DSG’nin feshi sonrası Şara, Suriye Kürtlerine nasıl yaklaşacak?
Suriye Demokratik Güçleri’nin (DSG) Şam yönetimine entegrasyon kapsamında feshedilmesiyle Suriye Kürtleri için askeri mücadeleden siyasi alana geçiş dönemi başladı. Ancak Şam’ın Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerini nasıl karşılayacağı ve ülkedeki diğer azınlıkları koruyup koruyamayacağı belirsizliğini koruyor.

Suriye’de Kürtlerin siyasi tanınma mücadelesi, Suriye Demokratik Güçleri’nin (DSG) Şam yönetimine entegrasyon süreci kapsamında feshedilmesiyle yeni bir aşamaya girdi.
DSG’nin feshedildiğinin açıklanmasının ardından geçiş dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi’yi cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atadı.
Suriye savaşında, özellikle IŞİD’e karşı mücadelede önemli bir askeri aktör olan DSG’nin tasfiyesi, Kürtlerin mücadelesinin askeri alandan siyasi alana kayması anlamına geliyor. Ancak entegrasyon sürecinin Ocak 2026’da başlamasından bu yana güvensizlik, gerilim ve zaman zaman çatışmalar yaşanması, yeni dönemin de önemli sorunlar barındırabileceğine işaret ediyor.
Kürtlerin talepleri yalnızca kültürel haklarla sınırlı değil
Şam yönetiminin Kürtçeyi resmi dil statüsüne getirmeden ulusal dil olarak tanıması ve 1962’de vatandaşlık hakkını kaybeden bazı Kürtlere vatandaşlık verilmesi önemli adımlar olarak değerlendiriliyor. Ancak bu düzenlemelerin Kürtlerin ülkenin siyasi geleceğinde kendilerini söz sahibi hissetmeleri için yeterli olmadığı belirtiliyor.
Suriye Kürtlerinin talepleri genel olarak iki başlıkta ele alınıyor. Bunların ilki dil, kültür, temel haklar ve siyasi temsil gibi uzun süredir devam eden taleplerden oluşuyor. Geçmişte Şam yönetimleri Kürtçenin kullanımını kısıtladı, Kürtlerin topraklarına el koydu ve kültürel faaliyetlerini baskıladı.
İkinci başlık ise Suriye savaşı sırasında ortaya çıktı. Kürtler, ülkenin yaklaşık üçte birinde on yılı aşkın süre fiili bir özerk yönetim oluşturdu. Bu deneyim, taleplerin yalnızca temel haklarla sınırlı kalmayıp daha fazla özyönetim, yerel yönetim ve ademi merkeziyetçilik taleplerini de kapsamasına yol açtı.
Ademi merkeziyetçilik yalnızca Kürtlerle ilgili değil
DSG’nin feshedilmesi ve merkezi olmayan bir sistem arayışından vazgeçilmesi, Suriye Kürtlerinin ademi merkeziyetçi yönetim talebinden tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
Ademi merkeziyetçilik, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde belirli ölçüde yerel yönetim hakkı elde etmesinin yanı sıra, Suriye genelinde yetkinin Şam’da aşırı biçimde toplanmasını önlemeyi de amaçlıyor.
Bu nedenle Kürtler açısından temel mesele yalnızca dil, kültür ve siyasi temsil haklarının tanınması değil, bu hakların merkezi hükümetin tercihine bağlı olmaktan çıkarılarak anayasal ve kurumsal güvencelere kavuşturulması.
Diğer azınlıkların durumu da belirleyici olacak
Suriye’de Dürziler ve Aleviler başta olmak üzere diğer toplulukların yaşadığı sorunlar da Kürtlerin geleceği açısından önem taşıyor.
Güneydeki Süveyda’da Şam yönetimi ile Dürzi yerel aktörler arasındaki gerilim devam ederken, Alevilerin yoğun yaşadığı kıyı bölgelerinde Mart 2025’teki şiddet olaylarının ardından tansiyonun tamamen düşmediği belirtiliyor. Ülkedeki Hristiyan toplulukların da hükümetle bağlantılı silahlı grupların zaman zaman taciz ve tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ifade ediliyor.
Bu tablo, Suriye’de siyasi katılım ve iktidarın paylaşılması meselesinin yalnızca Kürtlerle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
Suriye’nin uzun vadeli istikrarı açısından Kürtlerin kazanımlarının yalnızca Şam ile DSG arasında yapılacak bir anlaşmaya bağlı kalmaması gerektiği belirtiliyor. Kalıcı güvenliğin sağlanabilmesi için siyasi gücün dağıtıldığı, yerel toplulukların yönetime anlamlı biçimde katıldığı ve siyasi hakların anayasal güvence altında olduğu bir sistemin oluşturulması gerektiği vurgulanıyor. (Sirwan Kajjo- Responsible Statecraft)
Son güncellenme: 08:13:21































































































































































































