Muhataplık ve Yaşanan Kafa Karışıklığı Üzerine Bir Kaç Söz

''Bu sürecin nereye kadar gideceğini ve nerede duracağı da en ince noktalarına kadar tartışılmış ve karara bağlamış gibi görünüyor. İmralı'ya gidilmesindeki ısrar, bunun bir de Öcalan'ın ağzından duymak için değil, Yıllarca devletin ve basının yalanlarla ,abartı ve manipülasyonlarla ona "bebek katili" "terörist başı" yakıştırmalarıyla şeytanlaştırıldığı Öcalan'ı Türk toplumunda devletin oluruyla kabul edilen bir muhatap olarak bu algıyı oluşturmak içindi. ''

29 Kasım 2025 - 12:32
29 Kasım 2025 - 12:32
 0
Muhataplık ve Yaşanan Kafa Karışıklığı Üzerine Bir Kaç Söz

Hayat ile ilgili mevcut bütün kavram ve meselelerde olduğu gibi ufku ve zihinleri dar bir çerçevede şekillenen Ortadoğu'nun bu coğrafik toprak parçasında insanlık manzaraları komediler silsilesi şeklinde önümüze seriliyor. Bu topraklarda ideolojik, dinsel ve mezhepsel şartlanma öyle bir kerteye varmış ki, bu kesimlerin peygamber vasfındaki muktedirleri, mürit ve tebaa taraftarlarına bir gün "kara" dediğinde alkış tufanı ve sevinç çığlıkları, ertesi gün aynı şeye bu kez "beyaz" dediğinde aynı sevinç ve tezahüratlarda bulunmak nasıl bir şeydir? Böylesi toplum kesimlerini analiz eden sosyolojik parametreler var mıdır? Yıllarca bu irade tesliminin toplumu nasıl robotlaştırıp mürit ve köle haline getirmiş olduğunu çok yazıp çizdik. Sanıldığı gibi müritlik dinsel kaynaklı bir davranış değildir. İradesini hiçe sayan , deyim yerindeyse mürekkep yalamış, eğitimli ve meslek sahiplerinin bu davranış içinde çokça yer alması çok düşündürücüdür. Kürtlerde Öcalan'a olan müritlik ve bağlılık, Türklerde, seküler beyaz Türklerin çağının en ünlü ve haşmetli diktatörlerin den olan Mustafa Kemal'e olan açık tapınma, Sünni din içtihatları adına Erdoğan'a olan biat ve müritlik ile, Türklüğün Kaan'ı olarak bakılan MHP'nin liderlerine olan bu biat davranışlarını sayabiliriz. Bu kısa tespitlerden sonra günümüz mevcut realitede hayati bir konu olan yukarıdaki makalenin başlığında neyi kastettiğimizi açıklayalım.

Bu topraklarda yüz yıldır devam eden bir inkar, ve bu inkara karşı direnen bir toplum(Kürtler) var. Şu an bu trajik sürecin son kertesine gelmiş bulunmaktayız. Ortadoğu ve dünyadaki konjonktür ve küresel hakim güçlerin dünyanın ve özellikle Ortadoğu'nun nasıl şekillendirileceği konusunu, önceki makalelerimizde uzun uzadıya anlatmıştık. İnkarcı ve tekçi Türk devlet paradigması, artık bu inkar ve dirençlere karşı katliamlarla bunu bastırmanın mümkün olmadığını anladı. Devletin ideolojik koruyucu (kurucu değil) partilerinden biri olan MHP genel başkanına bu işin az bir kayıpla atlatılması için 40 yıldır savaştığı Örgüt lideri ile resmi temasa geçilmesinin fitilini ateşledi. Feshedilen PKK’nin lideri Öcalan, açıkça resmi olarak muhatap kabul edilerek müzakerelere başlandı. Bu durum, Hem Türk cephesindeki bu sorunun çözülmesini istemeyen, bütün avantaj ve makamlarını ve sahip oldukları rantlarını akan bu kanın akması üzerinde kurmuş kesimleri ile, PKK ve Öcalan'ın Kürtlerin özgürlük mücadelesi konusunda yaptıkları yanlışları, tahribatları siyasi, ideolojik ve felsefi temeller üzerinde değil, Öcalan'ın kişiliği üzerinde hesaplaşmaya girmeleri onları ters köşeye yatırdı. Bunun buraya varacağı ve olacağı önceden belliydi. Israrla bu kişisel husumet ve tavırlarından vazgeçmeleri tekinlerinde bulunduk. Öcalan'ın 26 yıllık tutukluluk hali, Türk devleti ile yapmış olduğu resmi olmayan ve saklı tutulan görüşmeleri, bu son süreçte kendi örgüt liderleri ve taraftarlarının akıbeti ile Kürd/Kürdistan sorununun devlette fazla yara-bere ve gedik açmadan nasıl çözüme kavuşacağı konusunda Öcalan'ın muhataplığı üzerinde mutabık kalındığı anlaşılır bir durumdur.

