Bakırhan’dan 'arka kapı pazarlığı' iddialarına yanıt: ''Bahçeli ve Erdoğan’a da haksızlık''

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda 467 oyla kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni “ilk aşama” olarak nitelendirdi. Yasanın 100 yıllık Kürt meselesinin çözümü olmadığını belirten Bakırhan, sürecin “şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine geçiş” anlamına geldiğini söyledi. İktidarla yürütülen görüşmelerin seçim pazarlığı olduğu iddialarını reddeden Bakırhan, “Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde kimin seçileceği, kimin cumhurbaşkanı olacağı kesinlikle tartışılmamıştır” dedi.

14 Ağustos 2026 - 17:55
14 Ağustos 2026 - 17:55
 0
Bakırhan’dan 'arka kapı pazarlığı' iddialarına yanıt: ''Bahçeli ve Erdoğan’a da haksızlık''

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24’te Şirin Payzın ve Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı. Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda 10 Ağustos’ta 467 oyla kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, Kürt meselesinin çözüm süreci, PKK’nin silah bırakması, Abdullah Öcalan’ın rolü, iktidarla yapılan görüşmeler, muhalefetin tutumu ve DEM Parti’nin kongre hazırlıkları hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

“Bu yasa ilk aşama, Kürt meselesinin nihai çözümü değil”

Bakırhan, Meclis’ten geçen çerçeve yasanın tamamen DEM Parti’nin istediği biçimde hazırlanmış bir metin olmadığını söyledi. Metnin karşılıklı müzakereler ve hassasiyetler gözetilerek oluşturulduğunu belirten Bakırhan, eksikleri bulunduğunu kabul etmekle birlikte yasanın tarihsel önemine dikkat çekti.

Bakırhan, 100 yıllık bir meselenin ilk kez Meclis zemininde bu kapsamda ele alınmasını önemli bulduğunu belirterek, yasanın temel işlevini “şiddet ve çatışma zemininden hukuki ve siyasi zemine geçiş” olarak tanımladı.

Bakırhan’a göre mevcut düzenleme Kürtlerin demokratik haklarını ve özgürlüklerini bütünüyle tanımlayan nihai bir yasa değil. İlk aşamanın ardından demokratikleşme, hukuk, ifade özgürlüğü, yerel demokrasi ve Kürtlerin uzun yıllardır dile getirdiği taleplerin gündeme geleceğini söyledi.

“40 yıllık mücadele sonucunda ne elde ettik?” diye soran Kürt seçmene de seslenen Bakırhan, Kürtçenin statüsü, yerel demokrasi ve kimlik meselesinin henüz çözülmediğini belirtti. Bu nedenle mevcut düzenlemenin yalnızca başlangıç olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

“İlk etapta 3 bin 800-3 bin 900 kişi cezaevinden çıkabilir”

Bakırhan, yasanın olası sonuçlarına ilişkin sayısal değerlendirmelerde de bulundu. Hükümet yetkililerinin daha önce dile getirdiği rakamlara işaret eden Bakırhan, ilk etapta yaklaşık 3 bin 800-3 bin 900 tutuklu veya hükümlünün cezaevlerinden çıkabileceğini söyledi.

Bakırhan ayrıca yaklaşık 75 bin devam eden soruşturma ve kovuşturma ile 50 bin gizli yürütülen soruşturmanın bulunduğunu, toplamda yaklaşık 125 bin dosyanın düzenlemeden etkilenebileceğini ileri sürdü.

Ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası alan ve şiddet ya da öldürme fiilleri nedeniyle yargılanan yaklaşık 900 kişinin ise ilk aşamada kapsam dışında kalacağını belirten Bakırhan, bu kişilerin durumunun ikinci aşamada ele alınacağını söyledi.

“Şeffaflık eleştirisini anlıyorum ancak her şey açık yürütülemez”

Röportajda sürecin yeterince şeffaf yürütülmediği yönündeki eleştiriler de gündeme geldi. Payzın ve Sabuncu, bazı milletvekillerinin dahi yasanın içeriğini son aşamaya kadar tam olarak bilmediğine ilişkin eleştirileri Bakırhan’a yöneltti.

Bakırhan, eleştirilerin bütünüyle haksız olmadığını ancak böylesine hassas ve tarihsel bir süreçte her ayrıntının kamuoyuna anlık olarak açıklanmasının mümkün olmayabileceğini söyledi.

Dünyadaki çeşitli barış süreçlerini örnek gösteren Bakırhan, İsrail-İngiltere arasındaki görüşmeler ile Kolombiya’daki FARC sürecinde müzakerelerin belirli aşamalarının kamuoyundan gizli yürütüldüğünü hatırlattı.

