Acınası Saygınlıktan İtibarlı Saygınlığa

'' Reisi değiştirmek değil; reisliğin kendisinden kurtulmak özgürleşmektir.''

21 Ağustos 2026 - 11:04
21 Ağustos 2026 - 11:04
 0
Acınası Saygınlıktan İtibarlı Saygınlığa
Foto1: Abdullah Öcalan/ Foto2: İhsan Nuri Paşa ve arkadaşları

Coğrafyasının şekillendirdiği bir halkın amaç ve hedefleri meşruysa, tarihinde gecikmiş meşru müdafa örnekleri de varsa; bunları unutmaması kadar, yeni bir gelecek hakkı için mücadele etmesi de saygıdeğerdir.

Atanmış reis

Öncelikle, bir kavramsallaştırma yapmak gerekiyor. Kürd aşireti ve kimi ailesi içinde, içteki ve dıştaki her kişiye otoritesi kabul ettirilecek birine yetki verilir, bu kişiye ‘atanmış reis’ diyeceğim. Otoritesi hemen hemen sorgulanamayan bu atanmış kişi deli dolu da olsa, satıp savursa da, onun yüzünden aile borç da ödese, uçuruma da sürüklense, cezaevinde yatılsa da; yanlış ve tahrip edici kararlar da veriyor olsa bile; hesabını sormak, konumunu, kararlarını, verdiği zararları sorgulamak ve hesap sormak, değişime gitmek pek akla gelmez. Bir zamanlar yaygın olan ‘aşiretsiz yaşanmaz’ anlayışı ve yaşantısı yerini günümüzde ‘ailesiz yaşanmaz’ bağımlılığına bırakmıştır. Her ailenin temsil edici ve karar verici atanmış reisine itaatı da bu rejimin özüdür.

‘Atanmış reis’, meşruiyetini sürekli yeniden üretmek zorunda olmayan; temsil ettiği topluluğun iradesini temsil etmekten çok, onun adına karar verme yetkisini kalıcılaştıran ve bunu kitlesinin kabul ettiği kişidir.

Kimi Kürd de Öcalan ve PKK’yi ‘atanmış reis’ olarak kabul etmiştir.

Konuya döneyim..

Başkasının veremediği itibar, bir kişinin ya da toplumun kendi kararları ve eylemleriyle zaman içinde kazandığı güvenilirliktir.

Acınası saygınlık; mağduriyetten, acıdan, dışlanmışlıktan ve başkasının verdiği değerden türeyen saygınlık beklentisidir: Bize yapılanlardan dolayı bize değer verin.

İtibarlı saygınlık; özneleşme, sorumluluk, ilkesellik, koruyuculuk ve inşacılıkla kazanılan saygınlıktır: Bizim kim olduğumuza, nasıl davrandığımıza ve ne inşa ettiğimize bakarak bize değer verin.

İtibarlı saygınlık, mağduriyeti tarihsel bir veri olarak kabul edip aşabilendir. İtibarın kabulü ve kalıcılaşması çağın değerlerine faydası, katkısı olacak bir inşacılıkla mümkündür. Karaktere, hatta kadere, kaçış rampasına dönüşmüş acınası saygınlığın her alanda fark edilmesi, kınanması ve terk edilmesi gerekiyor.

UKKTH..

Kürdlerin modern dünyadaki tarihsel imgesi Osmanlı’nın son dönemindeki şiddet düzeninde kimi Kürd aşiret, aile ve kişilerin üstlendiği roller üzerinden de şekillendi. Karar verici yönetimlerin öncelikle ve özellikle Nasturi katliamı, Hamidiye alayları ve 1915 ile Kürdleri anması engellenemedi.

I. Dünya savaşı ve sonrası altüst oluş döneminde ise, kimi aşiret ve ailenin sorgulanamaz hiyerarşisinin atanmış reisi, Osmanlı düzeni içinde kudretin, hilafetin yerel payını, takdir ve imtiyazını almak, korumak, güçlendirmek için yedi düvele karşı pozisyon aldı. Bu kısmi, yaygın karar ve rıza Kürdün itibarını, temsiliyetini tartışmaya açtı ve statüsü konuşulacak konular arasından çıktı; başına getirilecek trajedilere kayıtsız kalındı.

Kimi Kürdün bu itaatkar tutumuna karşılık tarihin şekillendirdiği statüko, Kürdleri ve Kürdlüğü planlıca, kararlıca ezdi; asimilasyon, sürgünler, anadili yasağı, kızılbaşlık ve medrese yasağı, toplu kıyımlar, hedefi aşan toplu cezalandırmalar, Dersim, Maraş vd.. Bu uygulamalarla, ister istemez, Kürdler mağduriyetin içselleştirilmesinden kaynaklanan yeni bir ‘acınası saygınlık’ alanı edindi. Elbette acınası olan mağduriyet değil; mağduriyetin, inşacılığın yerine geçirilmesidir.

Cumhuriyet’in baskısı Kürtleri mağdur etti; fakat bu mağduriyet 70’lerde pasifliğe evrilmek yerine, tam tersine örgütlenme, diaspora, kültürel direnç, kültürel üretim ve toplumsal mücadele de üretti.

Kürdlerde mağduriyetten, mağduriyeti mutlaklaştırmaktan, ana zeminleştirmekten kaynaklanan saygınlık (ve bunun telafisi) beklentisi, zamanla ekseri acınası bir pasif karaktere; savunma, örtbas etme mekanizmasına dönüştü.

Kendi kişisel tarihi, kararları, direnişi, hataları ve sorumluluklarıyla yüzleşen; koruyucu, inşacı olarak saygıyı hak eder.  Mağdur olmak saygınlık sağlayabilir; fakat itibarı ancak inşacı olmak üretir.

