İran neden İsrail'i değil Arap ülkelerini vuruyor?

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını artırmasıyla Tahran da karşılık veriyor. İran, kıyılarına yakın konuşlandırılan ABD deniz unsurlarına ve İsrail'e saldırmaktan kaçınırken Körfez ülkeleri ile Ürdün'deki askeri ve sivil altyapıyı hedef alıyor.

21 Temmuz 2026 - 10:13
21 Temmuz 2026 - 10:13
 0
İran neden İsrail'i değil Arap ülkelerini vuruyor?

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını artırmasıyla Tahran da karşılık veriyor. İran, kıyılarına yakın konuşlandırılan ABD deniz unsurlarına ve İsrail'e saldırmaktan kaçınırken Körfez ülkeleri ile Ürdün'deki askeri ve sivil altyapıyı hedef alıyor. Analistlere göre bu strateji, savaşın kapsamını genişletmeden ABD Başkanı Donald Trump üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.

Washington İran'da tren istasyonlarını, enerji tesislerini, telekomünikasyon ağlarını ve içme suyu altyapısını vururken, İran Devrim Muhafızları Kuveyt ve Bahreyn'deki sivil havalimanları ile su ve elektrik tesislerine saldırarak karşılık verdi.

Askeri analistler, bu stratejinin kendi içinde bir mantığı olduğunu söyledi.

Emekli Lübnanlı Tuğgeneral ve askeri analist Elias Hanna, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, "ABD deniz unsurlarını hedef almak yıkıcı bir ABD karşılığına yol açar. Bir diğer mesele de deniz unsurlarını hedef almanın askeri açıdan zor olmasıdır, çünkü bunlar korunuyor ve gelişmiş hava savunma sistemlerine sahip." dedi.

Tahran neden komşu ülkeleri hedef alıyor?

Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Atifeh Taghiani, ABD'nin Körfez ülkelerini, özellikle de Kuveyt'i, İran'ın sivil altyapısını hedef almak için kullandığını savundu.

Mart ve Nisan aylarında ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın ilk aşamasında İranlı yetkililer, ABD operasyonlarının bu ülkelerin topraklarındaki askeri üslerden başlatıldığını ileri sürerek Körfez ülkelerine yönelik saldırıları gerekçelendirmişti. Körfez ülkeleri topraklarının İran'a karşı saldırılar düzenlemek için kullanılmasına izin vermeyeceklerini defalarca belirtmiş olsa da İran bugün de aynı argümanı sürdürüyor. Ancak bu söylem, Tahran ile komşuları arasındaki yabancılaşmayı daha da derinleştirdi.

Taghiani, Al Jazeera'ya verdiği röportajda, uluslararası hukukun İran'a saldırıların başlatıldığı herhangi bir ülkeye karşılık verme hakkı tanıdığını söyledi. ABD deniz unsurlarının İran'ın sivil altyapısını kasıtlı olarak hedef aldığını vurgulayan Taghiani, Washington'ın "bölge ülkeleri arasındaki düşmanlığı derinleştirmek istediğini ve İranlıların karşılık vermesini zorlaştırmaya çalıştığını" belirtti.

"Gerçekçi olmayan propaganda"

Kuveyt Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Abdullah eş Şayci, İranlı akademisyenin sözlerini "yeniden dolaşıma sokulmuş İran propagandası" olarak nitelendirerek reddetti. Şayci, ABD saldırılarının Körfez ülkelerinden başlatıldığı yönündeki iddiaların "artık kabul edilebilir ya da gerçekçi olmadığını, çünkü tüm saldırıların İran kıyılarına en fazla 150 kilometre mesafede bulunan iki ABD uçak gemisi George W Bush ve Abraham Lincoln'den yapıldığını" söyledi.

Şayci'ye göre Körfez ülkeleri, Körfez'de konuşlu Amerikan güçlerinin kesinlikle savunma amaçlı kalacağı konusunda ABD ile mutabakata vardı ve Tahran'a topraklarının İran'a karşı saldırı düzenlemek için kullanılmayacağını bildirdi. Şayci, İranlıların iddialarını desteklemek için "hiçbir kanıt ortaya koymadığını" da ekledi.

Şayci, İran'ın seyir füzeleri ve Tomahawk füzelerinin ABD uçak gemilerinden fırlatıldığını bildiğini, ancak bu gemilere düzenlenecek bir saldırıda tek bir ABD askerini bile öldürmesi halinde doğacak sonuçlardan korktuğunu söyledi.

Bunun yerine Tahran'ın, savaşı sona erdirmesi için Washington'a baskı yapacakları umuduyla Körfez ülkelerini hedef alma şeklinde tanımladığı başarısız stratejiyi sürdürdüğünü belirtti. Ona göre bunun sonuç vermesi olası değil, "çünkü Trump bu savaşı başlatmadan önce Körfez ülkelerine danışmadı ve üzerinde mutabık kalınanlara uymadı."