Bu sürecin nereye kadar gideceğini ve nerede duracağı da en ince noktalarına kadar tartışılmış ve karara bağlamış gibi görünüyor. İmralı'ya gidilmesindeki ısrar, bunun bir de Öcalan'ın ağzından duymak için değil, Yıllarca devletin ve basının yalanlarla ,abartı ve manipülasyonlarla ona "bebek katili" "terörist başı" yakıştırmalarıyla şeytanlaştırıldığı Öcalan'ı Türk toplumunda devletin oluruyla kabul edilen bir muhatap olarak bu algıyı oluşturmak içindi. Öcalan süreçle ilgili zaten bütün ayrıntıları "Perspektif" adı altında çok detaylı bir şekilde olacakları ortaya koymuştu. Bazılarının Türk toplum yapısını hiç tanımamış gibi davranarak bahane olarak "Türk toplumunun buna hazırlanması" söylemleri de hiç gerçekçi değil. Türk toplumu batılı toplumlar gibi, olayları ve olguları kendi zihin penceresinden sorgulayan seküler bir toplum değil hala bir tebaa toplumudur. Devletin atacağı her adımı Türk toplumunun büyük çoğunluğu; "Devletimizin herhalde bir bildiği vardır" şeklinde bakıyor. Ola ki devlet çıkıp; "Bundan böyle komünizme geçeceğiz, istikbalimiz bu yöndedir" denirse, çoğunluk buna çok fazla itiraz etmez. Siz bakmayın sosyal medyada bir avuç azınlık devşirme ırkçı ve faşist kesimlerin bağırma çağırmalarına. Sessiz çoğunluk devletin bu gidişatını "hayırlara vesile olsun" diye bakıyorlar. Kürt ve Türk cephesinde iki kesim ülke ve bölgenin mevcut gerçekliğinden hayli uzak ve kopuk yaşıyorlar. Kürt cenahı, hala Öcalan'ın günahlarını saymaya devam ediyor. Kürtlerin bu siyasi cenahı, böylesi halüsinojen söylemleri hala sürdürüyorlar. Bu tavırlarla alakalı çok güzel bir Kürt atasözü var; "Aş liber avê diçe, aşvan li pey çeqçeqokê ketiye" Türkçe anlamı şu ; "Değirmeni su basmış her şeyi silip götürüyor, değirmenci çakçakanın peşinde koşuyor"

Bu söylediklerimi herkes aklının bir köşesine yazsın. Öcalan, Türk devlet aygıtının resmi ve baş muhatap ve müzakereci aktörüdür. Halüsinasyonlarla yaşayan Türk siyasi kesimi de (Özellikle CHP) derin bir çelişki içinde. Onlara göre İmralı'ya giderlerse, Öcalan'ı devletin muhatabı kabul etmiş ve meşrulaştırmış olacaklar. Bu kadarda gerçeklikten kopuk bir bakış. Kendileri zaten Öcalan'ı muhatap kabul edip meşrulaştırmışlar, ama farkında değiller. Sürecin takibi için bir komisyonun kurulmasında ısrar eden ve nihayet kurulmasını talep eden kim? Öcalan. CHP'nin derdi bu değil. Onun derdi 1923 ve otuzların genetik kodlarına geri dönerek, zihinlerinin derinindeki "Baldırı çıplak Kürtlerin kutsal devletimize baş kaldırmış şaki ve eşkıya başının ayağına gitmeyeceğiz." Dertleri Öcalan'ın şahsı değil. Devletin muhataplık kriteri belli. Kürtlerin her dört parçasında askeri, siyasi ve örgütsel olarak varlık gösteren ve her an büyük Kürt kitlelerini harekete geçirebilecek güce ve kudrete hala sahip (Yapılan korkunç yanlışlara rağmen bu potansiyel hala var.) Hangi örgütsel yapı bu? Öcalan'ın lağvettiği örgüt. Yoksa devlet kalkıp Kürtler üzerinde etkisiz eleman olan, bir kaç bin oy alan, toplum ve siyasi hayat üzerinde sıfıra yakın etkileri olan parti veya oluşumları neden muhatap alsın? Olması gerekenler oluyor. Kürtler açısından durum, Türk devletinin yıllarca kendisi ile savaştığı örgütün lideri ile masaya otururken bu barışma sürecinde örgüt liderleri ve de taraftarlarının devlet ve toplum ile entegrasyonu için yapılması düşünülen yasal düzenlemelere yanaşmışken, gasp edilmiş Kürtlerin ulusal hakları için Öcalan'ın çıtayı oldukça aşağı indirerek deyim yerindeyse 20 santimlik bir seviyeye indirmesine karşı bunu elden geldiğince yükseltmek. Bu bu pazarlıklar gücünüz oranında olan şeyler. PKK dışı Kürt parti ve siyasi oluşumların yapacakları en olumlu ve hayırlı işler bu olacaktır. Öcalan'a hakaretler ederek bir yerlere varmak mümkün değil. Boş ve anlamsız bir çaba. Öcalan konusunda çok şeyler yazıldı çizildi, Bizde bunları yazdık. Bu süreçle birlikte, Kürt ulusal haklarının nasıl daha olumlu yönde etkilenebilirliği üzerinde yoğunlaşmalıdır Kürtler.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 12:32:29