Hak edilmiş itibari saygınlığa yaslanan, atanmış reis olmayan İhsan Nuri Paşa ve onun temsil ettiği çizgi önemli bir referanstır..

İttihatçı MDD, KİP’in (PKK) adına bile el koyarak, bu acınası saygıdeğerliği itibarlı saygınlık aleyhine profesyonelce kullandı ve her değeri, her kişiyi, her hamleyi, anı aleyhte kullandı; itibar ve statü aleyhine çevirdi.

Etkisi altındaki Kürdleri dünyanın saygı duymadığı, uluslararası meşruiyet ve saygınlık açısından ciddi biçimde dışladığı, temkinli yaklaştığı hale getirdi yani 1923 öncesindeki (ve ayrı bir değerlendirme olarak 1923 sonrasındaki) itaatkar konumu güncelleyerek yeniden üretti.

Fedailik, aşağılama ve linççi bağırtı pratiği ile orta ve üst sınıfın zaten cılız olan sesini her alanda kesti ve aman vermedi.

Tek adamcı, silahsız da olsa militarist fedai bu atmosfer, kendi toplumsal tabanında farklı düşünme, eleştirme ve düşman bildiği sınıfların siyasal özerkliğini tekrar şekillendiren bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Ana odaktan ve onun alt yörüngelerinden epistemolojik kopuşunu tamamlasın ya da tamamlamasın; PKK’den kaçan, ayrılan, kovulan veya Öcalan ve PKK karşıtı görünen çok sayıda kişi ve yapı, kendi konumunu ve hareket alanını yine PKK ve Öcalan’la ilişkisi üzerinden tanımladı. Eleştirirken ve itiraz ederken bile bağımsız bir Kürd siyasal aklı ve gücü oluşturma zeminini, ihtiyacını yeterince sorgulamadı.

Kısacası, etkisindeki Kürdü acınası emireri haline getirmek, İttihatçı MDD hareketinin Apocu kanadının Cumhuriyetin neo-devrimi ayarındaki başarısıdır. Bu nedenle, el koyup acımasızca ve ustaca kullandığı alanın asıl sahibi bir Kürd olarak şu yorumu yapabilirim: PKK’nin süreçlerinin ve kullandığı yöntemlerin ışığında; Karayılan’ın çerçeve yasa sonrası yaptığı itiraz ve Öcalan’ın asılsız İsrail tehdidi de acınası saygınlığın doğasıdır, kandırmacadır.

Bakurda mağduriyetten kaynaklanan saygınlık beklentisi ya direniş, örgütlenme ve  coğrafi statüye evrilebilirdi, ya da MDD’ci Apocuların yönetiminde pasif bir savunma ve örtbas etme mekanizmasına dönüşebilirdi; ikinci yönelim belirleyici bir ağırlık kazandı. Bu kazanca, farklı gelişim süreci üzerinden de olsa, ekli olan Orhan Kotan’ın, Rızgari döneminden Kürdistan Press’e, oradan da 1991’de Büyük Kararlar İçin Küçük Düşünceler yazısında belirttiği çizgiye yönelmesi de somut bir örnektir.

Dersim, Maraş itibarlı saygınlık altındaki birer haysiyet alanıdır. İtibarlı saygınlığı kötüleyerek unutturmak, acınası saygınlığı bile araçsallaştırmak ancak ve ancak ‘atanmış reise’ diz çökülmesi ile mümkündür. O reis de hiyerarşide üstteki ‘statükonun doğal reisine’ biat etmiştir. Her bir reislik kurumu, hiyerarşisi ve sistemi sadece siyasi değil, sosyal alanın da hakimidir..

Mağduriyet bir halkın acısını görünür kılabilir; fakat saygın bir gelecek kurması için yeterli değildir. Mağduriyeti acınası saygınlığa dönüştürüp araçsallaştırmak, mutlaklaştırmak ilkelliktir, ilkesizliktir. İtibar, ancak kendi tarihinin biraz mağduru ama daha çok da inşacısı olabilen; hiçbir atanmış reise aklını ve sorumluluğunu devretmeyen bir toplum tarafından inşa edilebilir.

Bağımsız, tarih bilinçli, çağcıl, yapıcı ve inşacı birey bu sosyolojiye açıktan karşı çıkar ve onu reddeder. Fakat yalnızca atanmış her reisi reddetmekle yetinmez; reisliğin retoriğini, yöntemlerini ve hiyerarşik aklını ve bilinç altını da kendi mücadelesinin aracı haline getirmez; koşulsuz bağlanmaz.

Mesele yalnızca hangi reisin doğru, hangi reisin yanlış olduğu değildir. Asıl mesele, Kürd bireyinin ve toplumunun kendisini herhangi bir atanmış reisin siyasal, sosyal ve epistemolojik vesayetinden kurtarıp kurtaramadığıdır.

Denetlenebilirlik, hesap verilebilirlik mekanizmasının işlerliğinde seçilmişlerin sistemi öğrenen sistemdir; atanmışın sistemi ise öğretmez; geriletir.

Mağduriyet ahlaki bir gerekçe olabilir ama tek başına federe gibi kısmi yönetim modeli önerisinin inşa stratejisi olamaz. Kurban söylemine dayalı kimlik inşası reddedilmesi gereken melankolik bataklık zeminidir.

Reisi değiştirmek değil; reisliğin kendisinden kurtulmak özgürleşmektir.

İlkesel olmak, itibarlı saygınlığı ve inşacılığı güçlendirmektir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:04:19