafaza ederken, ABD yeni yaptırımlar uygulamaktan veya bölgeye ilave asker konuşlandırmaktan kaçınacaktır.”

Ancak 60 günlük sürenin sona ereceği 16 Ağustos tarihine kadar bir anlaşmaya varılması pek olası görünmüyor.

Trump, Irak’taki Amerikan güçlerinin 30 Eylül’e kadar çekilmesi de dahil olmak üzere Ortadoğu’daki bazı ABD birliklerinin azaltılmasını onaylamasına rağmen, aynı zamanda bölgeye daha fazla savaş uçağı gönderiyor.

Onuncu madde

“ABD, bu mutabakat zaptının imzalanmasından yaptırımların tamamen kaldırılmasına kadar geçen süre içinde, Hazine Bakanlığı aracılığıyla İran’ın ham petrolü, petrol ürünleri ve türev ürünlerini ihraç etmesine ve bunlarla bağlantılı bankacılık işlemleri, sigorta, nakliye ve diğer hizmetlerin yürütülmesine izin verecek muafiyetler yayımlamayı taahhüt eder.”

Ancak Trump yönetiminin İran’ı Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere saldırmakla suçlamasının ardından, yaptırım muafiyetleri 7 Temmuz’da kaldırıldı.

On birinci madde

“ABD, bu mutabakat zaptının uygulanmasının hemen ardından İran’a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fonların ve varlıkların tamamen kullanılabilir hale getirilmesini taahhüt eder. ABD ile İran, müzakereler sırasında söz konusu fonların serbest bırakılmasına ilişkin usulleri karşılıklı olarak belirleyecektir. Bu varlıklar, mevcut hesaplarında tutulmaya devam etse veya başka hesaplara aktarılsa dahi, İran Merkez Bankası tarafından belirlenecek nihai yararlanıcılara yapılacak ödemelerde tamamen kullanılabilir olacaktır. ABD, bu doğrultuda gerekli tüm lisans ve izinleri vermeyi taahhüt eder.”

Trump, başlangıçta, şu anda yurt dışındaki finans kuruluşlarında bulunan 100 milyar dolardan fazla İran varlığının yaklaşık 24 milyar dolarlık bölümünün serbest bırakılmasını kabul etmişti.

Geçici mutabakatın imzalanmasından sonraki hafta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington’ın bu varlıkların nasıl harcanacağını denetleyeceğini belirterek, ‘çok büyük bir bölümünün Amerikan gıda ürünleri ve ilaçlarının satın alınmasına ayrılacağını’ söyledi.

İran ise ABD’nin bu fonların nasıl kullanılacağını belirlemesine izin vereceğini reddetti. İranlı yetkililer, dondurulmuş varlıkların, halen durma noktasında görünen İran’ın nükleer programına ilişkin müzakereler kapsamında Washington tarafından serbest bırakılmasını beklediklerini ifade etti.

On ikinci madde

“ABD ile İran, bu mutabakat zaptının uygulanmasındaki başarının izlenmesi ve gelecekte nihai anlaşmaya uyulmasının güvence altına alınması amacıyla bir uygulama takip mekanizması oluşturma konusunda mutabık kalmıştır.”

Uzmanlar, söz konusu mekanizmanın hiçbir zaman kurulmadığını belirterek, bunun anlaşmanın imzalanmasının ardından başlaması planlanan teknik müzakerelerde ele alınması gerektiğini, ancak bu görüşmelerin henüz başlamadığını ifade etti.

Bu süreçte Pakistan ve Katar’dan arabulucular, tarafları anlaşma şartlarına yeniden bağlı kalmaya ikna etmek amacıyla yoğun çaba yürüttü. Bu kapsamda diğer ülkelerin de devreye sokularak tarafların karşılıklı gerilimi azaltmaları için ikna edilmesi hedeflendi. Söz konusu girişimler hâlen devam etse de şu ana kadar kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

On üçüncü madde

“Bu mutabakat zaptının imzalanmasının ardından ve birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci maddelerin uygulanmaya başlaması ve bu tedbirlerin yürürlükte kalması şartıyla, ABD ile İran nihai anlaşmaya ilişkin müzakerelere başlayacak; bu görüşmeler yalnızca diğer maddelerle sınırlı olacaktır.”

Birinci madde, ateşkesin yürürlüğe girmesini ele alıyordu. Dördüncü madde deniz ablukasının kaldırılmasını öngörürken, beşinci madde Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin güvence altına alınmasını içeriyordu. Onuncu madde, İran’ın ABD ekonomik yaptırımlarından muaf tutulmasını öngörürken, on birinci madde İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını şart koşuyordu.

Bu başlıklardan her biri çözüme kavuşturulmadığı sürece, nükleer müzakerelerin askıda kalmaya devam etmesi bekleniyor.

On dördüncü madde

“Nihai anlaşma, BM Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılacak bağlayıcı bir karar yoluyla kabul edilecektir.”

Uzmanlar ve analistlere göre, İran’ın nükleer programına 2015 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin arabuluculuğunda imzalanan anlaşmadan daha kapsamlı kısıtlamalar getirecek yeni bir anlaşmaya varılması hâlâ düşük bir ihtimal olarak görülüyor.

Böyle bir anlaşmaya ulaşılması durumunda, BM Güvenlik Konseyi’nin anlaşmanın onaylanmasında rol oynaması bekleniyor.

Ancak Trump’ın İran ile müzakere edeceği herhangi bir nihai anlaşmada ABD Kongresi’nin de söz hakkı bulunacak. Tahran ile yürütülen uluslararası müzakerelerin sona yaklaşmasıyla eş zamanlı olarak 2015 yılında iki partinin desteğiyle kabul edilen bir yasa, Kongre’ye ABD’nin İran’la yaptığı nükleer anlaşmaları düzenli olarak inceleme yetkisi vermişti.

 

Bu haber toplam 358 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:27:04