Türkiyelileşme Paradigması Ulusal Meselenin Tasfiyesi mi, Yeni Bir Siyasal Evre mi?

'' Düşmanını teslimiyetine ikna etme aşamasına gelen siyasi figürleri kim muhatap alır? ''

26 Haziran 2026 - 09:32
26 Haziran 2026 - 09:42
 0
Türkiyelileşme Paradigması Ulusal Meselenin Tasfiyesi mi, Yeni Bir Siyasal Evre mi?

12 Mayıs 2025 tarihinde PKK’nin kendisini feshettiğini açıklaması, yalnızca örgütsel bir karar değil, Kürd siyasetinin geleceğine ilişkin paradigmatik bir kırılma olarak okunmalıdır. Bu gelişmenin ardından ortaya çıkan siyasal söylem, dikkat çekici biçimde ulusal taleplerden uzaklaşarak “demokratikleşme”, “toplumsal dönüşüm” ve “Türkiye’nin yeniden inşası” eksenine kaymıştır.

Bu yeni yönelim, Kürd siyasi hareketinin onlarca yıl boyunca savunduğu birçok temel talebin geri plana itilmesine yol açarken, Kürd meselesini ulusal egemenlik bağlamından çıkarıp Türkiye’nin iç demokratikleşme sorununun bir alt başlığı haline getirmektedir. Tam da bu nedenle, Kürd toplumunun önemli bir kesimi yaşanan süreci bir çözüm değil, bir tasfiye girişimi olarak değerlendirmektedir.

Öcalan, bireysel kurtuluşu için Kolonyalizmin entegrasyonist politikasına teslim olmuş. Ulusal meseleyi dar ideolojik kalıplarla pazarlıyor. Türkiyeleşmek temel hedefleri olmuş. Kürdistan egemenlik haklarına karşı bir truva atı gibi kullanılıyorlar. Apo ve savunucuları, Özellikle Rojava kırılmasından sonra Kürdler adına muhatap alınmıyorlar. Düşmanını teslimiyetine ikna etme aşamasına gelen siyasi figürleri kim muhatap alır?

Görünen o ki, bir ulusal çıkışa şiddetle ihtiyaç var. Kuzey Kürdistan toplumun ileri gelenleri, Aydın, Alevi, dindar, Aşiret, siyasetçi ve bütün inanç temsilcileri Ulusal Egemenlik haklarını talep etmelidir. Kürdler bu teslimiyeti boşa çıkarmalıdır. Kürdler, Türkiye'nin yapısal krizine, belirsiz geleceğine ve uluslararası cihatçılarla işbirliği suçlarına ortak olmamalıdır.

Kürd siyasal mücadelesinin tarihsel zemini, bir halkın kolektif hakları ve siyasal statü arayışı üzerine kuruluydu. Ancak bugün tartışılan çerçeve farklıdır. Sorulan soru artık “Kürdler hangi siyasal haklara sahip olmalıdır?” değil; “Kürdler kolonyalist sistem içerisinde nasıl entegre edilebilir?” sorusu dur. Yani Kürdistan ulusal geleceğinin sönümlenmesi hedeflenmektedir. Özcesi Abdullah Öcalan ve savunucuları Türk devletinin Kuzey Kürdistan seksiyonu olma çabasına girmişler.

Bu değişim yalnızca söylemsel değildir; aynı zamanda siyasal hedeflerin yeniden tanımlanması anlamına gelmektedir. Ulusal egemenlik, kendi kaderini tayin hakkı ve siyasal statü gibi kavramlar geri plana çekilirken; “demokratik vatandaşlık,” ortak yaşam ve sistem içi dönüşüm kavramları öne çıkmaktadır.

Bu anlamda Abdullah Öcalan’ın savunduğu siyaset devlet politikasıdır. Kendisi ve destekçileri tarafından yeni bir demokratik model olarak sunulması bir yanılsamadır. Kürd ulusal davasının devlet merkezli bir entegrasyon stratejisine eklemlenmesidir. O nedenle tartışmanın özü de burada yatmaktadır: Kürd meselesi çözülmekte midir, yoksa yeniden tanımlanarak etkisizleştirilmekte midir?

Türkiyeleşme Stratejisinin Sınırları “Türkiyeleşme” olarak adlandırılan yaklaşımın temel iddiası, Kürd ve Kürdistan realitesinin Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak çözülebileceğidir. Ancak bu yaklaşımın eleştirildiği temel nokta şudur: Demokratikleşme hedefi ile ulusal haklar talebi aynı şey değildir. Bir devletin demokratikleşmesi, o devlet sınırları içerisindeki farklı ulusların siyasal statü taleplerini otomatik olarak karşılamaz.

Tarihsel deneyimler göstermektedir ki demokratik reformlar ile ulusal eşitlik talepleri çoğu zaman birbirinden farklı süreçlerdir.

O nedenle Kürd Milleti ve aydınlarına göre mesele, Türkiye’nin demokratikleşip demokratikleşmeyeceği değil; Kürd halkının ulusal varlığının ve siyasal haklarının hangi zeminde tanınacağıdır. Çünkü Kürdistan gerçeği teritoryal bir meseledir.

Ortadoğu’nun Yeniden Şekillendiği Bir Dönemde Bu tartışmalar yalnızca Türkiye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanmıyor. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Kürd meselesini yeniden bölgesel bir bağlama taşımış durumdadır. İran’ın geleceğine ilişkin belirsizlikler, Türkiye ve Suriye’deki rejim sorunu, siyasal İslam, ekonomik buhran süreci ve bölgesel güç dengelerindeki değişim Ankara’yı yeni stratejik arayışlara yöneltmektedir.

Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, Kuzey Kürdistan meselesinin çözümünden ziyade yönetilmesine öncelik verildiği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir. Çünkü güncel siyasal söylemde Kürdlerin ulusal egemenlik talebi görünür olmaktan çıkarken, bunun yerine devlet yapısı içerisinde tutulabilecek yeni bir siyasal çerçeve inşa edilmektedir.

Dolayısıyla bugün yaşanan tartışma yalnızca bir demokratikleşme tartışması değildir. Asıl olgu, Kürd ulusal meselesinin çözülmesi ile Kürd ulusal davasının etkisizleştirilmesi arasındaki farkın nerede başladığıdır. Kürd ulusal meselesi uzun yıllar boyunca inkâr, bastırma ve güvenlik politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Bugün ise farklı bir yöntem tartışılmaktadır: Ulusal taleplerin doğrudan reddedilmesi değil, görünmezleştirilmesi; ertelenmesi ve daha geniş demokratikleşme söylemleri içerisinde eritilmesi. Bu nedenle önümüzdeki dönemin belirleyici siyasal sorusu şudur:

Kürd ve Kürdistan meselesi gerçekten çözülmek mi isteniyor, yoksa Kürdlerin ulusal egemenlik ve bağımsız devlet talebi demokratikleşme ve entegrasyon söylemleri içerisinde dönüştürülerek etkisiz hale mi getiriliyor? Yakın gelecekte Kürd siyaseti içerisindeki en önemli ayrışmanın ve Ortadoğu’daki en kritik tartışmalardan birinin bu soru etrafında şekilleneceği görülmektedir. Çünkü mesele yalnızca bir örgütün feshi değil; Kürd siyasal hareketlerinin hangi tarihsel hedefler doğrultusunda yoluna devam edeceği sorunudur.

[email protected]

 

 

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 50 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 09:43:18