Bakırhan’a göre süreçte örgütün ikna edilmesi, karşılıklı güvenin oluşturulması ve geçmişte yaşanan kayıplar ile acıların dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle bütün müzakerelerin baştan sona kamuoyu önünde yürütülmesinin her zaman gerçekçi olmayabileceğini savundu.

“Müzakere ve yasa Türkiye’yi bölmez”

Bakırhan, sürece yönelik “Türkiye bölünüyor” veya “üniter devlet ortadan kaldırılıyor” şeklindeki eleştirileri de değerlendirdi.

“Çatışmanın kendisi bölücü bir özellik taşır. Müzakerenin, masanın, yasanın kendisi Türkiye’yi bölmez” diyen Bakırhan, düzenlemenin Türkiye toplumunun mevcut değerlerinden herhangi bir şey götürmediğini savundu.

Kürtler açısından ise sürecin henüz ilk aşamada olduğunu vurgulayan Bakırhan, Kürtçe, yerel demokrasi ve kimlik tanımlaması gibi başlıkların henüz çözülmediğini söyledi. Meclis zeminine geçildikçe bu konuların daha açık biçimde tartışılabileceğini ifade etti.

Erdoğan’ın yeniden seçilmesi iddiasını reddetti

Röportajın öne çıkan başlıklarından biri de yasanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin önünü açacak bir siyasi düzenlemenin parçası olduğu yönündeki iddialardı.

Bakırhan bu iddiaları kesin bir dille reddetti. Yasanın içerisinde seçimlere veya Erdoğan’ın yeniden seçilmesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını belirten Bakırhan, görüşmeler sırasında da seçim pazarlığının yapılmadığını söyledi.

“Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde tek bir seçim, kimin seçileceği, kimin cumhurbaşkanı olacağı kesinlikle tartışılmamıştır” diyen Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın da böyle bir gündeminin bulunmadığını ifade etti.

“İktidarla görüşmek bizim tercihimiz değil, süreç kendisini dayattı”

Bakırhan, DEM Parti’nin iktidarla görüşmeler yürütmesine yönelik eleştirilere de yanıt verdi.

Sürecin mevcut iktidarla yürütülmesinin kendi tercihleri olmadığını savunan Bakırhan, “Süreç kendisini dayattı” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden çatışma nedeniyle ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan ağır bir maliyet ödediğini belirten Bakırhan, Ortadoğu’daki gelişmelerin de Türkiye’nin kendi içindeki Kürt meselesini çözmesini gerekli hale getirdiğini söyledi.

Bakırhan, siyasi aktörlerin “başka bir iktidar gelsin, başka bir cumhurbaşkanı gelsin” diyerek süreci erteleme hakkına sahip olmadığını savundu. Çatışmayı ve ölümleri bir an önce durdurabilecek her adımı DEM Parti olarak değerlendireceklerini ifade etti.

“Arka kapı pazarlığı iddiası Erdoğan ve Bahçeli’ye de haksızlık”

İktidarla yapılan görüşmelerin perde arkasında seçim pazarlığına dönüştüğü iddialarına sert tepki gösteren Bakırhan, bunun hem Erdoğan’a hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye haksızlık olduğunu söyledi.

Bakırhan, Cumhurbaşkanı ve bir siyasi parti genel başkanının DEM Parti ile seçim pazarlığı yaptığı iddiasını gerçekçi bulmadığını belirterek, bu tür iddiaların Türkiye toplumunun aklıyla oynanması anlamına geldiğini savundu.

“Emin olun, bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde kimin seçileceği, kimin cumhurbaşkanı olacağı kesinlikle tartışılmamıştır” diyen Bakırhan, kendisinin İmralı’da Öcalan’ı ziyaret ettiğini ve Öcalan’ın da böyle bir gündeminin olmadığını söyledi.

Bakırhan ayrıca Kürtlerin bu tür iddiaları unutmayacağını belirterek, siyasi aktörlere sürecin “onurlu bir barışa ve demokratik bir Türkiye’ye” evrilmesi için sorumluluk alma çağrısında bulundu.

Muhalefete “savaş mı istiyorsunuz?” tepkisi

Bakırhan, ana muhalefet partisinin süreçteki tutumunu da eleştirdi. Kürt seçmenin geçmiş seçimlerde muhalefet adaylarına verdiği desteği hatırlatan Bakırhan, bu desteğin karşılığında en azından çatışmanın sona erdirilmesi ve demokratikleşme konusunda ortak bir irade beklediklerini söyledi.

