İran’a Ortak Saldırı: Rejim Değişikliği mi, Uzun Savaş mı?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik kapsamlı saldırılarının ardından Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House uzmanları, operasyonların İran rejimi, bölge ve uluslararası sistem üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi. Uzmanlara göre süreç, rejim değişikliğinden bölgesel savaşa kadar geniş riskler barındırıyor.

28 Şubat 2026 - 17:23
28 Şubat 2026 - 17:23
 0
İran’a Ortak Saldırı: Rejim Değişikliği mi, Uzun Savaş mı?

ABD ve İsrail’in İran genelinde nükleer tesisler, balistik füze altyapısı ve askeri komuta merkezlerini hedef alan saldırıları uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. ABD Başkanı Donald Trump operasyonların “Amerikan halkını korumak” ve İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla başlatıldığını açıkladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise saldırıları “önleyici” olarak nitelendirdi.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House uzmanları, gelişmelere ilişkin ilk değerlendirmelerini paylaştı.

“Bu, Rejim İçin Varoluşsal Bir Aşama”

Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil’e göre yaşananlar, İran açısından sınırlı bir gerilim tırmanışının ötesinde. Vakil, sürecin “rejimin hayatta kalmasıyla doğrudan bağlantılı varoluşsal bir aşamaya” işaret ettiğini belirtti.

Vakil, dış askeri baskının bir rejimi zayıflatabileceğini ancak otomatik olarak istikrarlı ve demokratik bir alternatif yaratmayacağını vurguladı. İran’ın 2003 Irak’ından farklı olarak daha bütünleşmiş devlet kurumlarına ve bölgesel ağlara sahip olduğunu ifade etti.

“Rejim Değişikliği Havadan Yapılamaz”

Chatham House Direktörü Bronwen Maddox ise “Rejim değişikliği havadan yapılamaz” diyerek, ABD’nin birden fazla hedef belirlemesinin stratejik karmaşa yaratabileceğini söyledi.

Maddox, İran lideri Ali Hamaney görevden ayrılsa bile, İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) ülke ekonomisi ve güvenlik mimarisi üzerindeki etkisinin devam edeceğini ve güç boşluğunun yeni riskler doğurabileceğini dile getirdi.

Bölgesel Savaş Riski

Uluslararası Güvenlik Programı Direktörü Marion Messmer, saldırıların müzakereler sürerken gerçekleştirilmesinin “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu kaydetti. Bu durumun gelecekte diğer ülkelerin ABD ile müzakereye girme isteğini azaltabileceğini ifade etti.

İran’ın misilleme olarak İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik füze saldırıları başlatmasının, çatışmanın genişleme riskini artırdığına dikkat çekildi.

Hukuki Meşruiyet Tartışması

Uluslararası Hukuk Programı Direktörü Prof. Marc Weller ise ABD’nin saldırıları “meşru müdafaa” kapsamında gerekçelendirmesinin hukuki açıdan zayıf olduğunu savundu.

Weller’e göre İran’ın ABD’ye karşı yakın ve kaçınılmaz bir saldırı tehdidi bulunmadığı gibi, nükleer programın askeri müdahale gerektirecek derecede acil bir tehdit oluşturduğuna dair yeterli kanıt da ortaya konmadı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler’den küresel bir yetki alınmadan gerçekleştirilen bu tür tek taraflı eylemlerin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu belirtti.

Uzmanlara göre önümüzdeki günler, İran’ın vereceği yanıt ve bölgedeki diğer aktörlerin tutumuna bağlı olarak şekillenecek. Mevcut tablo is

 

Bu haber toplam 571 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:24:31