İran'da rejim değişikliği uman halk artık korku içinde

İran savaşının dördüncü haftasında, bazı İranlıların rejimin zayıflayacağı yönündeki umudu, artan sivil kayıplar ve belirsizlik nedeniyle yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı.

27 Mar 2026 - 13:28
27 Mar 2026 - 13:28
 0
İran'da rejim değişikliği uman halk artık korku içinde
İran kenti Tebriz'de hava saldırılarından etkilenen bir ev/AP

İran'a yönelik savaş başladığında birçok İranlı, ABD ve İsrail'den gelen saldırıların rejimi zayıflatmak hatta devirmek için bir fırsat olabileceğini düşünüyordu.

ABD Başkanı Donald Trump da İran halkına "Hükümeti devralma" çağrısı yaparak, muhtemelen bir daha nesiller boyunca böyle bir şans yakalamayacaklarını söylemişti.

Ancak dördüncü haftasına giren savaşta tablo artık farklı. ABD ve İsrail'in sivil yerleşimleri vurması, gündelik hayatın giderek daha tehlikeli hâle gelmesi ve molla rejiminin hâlâ ayakta durması, birçok muhalifin umudunun yerini şüphe, tükenmişlik ve korkuya bırakmasına neden oldu.

Güvenlik risklerinden dolayı isminin açıklanmasını istemeyen bir Tahran sakini, DW'ye durumu şöyle özetliyor: "Bütün bu yıkıma rağmen hükümet hâlâ ayakta. Bu, savaşın sonucuna dair ilk varsayımların yerini, hayal kırıklığı ve endişenin almasına sebep oldu."

Umuttan belirsizliğe

Savaşın başladığı günlerde İran halkı, güvenlik güçlerinin Ocak ayında acımasızca bastırdığı hükümet karşıtı protestoların etkisindeydi. Böyle bir ortamda bazı İranlılar, yabancı askeri müdahalenin rejimi yeterince sarsarak yeni bir halk ayaklanmasına zemin hazırlayabileceğini düşünüyordu.

Dinî rejime karşı çıkan söz konusu İranlılar için ABD-İsrail saldırıları, kalıcı bir değişimin olası tetikleyicisi olarak görüldü.

Ancak bombalamalar ve füze saldırıları devam ederken savaşa dair bu bakış açısını sürdürmek zorlaştı.

İran'da yanan binalar, tahrip olan altyapı ve dumanlarla kaplı gökyüzü görüntüleri birçoğunun savaşa ilişkin bakışını değiştirdi. Artık odak, savaşın rejimi zayıflatıp zayıflatmayacağı değil, saldırıların daha ne kadar süreceğine ve İranlı sivillerin daha ne kadar ölüm ve yıkıma katlanmak zorunda kalacağına kaymış durumda.

Sivil kayıplar ve artan güvensizlik İran'da günlük hayatın bir parçası hâline gelirken, ülkenin güneyindeki Minab kentinde bir kız okuluna düzenlenen saldırı bu değişimin en belirgin sembollerinden oldu.

Savaşa rağmen işe gitmek zorundalar

DW'ye konuşan bir Tahran sakini, savaşa ve neredeyse sürekli devam eden hava saldırısı tehdidine rağmen birçok İranlının hâlâ görece güvenli olan evlerinden çıkıp işlerine gitmesi gerektiğini söylüyor.

Güvenlik nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen İran vatandaşı, şunları diyor:

"Hükümet, çalışanların işyerinde fiziken bulunmaları konusunda hâlâ ısrar ediyor. Birçok insanın gözünde hiçbir yer güvenli değil ve kimse işe gitmek istemiyor."

İşe gitmemenin "grev veya protesto olarak algılanabileceğini ve bunun da insanlar üzerinde daha fazla baskı yarattığını" da sözlerine ekliyor.

Bundan sonrasına dair korku

Bombalar ve saldırıların durmasından sonra yaşanabilecekler de İranlılarda tedirginliğe neden oluyor.

Birçok kişi, İslam Cumhuriyeti'nin savaşı atlatması halinde eski sorunlarına ek olarak yeni problemlerle de karşı karşıya kalacaklarını düşünüyor.

Bu endişeler arasında hasar görmüş altyapı, daha da derinleşen ekonomik kriz, devam eden yaptırımlar ve kontrolü daha sert biçimde tesis edebilecek bir devlet yer alıyor.

ABD ve İsrail'in bu savaşla neyi hedeflediğine dair belirsizlik de endişeleri perçinliyor.

İran merkezli Stratejik Araştırma Merkezi'nin eski yöneticisi Babak Dorbeiki, İsrail ve ABD'nin hedeflerinin aynı olmadığını söylüyor. Dorbeiki, "ABD'den farklı olarak İsrail, çöküş hedefliyor. Bundan dolayı Trump ve Netanyahu'nun amaçları farklı gibi görünüyor. Sonuç olarak, savaşın nasıl biteceği belirsizliğini koruyor" değerlendirmesini yapıyor.

Belirsizliğin yıprattığı bir toplum

İran'a yönelik yoğun bombardımana ve ülkede birçok üst düzey yetkilinin öldürülmesine rağmen güvenlik güçleri hâlâ toplumsal baskıyı sürdürüyor.

İran'da hükümet karşıtı protestoların bastırılması talimatı veren dinî lider Ali Hamaney'in öldürülmesinin bir değişime yol açacağı umutları da sarsılmış durumda. Zira Hamaney'in oğlu ve halefi olan Mücteba Hamaney daha da sertlik yanlısı olarak görülüyor.

Bazılarının başta devleti zayıflatmanın yolu olarak gördüğü süreç, şimdi bambaşka bir hâl aldı: Sonu belirsiz bir savaşta sivillerin ödediği bedel artarken, sarsılmasını umdukları sistemin gerçekten çöküp çökmeyeceği de belirsizliğini koruyor.

 

Bu haber toplam 778 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 14:29:06