“Miletimiz ne zaman savaş sever oldu? Ne zaman gençlerimizin ölmesine sevinen oldu?” diye soran Bakırhan, Türkiye toplumunun savaş ve çatışma istemediğini savundu.

Kürt seçmenin seçimlerde farklı siyasi tercihler yapabileceğini ancak barış ve demokrasi talebinin seçimlerden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, siyasi partilerin iktidarın yaptığı her şeye otomatik olarak karşı çıkmasının doğru olmadığını söyledi.

“Tabanımızda ciddi hayal kırıklığı oluştu”

Bakırhan, ana muhalefet partisinin Meclis oylamasında iki farklı tutum ortaya koymasının DEM Parti tabanında ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

Ana muhalefet partisinin geçmiş seçimlerde Kürt seçmenin desteğini aldığını belirten Bakırhan, bu nedenle partinin söz konusu yasa konusunda daha bütünlüklü bir tutum sergilemesini beklediklerini ifade etti.

Genel başkanın “evet” yönündeki tutumu ile parti grubundaki “hayır” oylarının ortaya çıkmasının ana muhalefet açısından da bir sorun yarattığını savunan Bakırhan, bunun iktidarın eline siyasi malzeme verdiğini söyledi.

Buna rağmen ana muhalefetle ilişkilerinin ve iletişim kanallarının sürdüğünü belirten Bakırhan, önümüzdeki dönemde demokratikleşme konusunda ortak mücadele yürütülebileceğini ifade etti.

“Özgür Özel’in tutuklanması antidemokratik olur”

Bakırhan, ana muhalefet lideri Özgür Özel’in tutuklanabileceğine ilişkin tartışmaları da değerlendirdi.

Özel’e yönelik böyle bir adım atılması halinde DEM Parti’nin demokratik tepki göstereceğini belirten Bakırhan, seçilmiş bir siyasi parti genel başkanının tutuklanmasının kabul edilemez ve antidemokratik bir uygulama olacağını söyledi.

Bakırhan, bir yandan demokratikleşme sürecinden söz edilirken diğer yandan siyasi aktörlerin tutuklanmasının veya yargı baskısıyla karşı karşıya bırakılmasının sürecin ruhuyla bağdaşmayacağını savundu.

Silahların bırakılması: “Nereye teslim edileceği devlet ile örgüt arasında belirlenecek”

Bakırhan, PKK’nin silah bırakma sürecinin teknik ayrıntıları hakkında da konuştu.

Silahların nereye teslim edileceği, yakılıp yakılmayacağı veya gömülüp gömülmeyeceği gibi ayrıntıların DEM Parti’nin değil, örgüt ile devlet ve Milli Savunma Bakanlığı arasında yürütülecek görüşmelerin konusu olduğunu söyledi.

Bakırhan, günün sonunda silahların mutabakatla oluşturulacak bir mekanizmaya bırakılacağını belirterek, örgütün silahların bir bölümünü ileride yeniden kullanmak üzere saklamasının söz konusu olmayacağını savundu.

“Tespit, teyit, denetim ve normalleşme” süreci

Röportajda silah bırakma sürecinin nasıl işleyeceği de ayrıntılı biçimde ele alındı.

Bakırhan, süreçte “tasfiye, teyit, denetim ve normalleşme” şeklinde dört aşamalı bir mekanizmadan söz edildiğini belirtti. Örgütün silah bırakması ve fesih sürecinin ardından devletin ilgili kurumlarının tespit ve teyit aşamasını yürütmesi, sonrasında ise yasal ve siyasi adımların atılması gerektiğini ifade etti.

DEM Parti’nin ise bu süreçte Meclis’te oluşturulacak izleme mekanizmasına önem verdiğini söyleyen Bakırhan, bütün siyasi partilerin temsil edildiği bir kurul oluşturulmasını önerdi. Bu kurulun sürecin sahadaki uygulamalarını izlemesi ve denetlemesi gerektiğini belirtti.

DEM Parti’den “izleme kurulu” önerisi

Bakırhan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında ilgili bakanlıkların yer aldığı bir kurulun oluşturulması ve Meclis’te de siyasi partilerin temsil edildiği bir izleme kurulu kurulması gerektiğini söyledi.

DEM Parti’nin önerdiği bir başka mekanizmanın ise Abdullah Öcalan’ın da içinde bulunacağı bir “barış ve siyasallaşma kurulu” olduğunu belirten Bakırhan, Öcalan’ın süreçte önemli ve kurucu bir rol oynayabileceğini savundu.

Bakırhan’a göre Öcalan’ın örgüt ve Kürtler üzerindeki etkisi nedeniyle süreçte iletişim, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor.

