Bayram Bozyel: SDG-Şam Anlaşması; Her Şey Yeni Başlıyor
SDG ile Şam arasında varılan anlaşma Kürtler bakımından ne yenilgi ne de tam bir zafer anlamına gelir. Söz konusu anlaşma Kürtler için bir soluklanma ve toparlanmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Şam Yönetimi’ne bağlı ordu ve silahlı grupların 6 Ocak’ta Halep’teki Kürtlere karşı katliam girişimi ile başlayan, Haseke, Kamışlo ve Kobani’nin içinde bulunduğu Rojava Kürdistanı’nın kuşatması ile devam eden saldırısı ardından SDG ile Şam’ın anlaşmaya vardığı bildirildi.
Şam’ın SDG ile anlaşmaya varmasında Kürt kamuoyunun küresel ölçekli birleşik isyanı ile Güney Kürdistan siyasi aktörleri, özel olarak Mesud Barzani ile Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çok yönlü diplomatik girişimleri belirleyici oldu. Hem Kürt kamuoyunun yoğun tepkisi hem de Güney Kürdistan’ın geliştirdiği diplomasi atağı dünyanın belli başlı başkentlerinde ve dünya kamuoyunun vicdanında ses getirdi.
SDG ile Şam Yönetimi’nin üzerinde uzlaştığı anlaşmaya göre;
İlk planda taraflar arasında ateşkes ilan ediliyor, iki tarafın askeri güçleri temas hatlarından geri çekiliyor. İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri Haseke ve Kamışlo merkezlerine konuşlandırılarak yerel güvenlik birimleri merkeze entegre ediliyor.
Şimdiye dek en önemli uyuşmazlık konusu olan SDG’nin merkezi orduya katılması konusu; Suriye Demokratik Güçleri’nden üç tugayı içeren bir tümenin oluşması ve Kobani güçlerinden bir tugayın Halep vilayetine bağlı tümene entegre edilmesi şeklinde çözüme bağlanmış görünüyor. Kürtlerin, silahlı varlığını bu tarzda (tugay/tümen düzeyinde) koruması anlaşmanın en önemli maddeleri olarak görülüyor.
Varılan anlaşmaya göre Haseke valiliğine ve Savunma Bakanı Yardımcılığına SDG’nin önereceği kişiler atanacak. Ayrıca yerlerinden edilenlerin bölgelerine dönüşleri sağlanacak.
Anlaşmada Kürtçe eğitimle ilgili belirleme ise muğlak, Kürtçenin eğitim dili olarak mı devam edeceği yoksa seçmeli ders şeklinde mi okutulacağı net değil.
Mevcut anlaşmanın genel çerçevesi kadar, hayata nasıl geçirileceği, her bir maddenin içeriğinin nasıl doldurulacağı da elbette o kadar önemli. Uygulama aşamasını hep birlikte izleyip göreceğiz.
Öte yandan SDG ile Şam arasında varılan anlaşma 10 Mart 2025 Anlaşmasından geri, Geçici Şam Yönetimi lideri Şara’nın 16 Ocak 2026 tarihli kararnamesinden ileridir.
SDG ile Şam arasında varılan anlaşma 10 Mart 2025 Anlaşması’ndan geridir, çünkü bir yıl öncesine göre SDG’nin eli oldukça zayıfladı. Geçici Şam yönetimi lideri Şara’nın 16 Ocak tarihli kararnamesinden ileridir, çünkü son iki hafta içinde Kürtler lehine değişen siyasi atmosfer Şam yönetiminin saldırganlığını bir ölçüde gemledi.
SDG ile Şam arasında varılan anlaşma Kürtler bakımından ne yenilgi ne de tam bir zafer anlamına gelir. Söz konusu anlaşma Kürtler için bir soluklanma ve toparlanmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
Rojava Kürdistanı’nda ENKS dahil bütün siyasi partilerin mevcut anlaşmayı gelecek için önemli bir adım olarak değerlendirmeleri de ayrıca altı çizilmesi gereken bir noktadır.
Öte yandan söz konusu anlaşma geçici bir güç dengesi üzerine inşa edildiği oranda kırılgan ve sürdürülebilir olmaktan uzaktır. Üstelik muhatabınız cihadist, fırsatçı ve omurgasız HTŞ gibi bir yapı olunca, ona güvenmek için hiçbir neden yoktur. Şam Geçici Yönetimi’nin imzaladığı anlaşma anayasal güvenceden de uzaktır, çünkü henüz ortada bir anayasa yoktur.
Özetle mevcut Şam yönetiminin geleceği belirsiz olduğu gibi, imzalanan anlaşmanın geleceği de tartışmaya açık bir konudur.
Kürtlerin önündeki dört temel görev
Batı Kürdistan’daki halkımız mevcut anlaşmayı fırsat olarak görerek özgür, güvenlikli ve anayasal güvencelere dayanan federe bir statü elde etmek için geleceğe odaklanmalıdır.
Bu çerçevede;
Birincisi; Suriye’deKürtlerin geleceği en başta gerçekçi ve kapsayıcı ulusal bir strateji etrafında ulusal birlik halinde hareket etmelerine bağlıdır. Bu amaçla 26 Nisan Kamışlo Konferansı’nda oluşan Ortak Kürt Heyeti acil olarak aktifleştirilmelidir. Eşzamanlı olarak Rojava Kürdistan’ındaki bütün kurum ve kazanımlara ulusal kimlik kazandırılmalıdır. Konjonktürel ve yapay isimlendirmeler terkedilmeli, Kürtlerin yaşadığı coğrafya gerçek adıyla, Kürdistan olarak tanımlanmalıdır.
Rojava Kürdistanı coğrafi bütünlüğünün sağlanması, Efrin ve Serêkanîyê gibi işgal altındaki yerlerde Kürt otoritesinin kurulması için bir yol haritası oluşturulmalıdır.
İkincisi; Rojava Kürdistanı Ortak Heyeti, Güney Kürdistan Bölge Yönetimi ile açık ve resmi bir işbirliği ve stratejik ortaklık kurmalıdır.
Üçüncüsü; Rojava Kürdistan siyasi liderliği, cihadist güçlerin hedefinde olan Suriye’deki Alevi, Dürzi, Hıristiyan, demokrat ve seküler bütün muhalif kesimlerle demokratik ve çoğulcu bir anayasa yapmak amacıyla harekete geçmelidir. Bundan sonra hem Kürtlerin geleceği hem de Suriye’de barış ve istikrarın inşası çoğulcu ve demokratik bir anayasa yapımına bağlıdır.
Dördüncüsü; Daha da önemlisi bölgesel ve küresel bütün merkezlerle yoğun bir diplomasi trafiği kurulmalı. Kürt halkının özgürlüğünün bölgede ve dünyada barış ve istikrarın vazgeçilmez unsuru olduğu bütün güç merkezlerinde yoğun bir şekilde işlenmelidir.
Denilebilir ki Suriye’deki Kürt halkı için her şey daha yeni başlıyor.
Bu tarihi dönemeçte açıkça ilan ediyoruz; Rojava’daki halkımız birlik halinde hareket ettiği sürece, atıkları her adımda koşulsuz yanlarında olacağız.
Bayram Bozyel-Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) Genel Başkanı
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:39:25




































































































































































































