Zorunlu Entegrasyondan Anayasal Tanınmaya: Rojava Kürt Siyasi Hareketinin Hukuki Zemin Arayışı

Giriş
“Sınırları Çizilmiş Özerklikten Sınırların Silinmesine: Korsikadan Rojava'ya” başlıklı önceki çalışma, Korsika ve Rojava özerklik modellerini karşılaştırarak, birincisinin anayasal tanınmaya, ikincisinin ise askeri dengeye dayandığı ve bu farkın, denge bozulduğunda Rojava yapısının neden hızla çözüldüğünü açıkladığı tezini ileri sürmüştü. O çalışma, şu açık soruyla sona eriyordu:Kürt siyasi hareketi, zorunlu entegrasyon sonrasında hak arayışını Korsika modelinin sunduğu türden kurumsal ve hukuki bir zemine taşıyabilecek midir? Bu makale, aradan geçen aylarda somutlaşan verilerle bu soruyu doğrudan ele almaktadır.
Amaç, iyimser ya da kötümser bir kehanette bulunmak değil, mevcut hukuki araçların (10 Mart Anlaşması, Ocak 2026 kararnamesi, geçici anayasa ve kalıcı anayasa süreci) her birinin hangi düzeyde bağlayıcılık taşıdığını, Korsika'nın Anayasa Md. 72-5 modeliyle karşılaştırarak ortaya koymaktır. Sorulan soru şudur: Kürtlerin bugüne kadar elde ettikleri kazanımlar, bir anayasal güvenceye mi, yoksa siyasi iradeye bağlı, geri alınabilir düzenlemelere mi dayanmaktadır?
1. Kazanımların Hukuki Hiyerarşisi: Protokolden Kararnameye
Kürt siyasi hareketinin Şam yönetimiyle ilişkisinde bugüne kadar üç farklı düzeyde belge ortaya çıkmıştır ve bu belgelerin hukuki bağlayıcılık dereceleri birbirinden oldukça farklıdır.
Birincisi, 10 Mart 2025'te Mazlum Abdi ile Ahmed eş-Şara arasında imzalanan sekiz maddelik mutabakattır. Bu belge, tüm Suriyelilerin dini veya etnik kökenden bağımsız olarak siyasi haklarının güvence altına alınmasını, Kürt toplumunun vatandaşlık ve anayasal haklara sahip olmasını, Kuzey ve Doğu Suriye'deki sivil ve askeri kurumların Suriye devletine entegrasyonunu öngörmekteydi. Ne var ki bu belge hukuki niteliği bakımından bir anayasa değişikliği ya da yasa değil, taraflar arasında imzalanmış bir protokol niteliğindedir; maddelerin hayata geçirilmesi için öngörülen yıl sonu (31 Aralık 2025) takvimine rağmen, dokuz aylık süre boyunca maddelerin hiçbiri fiilen uygulanmamıştır. Mazlum Abdi'nin bizzat bu anlaşmanın uygulanmasındaki yetersizliği kendi siyasi hayatının en büyük hatası olarak nitelendirmesi, belgenin bağlayıcılığının siyasi irade dışında hiçbir güvenceye dayanmadığının itirafı niteliğindedir.
İkincisi, Aralık 2025-Ocak 2026 askeri kuşatmasının ardından 29-30 Ocak 2026'da imzalanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşmasıdır. Bu belge, 10 Mart Anlaşması'nın uygulanmayan yönlerini, artık bir müzakere değil bir mağlubiyet sonrası dayatma olarak yeniden düzenlemiştir: SDG birimlerinin Suriye ordusu bünyesinde tugaylara dönüştürülmesi, Haseke ve kamışlı’nın kontrolünün İçişleri Bakanlığı'na bağlı polis güçlerine devri gibi maddeler, önceki çalışmada da belirtildiği gibi, bir hukuk metninin değil bir askeri yenilginin ürünüdür.
Üçüncüsü, 16 Ocak 2026'da yayınlanan 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'dir. Bu kararname, Kürtlerin Suriye halkının “temel ve asli bir parçası” olduğunu tanımakta, Kürtçeyi ulusal dil statüsüne kavuşturarak eğitimde kullanımının önünü açmakta, Nevruz'u resmi tatil ilan etmekte ve uzun süredir vatandaşlıktan yoksun bırakılmış Kürtlere yurttaşlık hakkı tanımaktadır.
