Bir Çiftlik Hikâyesi ve Asırlık Kuşku

Tarih, bazen kalın kitaplarda yazan mukaddes paragraflar değil; dağ başındaki ulu bir çınarın altında tütün sararken iç çekilen o acı tecrübenin ta kendisidir.
Emperyalizme Karşı Ortak Mücadelenin Hazin Hikâyesidir Başlığıyla: Aralık 18, 2013 Tarihinde kaleme aldığım "Yaşanmış bir Tarihin Hikayesidir" adlı makalem tam da bu coğrafyanın asırlık makus talihini, ironik ama bir o kadar da yakıcı bir gösterimle yüzümüze çarpıyor.
O hikâyeyi hatırlayalım: Kemal, İsmet ve Çakmak büyük bir çiftlik kurmak ister. Ama asıl kilit nokta, yan başlarındaki geniş arazilerin sahipleri olan Baran, Zinar ve Rojhat’ı ikna etmektir. Kemal, meseleyi kâr-zarar hesabı ve ortaklık mantığıyla çözmeye çalışırken, İsmet işin sırrını çoktan çözmüştür:
“Onlara kârdan bahsetmekle ikna olmayacaklarını iyi biliyorum... Kıymet-i harbiyesi olmayan bir aferinle, iki maşallahla söze girip, ‘namuslusunuz, mertsiniz, cesursunuz’ dediğimiz zaman yüzde yüz ikna olacaklarından eminim.”
Öyle de olur. Çakmak’ın hediye ettiği birkaç parıltılı eşya ve İsmet’in övgü dolu cümleleri karşısında Baran ve arkadaşları hemen ayağa kalkar, ortaklığa "baş üstüne" derler. Kemal kalemi kâğıdı çıkarıp şartları yazmak istediğinde ise İsmet araya girer: “Ne gerek var böyle şeylere, aramızda imza mı olur? Önemli olan birbirimize güvenmektir.”
Ve o imza atılmaz. Sadece söz verilir, övgüler düzülür, "kardeşlik" masallarıyla kâğıtsız, kayıtsız bir yola girilir. Ama o imzasız yolun sonu, nesiller boyu süren bir hayal kırıklığına dönüşür.
Bugünün Masasında Aynı Gölge
Şimdi, aradan geçen onca yıla ve dökülen onca gözyaşına rağmen, bugün yeniden bir "barış süreci" kapıyı çaldığında, dağlardaki ve ovalardaki insanların yüzünde o asırlık kuşku gözüyle beliren o gölge nereden geliyor sanıyorsunuz?
Dağların ardında akşam inerken köyün ulu çınarının altında oturan İhtiyar Memo, dedesinden kalan o hikâyeyi hatırlar. Mahallenin genç delikanlısı Azad, gözleri parlayarak "Amca, bu sefer hakikat masaya yatırılacak" dediğinde, Memo’nun içindeki o kadim tel zangırdar. Çünkü o, İsmet’in o gün Baran’a söylediklerini de masadan kalkıldıktan sonra unutulan kâğıtları da çok iyi bilmektedir.
Kuşku, öyle zemberekle kurulan bir duygu değildir. Kuşku, yılan sokmuş adamın gölgeden bile ürkmesidir. Bugün barışa uzatılan ellerin titremesi, cesaretsizlikten değil; geçmişte o ellerin havada kalmasının yarattığı dermansızlıktandır.
Yazdığım o hikâye ile bugünün toplumsal ruh hâli harmanlandığında, ortaya tek bir hakikat çıkıyor: Bu topraklarda artık hiç kimsenin "kıymet-i harbiyesi olmayan aferinlere", kâğıtsız imzalara, sadece hamasetle kurulan kardeşlik cümlelerine karnı tok.
Eğer gerçekten yeni ve adil bir sayfa açılacaksa; bu kez ortaklık masasına sadece övgülerle değil, hakla, hukuka ve karşılıklı güvenin somut temellerine yaslanarak oturulmak zorundadır. Çünkü bu coğrafyanın artık yeni bir hayal kırıklığını taşıyacak ne mecali ne de bir damla sabrı kalmıştır.
Umarım ki, bu defa, hikâyenin sonu dedelerin bıraktığı yerde bitmez. Dilerim ki, bu defa, verilen sözler havada kalmaz; İsterim ki, bu barış hamlesi geleceğin ortak ve eşit temelinde olsun.
Evet Evet Bir Çiftlik Hikâyesi ve Asırlık Kuşku Dağılıp Gitsin Artık:
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 09:55:24
































































































































































































