Barış Arayışının Hazin Hikayesi ve Çerçeve Yasasının Buruk Gündemi!

Abdullah Öcalan, geçmişte hapishane yıllarına uzanan o dönemde, "Kürt davasını Mahir Çayan'ın yoldaşlarına emanet ediyorum" demişti. Gerçi nispi de olsa kalemini Kürt halkının hakkı için oynatan bir kısım Kürt aydını bu söze sert tepki göstermişti. Bu kadar ağır bedeller ödeyen bir halkın evlatları dışındakilere bir emanetçilik rolü biçilmesi, Kürt insanının yüreğini derinden ve haklı bir anlamda yaralamıştı.
Aradan yıllar geçti. Geçen o koskoca zaman dilimi; arkasında on binlerce Kürt gencinin ölümünü, sayısız yerleşim alanının yıkımını, on binlerce insanın cezaevlerine doldurulmasını ve binbir türlü dramı bıraktı. Bugün, 2026 yılına geldiğimizde ise Abdullah Öcalan ve devlet erkânı yeni bir barış hamlesiyle sahneye çıktı. "Türksüz Kürtlerin geleceği olmaz, Kürtsüz de Türk devletinin geleceği olmaz" diyerek "Terörsüz Türkiye" projesi devreye sokuldu.
Bu süreçte, Abdullah Öcalan’ın "Milli Demokratik Cumhuriyet Partisi" adıyla yeni bir partinin kurulması için TİP Genel Başkanı Erkan Baş’a mesaj yolladığı kulislere yansıdı. Haksızlıklarla inletilen Kürt halkının yaşadığı eziklik ortadayken, Ehmo'nun ya da Mehmo'nun çarçur edilişiyle sağa sola savrulan kitlelerin iç acıtıcı buruk hâli devam ediyor. Önü arkası belirsiz bir barışa koşan "ama"ların hazin hikayesi göz kamaştırırken, muhtevası karmaşık hokkabazlıklarla Kürt aklının saha dışı bırakılması ve Ehmo ile Mehmo'nun yeniden sahalara sürülmesi manidar bir tablo sunuyor.
Kürtlerin varlığından kaynaklı yüzyıllık sorunlar, geçmişin allem kallem oynaşmalarıyla yeni bir formatla ele alınıyor; sanki Kürt halkının tüm emeği bir kez daha başkalarının insafına ve emanetine bırakılıyormuş gibi sırıtıyor. Dünde kalan figürlerin hazin hikayeleri ortadayken, "Kürt sorunu" gibi temel bir mesele tüm ağırlığıyla "Ben buradayım" demeye devam ediyor. Denenmiş laga luga hamlelerle Kürtlerin aklıyla yeniden oynanmak istenmesi insan aklını acıtıyor doğrusu.
Yüzyılın çirkinliklerini günübirlik rötuşlarla örtbas edip zil zurna oynamak, aklın verilerini alabildiğine yoruyor. Çünkü ulu orta sergilenen bu gayretler, hiçbir sorunu çözmediği gibi kimseyi de bir yere ulaştırmıyor.
Aklıselimi devre dışı bırakıp akla ziyan bir akılsızlıkla sağa sola kıvırmak asla bir umut kapısına dönüşmez. Önü arkası bu kadar belirsizliklerle dolu, gitgellerle yol geçen hanına dönmüş bir zeminde, toplumun kendi özgünlükleriyle buluşması oldukça güç. Sorgu sual eden aklın esir alındığı, hakkaniyet kavramının yanlışa emanet edilmek istendiği bir ortamda karmaşık kandırmalarla huzura varılamaz.
Fakirliği bile kaderci bir imtihana bağlayan, Kürtlerin varlığını dahi bir "beka sorununa" dönüştüren, akıl ve mantığın kine ve nefrete kiralandığı bir iklimde; özlemle beklenen barışın ve özgürlüğün işbaşı yapması maalesef zorun zorlusu olmaya devam eder gibi görünüyor.
Yani lafın kısası Barıştan yana olan bizleri yarı yolda bırakmayacak adil bir barışın sağlanmasını çok isterdik. Ancak ortada bırakıldık, zira mevcut çerçeve yasa hayal kırıklığından başka bir şey vadetmiyor. Şimdi bizden istenen, bugünün belirsizliğine mi razı olmak, yoksa çokça kirletilmiş bir düne mi özlem duymak? Ama yine de Allah Kürt halkını, o karanlık ve kirli savaş günlerine geri dönmesinden korusun.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:12:09






























































































































































