Bu, Suriye'nin 1946'daki bağımsızlığından bu yana Kürt kültürel ve dilsel haklarının en geniş çerçevede kabul edildiği belgedir. Ancak burada kritik bir hukuki ayrım vardır: Bir kararname, yürütme organının tek taraflı iradesiyle çıkarılan ve yine tek taraflı iradeyle geri alınabilen bir düzenlemedir; anayasal bir madde değildir, yargısal denetime (Korsika'daki Anayasa Konseyi ya da Danıştay türünden) tabi değildir ve gelecekteki bir cumhurbaşkanının ya da yönetimin kararıyla değiştirilebilir.
Bu üç belgenin ortak paydası, hiçbirinin Korsika'nın Anayasa Md. 72-5'i gibi anayasal metne işlenmiş, bağımsız yargı organlarınca denetlenen bir güvence düzeyine ulaşmamış olmasıdır. Kürtlerin bugüne kadarki kazanımları, siyasi protokol, dayatılmış entegrasyon anlaşması ve yürütme kararnamesi düzeyinde kalmaktadır.
2. Anayasal Sürecin Yapısal Sınırı: Eşit Vatandaşlık mı, Asimetrik Tanınma mı?
13 Mart 2025'te imzalanan Geçici Anayasa Bildirisi'nin hazırlanış süreci, Kürt siyasi hareketinin önündeki asıl yapısal engeli göstermektedir. Anayasa Hazırlama Komisyonu Başkanı Abdulhamid el-Avak'ın kendi ifadesiyle, komisyon “kota sistemine dönmek veya herhangi bir bileşene özel muamele tahsis etmek” istememiş, bunun yerine tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu soyut bir vatandaşlık ilkesini tercih etmiştir. Bu, doğrudan Korsika modelinin mantığının tersidir: Fransız anayasal sisteminde Korsika'ya tanınan özel statü (Md. 72-5), tam olarak “bir bileşene özel muamele” niteliğindedir ve Fransız cumhuriyetçi “bölünmezlik” ilkesinin bilinçli bir istisnası olarak kurulmuştur. Suriye’nin geçici anayasası ise, tam tersine, bu tür asimetrik/grup temelli tanımayı önceden ve ilke düzeyinde dışlamaktadır.
Nitekim ENKS gibi Kürt siyasi çevreleri, geçici anayasa bildirisini “Suriye'nin çok uluslu yapısını yok sayan” bir belge olarak eleştirmiş; Kürt varlığının ulusal ve siyasi bir kimlik olarak değil, yalnızca bireysel vatandaşlık çerçevesinde tanındığını vurgulamıştır. Bu eleştiri, meselenin özünü yakalamaktadır: bireysel eşitlik ilkesi ile grup temelli anayasal tanınma, birbirinin yerine geçemeyen iki farklı hukuki mimaridir. Korsika'nın Md. 72-5'i, adanın kendine özgü kimliğini anayasal düzeyde tanıyarak ona bu çerçevede sınırlı ama güvenceli bir yetki alanı tahsis etmektedir; Suriye'nin geçici anayasası ise, tanımı gereği, hiçbir bileşene bu türden bir asimetrik statü tahsis etmemektedir.
10 Mart Anlaşması'nın Kürt haklarına ilişkin maddelerinin geçici anayasaya neden girmediği sorusuna Mazlum Abdi'nin verdiği yanıt da bu yapısal sınırı doğrulamaktadır: geçici anayasanın 10 Mart Anlaşması'ndan önce hazırlandığı, dolayısıyla üzerinde mutabık kalınan maddelerin metne dahil edilemediği aktarılmıştır. Ağustos 2026 itibarıyla Abdi, gelecekte kalıcı bir anayasa hazırlanması halinde imzalanan maddelerin bu metne girmesi gerektiğine dair bir söz alındığını belirtmiştir — ancak bu, hukuki bir mekanizma değil, siyasi bir vaattir; güvencesi ise Abdi'nin kendi ifadesiyle “Kürt siyasi güçlerinin ve Kürt halkının birliği”dir, yani yine bir kurumsal/hukuki denetim değil, siyasi kaldıraçtır.