PJAK ve YPG sorusuna yanıt: “Bu ayrıntıların muhatabı Öcalan”

Röportajda yasanın bölgesel boyutu da gündeme geldi. PKK ve KCK ifadelerinin kapsamının İran’daki PJAK ve Suriye’deki YPG gibi yapılanmalar açısından ne anlam taşıdığı soruldu.

Bakırhan, bu konularda kesin bir hüküm vermekten kaçındı. İran’daki Kürtlerin ve Suriye’deki Kürtlerin kendi özgün sorunlarının bulunduğunu belirten Bakırhan, söz konusu yapıların geleceğiyle ilgili ayrıntıların Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle daha sağlıklı biçimde ele alınabileceğini söyledi.

İran’daki Kürtlerin durumunun farklı olduğunu belirten Bakırhan, Suriye’de ise 30 Ocak anlaşmasının hayata geçirilmeye çalışıldığını ve çatışmaların bir biçimde sona erdiğini ifade etti.

“Öcalan’ın kurucu rolünü oynayabilmesi için koşullar oluşturulmalı”

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün yalnızca PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlı olmadığını savundu.

Öcalan’ın örgüt ve Kürtler üzerindeki etkisine dikkat çeken Bakırhan, onun süreçte “kurucu rol” oynayabilmesi için iletişim, yaşam ve çalışma koşullarının oluşturulması gerektiğini söyledi.

Öcalan’ın gelecekte Türkiye’de sivil siyasetin içinde yer alıp almayacağı konusunda ise Bakırhan, bunun henüz tartışılması gereken teknik bir konu olduğunu belirtti. Öcalan’ın önceliğinin yalnızca cezaevinden çıkmak olmadığını savunan Bakırhan, asıl meselenin Kürtlerin haklarına kavuşması olduğunu söyledi.

İmralı’daki koşullar: “Bize ulaşan herhangi bir bilgi yok”

Öcalan için yeni bir çalışma alanı oluşturulduğu ve mevcut koşullarının iyileştirildiği yönündeki iddialar da Bakırhan’a soruldu.

Bakırhan, kendilerine ulaşan doğrulanmış bir bilgi bulunmadığını söyledi. Öcalan’ın hâlen bulunduğu yerde kaldığını belirten Bakırhan, koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini ancak bu yönde somut bir adım atılıp atılmadığı konusunda kendilerine bilgi ulaşmadığını ifade etti.

İkinci aşama: Demokratikleşme ve anayasa tartışması

Bakırhan, çerçeve yasanın ardından ikinci aşamanın demokratikleşme adımları olacağını söyledi.

Bu aşamada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, Anayasa Mahkemesi kararları, kayyum uygulamaları, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi başlıkların gündeme geleceğini belirten Bakırhan, Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak bir “yol temizliği” yapılması gerektiğini ifade etti.

Anayasa değişikliğinin ise bugün itibarıyla görüşülen somut bir gündem olmadığını belirten Bakırhan, Kürt meselesi, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri, dil ve yerel demokrasi gibi bazı başlıkların anayasal düzenlemeler gerektirebileceğini söyledi.

Bakırhan, gelecekte demokratik bir anayasa gündeme gelirse DEM Parti’nin içeriğini görmeden destek vermeyeceğini belirterek, anayasanın Kürtler, Aleviler, gençler, kadınlar ve kendisini yeterince ifade edemeyen toplumsal kesimler açısından ne getirip ne götürdüğünün açık biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“İktidara güvenmiyoruz, kendimize güveniyoruz”

İktidarın sonraki aşamalarda gerekli demokratik adımları atacağına güvenip güvenmediği sorulan Bakırhan, DEM Parti’nin iktidarı yakından tanıdığını söyledi.

Bakırhan, sürecin yalnızca silah bırakma ve örgütün feshiyle sınırlı kalması ihtimaline karşı mücadele edeceklerini belirtti. İktidarın bundan sonraki adımları atması için siyasi baskının ve toplumsal mücadelenin önemli olduğunu savundu.

Bakırhan, Selahattin Demirtaş ve diğer tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılması, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi ve farklı inançların ibadethanelerine yasal statü verilmesi gibi başlıkların birlikte savunulabileceğini söyledi.

“Biz kendimize güveniyoruz” diyen Bakırhan, bundan sonraki süreçte iktidarın ne yapacağından çok, muhalefetin ve toplumsal güçlerin iktidara gerekli adımları attırmak için ne yapacağına odaklanacaklarını ifade etti.