Şayci, nüfusunun büyük ölçüde arıtılmış suya bağımlı olduğu Kuveyt gibi bir ülkede yaz mevsiminin en sıcak döneminde İran'ın su arıtma tesislerine yönelik saldırılarını sürdürmesinin yalnızca uluslararası hukuku ihlal etmekle kalmadığını, aynı zamanda sivillerin hayatını zorlaştırmaya yönelik kasıtlı bir çabayı da yansıttığını söyledi. Kuveyt'in İsrail'le normalleşmeye en fazla karşı çıkan Körfez ülkelerinden biri olduğuna, buna rağmen İran saldırılarından en ağır şekilde etkilendiğine dikkat çekti.

Şayci, İran'ın rasyonel siyasi hesaplamayı terk ettiğini ve kendisini daha da yalnızlaştıran, elinde kalan güvenilirliği de aşındıran bir çizgi izlediğini savundu. Aynı zamanda Körfez ülkelerinin, mevcut savaşın ABD korumasına güvenmenin sınırlarını ortaya koymasının ardından yeni bir bölgesel güvenlik çerçevesi geliştirmesi gerektiğini ileri sürdü.

Bölgeyi savaşa sürüklemek

Savaş, Trump'ın İsrail'le birlikte İran'a ortak saldırılar düzenlenmesi talimatı vermesinin ardından Şubat ayı sonunda başladı. ABD ve İran'ın Haziran ayında kırılgan ateşkesi uzatmayı ve barış anlaşmasına yönelik müzakereleri sürdürmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptı üzerinde anlaşmasından bu yana taraflar birbirlerini anlaşmayı defalarca ihlal etmekle suçladı.

Şayci, Trump'ın çatışmadaki rolünü kabul etmekle birlikte arabulucular üzerinden müzakerelerin yeniden canlandırılmasının, Körfez ülkelerinin İran'a misillemeden kaçınmasının ve istenmeyen daha geniş bir savaşı önlemek için ABD'ye bağımlılığı azaltırken kolektif koordinasyon stratejisi geliştirmesinin önemini vurguladı.

Katar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü yardımcı doçenti Abdullah Bender el Uteybi de Şayci'nin değerlendirmesine katıldı. Uteybi, ne ABD'nin ne de İran'ın tam ölçekli bir savaş istediğini ve iki tarafın da hedef seçiminde seçici davrandığını söyledi.

El Uteybi de İran'ın "kendi üzerine cehennemin kapılarını açma" korkusuyla ABD deniz unsurlarına saldırmaktan kaçındığını, bunun yerine sınırlı etkisine rağmen Körfez üzerinden Washington'a baskı kurma stratejisine dayandığını belirtti.

Hedeflerde seçicilik

Uteybi ayrıca İran'ın İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'ndan faaliyet gösteren ABD yakıt ikmal uçaklarını hedef alma konusundaki isteksizliğini, Tahran'ın çatışmayı genişletmekten kaçınma arzusuna bağladı. Ona göre İran, bunun yerine özellikle bu ülkelerin savaşa girme ihtimalinin düşük olduğuna inandığı için iç kamuoyunu yatıştırmak amacıyla Körfez ülkelerini hedef almayı seçiyor.

Uteybi, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, herhangi bir İran saldırısının bir Körfez ülkesinde ciddi sivil kayıplara yol açması halinde gerilimin tırmanabileceğini söyledi. Tahran'ın "tek taraflı bir caydırıcılık denklemi" olarak tanımladığı şeyi dayatma kararlılığına dikkat çekti.

Washington'ın Hürmüz Boğazı'na odaklanmasına gelince, Uteybi hedefin, boğazı İran'ın elindeki stratejik bir baskı kartı olmaktan çıkarıp siyasi bir yüke dönüştürmek olduğunu savundu ve "Çünkü Tahran, ekonomisi tırmanışın maliyetini üstlenirken boğaz üzerinde tam kontrol kuramayacaktır" dedi.

Uteybi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Maskat ziyaretinden sadece bir gün sonra Umman'a düzenlenen İran saldırısının, İran-Umman müzakerelerinin başarısızlığını ortaya koyduğunu ve aynı zamanda Tahran'ın boğaz üzerindeki nüfuzu Umman'la paylaşmak yerine tam kontrol kurma arzusunu yansıttığını dile getirdi.

Ayrıca Yemen'deki İran bağlantılı Husilerin, önceki ABD saldırılarının ardından şimdiye kadar çatışmanın dışında kaldığını, Lübnan'da Hizbullah'ın ve Irak'taki İran bağlantılı grupların şu anda uğradığı kayıplardan kaçınmaya çalıştığını belirtti. Uteybi'ye göre bu durum Tahran üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

 

Bu haber toplam 1806 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:17:59