3. Kurumsal Denetim Eksikliği: Korsika'da Mahkeme, Suriye'de Siyasi İrade
Korsika modelinin dayanıklılığının asıl kaynağı, önceki çalışmalarda vurgulandığı gibi, Anayasa Konseyi ve Danıştay'ın organik yasa değişikliklerini ve yürütme kararlarını denetleme yetkisidir. Bu, Fransız siyasi çoğunlukları değişse bile Korsika'nın statüsünün tek taraflı olarak geri alınamayacağı anlamına gelir. Suriye’de ise geçici anayasa kalıcı bir anayasa kabul edilene ve seçimler yapılana kadar beş yıllık bir geçiş dönemi öngörmekte, bu süre boyunca yasama yetkisi büyük ölçüde Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir Halk Meclisi'nde toplanmaktadır. Temmuz 2026’da 210 üyeye tamamlanan bu meclise cumhurbaşkanının atadığı 70 üye dahildir; SDG bağlantılı hiçbir isim yer almamış, Kürt kökenli milletvekili sayısı 11'de kalmıştır.
Bu tablo, Kürt siyasi hareketinin hak arayışını taşıyabileceği bağımsız bir anayasal denetim organının henüz mevcut olmadığını göstermektedir. Kararname 13'ün gelecekte bir başka kararnameyle değiştirilmesini önleyecek, ya da kalıcı anayasa taslağına Kürt haklarına ilişkin maddelerin girmesini güvence altına alacak bağımsız bir yargı mercii yoktur. Bu bağlamda, Korsika'daki “kurumsal/hukuki güvence” ile Rojava-sonrası Suriye'deki “siyasi irade ve söze güven” arasındaki fark, yapısal ve kurumsal bir farktır — sadece siyasi taraflar arasındaki güven eksikliğinden ibaret değildir.
4. Kürt Hareketinin Elindeki Kaldıraçlar
Bu olumsuz tabloya rağmen, Kürt siyasi hareketinin elinde bazı kaldıraçlar kalmaya devam etmektedir. Birincisi, nüfus ve bölgesel ağırlıktır: Haseke, Kamışlı, Kobani gibi bölgelerdeki demografik yoğunluk, Şam yönetiminin bu bölgeleri istikrarlı biçimde yönetebilmesi için Kürt siyasi aktörlerinin en azından kısmi rızasına ihtiyaç duymasını sürdürmektedir. İkincisi, uluslararası gözlem ve garantörlük mekanizmasıdır: 10 Mart Anlaşması'nın uzatılması sürecinde ABD'nin resmi garantör sıfatıyla role dahil olması, IŞİD'e Karşı Uluslararası Koalisyon temsilcilerinin ve ABD'li yetkililerin sürece dahil olması, Kürt tarafına belirli bir uluslararası görünürlük ve müzakere kaldıracı sağlamaktadır — ancak bu kaldıraç, önceki çalışmada da belirtildiği gibi, dış aktörlerin önceliklerine bağlı olduğu için Korsika'daki anayasal güvence kadar istikrarlı değildir.
Üçüncü kaldıraç, doğrudan Mazlum Abdi'nin vurguladığı husustur: anadilde eğitim meselesinde geri adım atmama kararlılığı. Abdi, yaklaşık on beş yıldır Rojava'da sürdürülen Kürtçe eğitimin yalnızca seçmeli ders düzeyine indirilmesini kabul etmeyeceklerini açıkça belirtmiştir. Bu, sahada fiilen var olan bir kurumsal kapasitenin (eğitim sistemi, müfredat, öğretmen kadrosu) müzakere masasında somut bir referans noktası olarak kullanılması anlamına gelir — yani paradiplomasi döneminde inşa edilen fiili kapasitenin, siyasi çözülmeden sonra bile tamamen değersizleşmediğini göstermektedir. Dördüncü ve en kırılgan kaldıraç ise, Abdi'nin kendisinin de vurguladığı, Kürt siyasi güçlerinin birliğidir; ancak ENKS ile PYD/SDG çizgisi arasındaki tarihsel ayrışma göz önüne alındığında, bu birliğin ne ölçüde sürdürülebilir olduğu belirsizliğini korumaktadır.