“Demirtaş’ın serbest bırakılması için bu yasayı beklemeye gerek yok”

Bakırhan, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani davasındaki diğer siyasetçilerin durumuna ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına işaret eden Bakırhan, bu isimlerin serbest bırakılması için yeni yasanın yürürlüğe girmesinin beklenmesine gerek olmadığını savundu.

Bakırhan, ilgili kararların uygulanması halinde bu kişilerin serbest bırakılabileceğini belirterek, “İnşallah” büyük kongrede Demirtaş’la birlikte olacaklarını söyledi.

DEM Parti kongresi 6 Eylül’de yapılacak

DEM Parti’nin 20 Eylül olarak planlanan olağan kongresinin 6 Eylül’e çekilmesinin de gündeme geldiği röportajda Bakırhan, bunun temel nedeninin yasal zorunluluk olduğunu açıkladı.

Daha kapsamlı ve geniş katılımlı kongreyi daha sonraki bir tarihte gerçekleştireceklerini belirten Bakırhan, bu kongrenin partinin yeniden yapılanma sürecinin başlangıcı olacağını söyledi.

Bakırhan, cezaevinden çıkacak, sürgünden dönecek ve sürece mesafeli duran kişilerin de yeni yapılanmaya katılmasını hedeflediklerini belirtti. Partinin yalnızca Kürt meselesine değil, Türkiye’nin bütün temel sorunlarına ilişkin program üreten daha geniş bir siyasi zemine dönüşmesini amaçladıklarını ifade etti.

“İnşallah Demirtaş da bizimle olacak”

Bakırhan, daha kapsamlı kongrenin önemli hedeflerinden birinin de cezaevindeki ve sürgündeki siyasetçilerin yeniden siyasi sürece katılması olduğunu söyledi.

“İnşallah beraber olacağız. Zaten ana hedeflerimizden birisi o” diyen Bakırhan, Demirtaş’ın yanı sıra Figen Yüksekdağ, Kobani davasında yargılanan isimler, sürgündeki milletvekilleri ve cezaevindeki belediye başkanlarının da siyasi sürece katılmasını istediklerini belirtti.

Bakırhan, partinin gelecekte Türkiye’de iki kutup arasında sıkışmış ve daha demokratik bir siyasal zemin arayan herkese açık olacağını söyledi.

Mahmur ve Avrupa’dan dönüş beklentisi

Röportajın son bölümünde Mahmur Kampı’nda ve Avrupa’da bulunan kişilerin Türkiye’ye dönme beklentileri de gündeme geldi.

Bakırhan, Mahmur Kampı’nı birkaç kez ziyaret ettiğini ve burada yaşayan insanların ağır koşullarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Kamp sakinlerinin birçoğunun geçmişte tarım ve hayvancılıkla geçindiğini, ancak zorunlu göç nedeniyle kendi topraklarından uzak kaldığını belirtti.

Kendilerine çok sayıda kişinin telefon ve mesajlarla ulaştığını anlatan Bakırhan, insanların kendi topraklarına, ailelerinin mezarlarına, büyüdükleri köylere ve tarlalara dönmek istediklerini söyledi.

“Başkan, çanta hazır. Ne zaman geliyoruz? Bizi kim karşılayacak? Kongreye yetişecek miyiz?” şeklinde mesajlar aldıklarını aktaran Bakırhan, cezaevindeki siyasetçilerin de benzer beklentiler taşıdığını ifade etti.

“Barış ikliminin önüne sorunlar koymamak gerekiyor”

Bakırhan, röportajın sonunda sürece ilişkin genel değerlendirmesini de paylaştı.

Türkiye’de atılan hiçbir adımın küçümsenmemesi gerektiğini belirten Bakırhan, eksik görülen düzenlemelerin ortak mücadeleyle tamamlanması gerektiğini söyledi.

Barış ortamının korunmasının bütün siyasi partilerin sorumluluğu olduğunu savunan Bakırhan, sürecin başlaması halinde toplumun farklı kesimlerinin eşit ve özgür biçimde yaşayabileceği bir Türkiye’nin mümkün olduğunu ifade etti.

Bakırhan, hedeflerinin insanların düşünceleri nedeniyle tutuklanmadığı, belediyelere seçilmemiş yöneticilerin atanmadığı, insanların sürgüne zorlanmadığı ve seçmenlerin tercih ettiği kişilerin kendilerini yönetebildiği demokratik bir Türkiye olduğunu söyledi.

Bakırhan, barış sürecinin başladığında kendi dinamiklerini yaratacağını savunarak, mevcut aşamanın ilerletilmesi halinde Türkiye’nin uzun süredir çözülemeyen sorunlarının demokratik yollarla ele alınabileceği mesajını verdi.

 

Bu haber toplam 968 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:56:04