Sonuç: Üç Olası Senaryo
Mevcut veriler ışığında üç senaryo öngörülebilir: Birinci veenolasıen olası senaryo, kültürel/dilsel hakların (Kararname 13'ün kapsamı) zamanla fiili bir kalıcılık kazanması, ancak siyasi/ulusal tanınmanın (asimetrik anayasal statü, Korsika tipi özerklik) kalıcı anayasaya girmemesidir — yani Suriye, Kürtleri “eşit bireysel vatandaşlar” olarak içerirken, “ayrı bir siyasi-anayasal özne” olarak tanımaktan kaçınmaya devam edecektir. İkincisenaryo, kalıcı anayasa yazım sürecinde Kürt temsilcilerinin (Bahia Mardini örneğinde olduğu gibi mevcut komisyonlarda zaten yer aldıkları göz önüne alındığında) bazı münferit maddeleri metne dahil ettirmeyi başarması, ancak bunun Korsika'daki gibi ayrı bir anayasal bölüm veya organik yasa değil, dağınık ve genel ilkeler düzeyinde kalmasıdır. Üçüncü ve en zayıf ihtimalli senaryo, bölgesel dengelerin (ABD-Suriye-Türkiye ilişkileri) yeniden değişmesiyle Kürt tarafının müzakere kaldıracını yeniden güçlendirmesi ve buna bağlı olarak kalıcı anayasada kültürel hakların ötesine geçen bir tanınma elde etmesidir; ancak bu senaryo, önceki çalışmada tespit edilen yapısal kırılganlığın (dış aktör desteğine bağımlılık) bir kez daha tekrarlanması riskini taşımaktadır.
Sonuç olarak, Kürt siyasi hareketinin hak arayışını Korsika modelinin sunduğu türden kurumsal ve hukuki bir zemine taşıması, bugünkü veriler ışığında yapısal olarak zorludur — bunun nedeni yalnızca siyasi irade eksikliği değil, Suriye'nin geçici anayasasının temelini oluşturan “asimetrik tanımayı dışlayan eşit vatandaşlık” ilkesinin, Korsika tipi bir çözümün önkoşulu olan grup temelli anayasal tanımayla yapısal olarak bağdaşmamasıdır. Kürt hareketinin önündeki gerçekçi yol, büyük ihtimalle ne tam bir Korsika modeli ne de tam bir tanımama olacak; kültürel/dilsel hakların kararname düzeyinde genişlemesi ile siyasi/anayasal tanınmanın sınırlı kalması arasında, istikrarsız bir ara bölgede seyretmeye devam edecektir.
Devam edecek
3.BÖLÜM: Fesih Zinciri: PKK'dan SDG'ye, Bireysel İkameden Kolektif Tanınmaya Uzanan Boşluk
Kaynakça / Dipnotlar
1. Önceki iki makale: “Sınırları Çizilmiş Özerklik: Korsika Sorunu, FLNC ve Cumhuriyet Modelinin Krizi” ve “Sınırları Çizilmiş Özerklikten Sınırların Silinmesine: Korsikadan Rojava'ya”.
2. 10 Mart 2025 Anlaşması ve uygulanma süreci için bkz. bianet, Anadolu Ajansı ve İlke TV'nin konuya ilişkin haber ve analizleri; Vikipedi, “Suriye-SDG çatışması (2025-2026)”.
3. Euronews Türkçe ve Fokus+, Ocak 2026'daki Kürt kültürel/dilsel hakları kararnamesine (2026 Yılı 13. Kararname) ilişkin haberler, 17 Ocak 2026.
4. Geçici anayasa süreci ve Kürt eleştirileri için bkz. Rudaw, Hürriyet ve SDE'nin 13 Mart 2025 tarihli haberleri; Nerina Azad, Ahmed El-Kurbi röportajı, 15 Mart 2025.
5. SANA Türkçe, “Suriye'de Yeni Halk Meclisi Tamamlandı”, 3 Temmuz 2026.
6. Mazlum Abdi'nin Ağustos 2026 açıklamaları için bkz. Medyascope ve Artı Sirt.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 18:02:47































































































































































































